Elif Çaylıoğlu

Mana Çakıştırma

Elif Çaylıoğlu

Sevgili Yılmaz Hocam, yaptığımız söyleşilerde bizi ve okuyucularımızı yönlendirdiğiniz yer sadece Kur’an ve sünnet elhamdülillah. Bir mümin olarak bizler de Kur’an’ımızı okuyup anlamaya gayret ediyoruz ancak mealini okurken kimi zaman meali anlamadığımız oluyor, bazen de bir meali başka bir mealle karşılaştırdığımızda anlamlar birbirine zıt düşüyor gibi gelebiliyor ki bu durum bizde korku oluşturuyor. Bunun sebebini merak ediyorum: Yanlış mı okuyoruz, neden anlayamıyoruz? Böyle düşünceler oluşuyor diye günaha giriyorsam diye korkuyorum. Bu gibi endişeler, anlamak arzusuyla okumak üzere açıp oturduğumuz Kur’an’dan endişe ve korkuyla ayrılmamıza sebep oluyor. Biz nasıl bir çalışma yapalım ki Kur’an’ı doğru anlayabilelim?

İslam’ı yani ayet ve hadislerin açıkladığı hakikatleri anlama çalışmaları yaparken önce hanif idrakta olmayı öncelemeliyiz; yani Kur’an ve hadisleri anlayabilmek için, Allah’ın dışı var ve dışında da yarattıkları var algısını reddetmek gerekiyor, öncelik budur. Sonra ayetleri ve hadisleri okurken, incelerken uygulanacak tefekkür tekniklerini bilmek gerekiyor ki bunlardan önemli iki tanesinden bu soru vesilesiyle bahsedelim. 

Kur’an’ı ve İslamiyet’i anlamakta, Tevhid idrakını yakalamakta dikkat edilecek şeylerden birisi; bir ayete verilen bir mânânın Kur’an’da bir başka ayetin mânâsıyla tezat teşkil etmemesidir. Bir ayet için verilen meal yani mânâ diğer bir ayetin mânâsı ile çelişmemelidir, çünkü Kur’an’da birbiriyle çelişen bir mânâ yoktur, böyle bir şeyin olması muhaldir. Ama bizim ayetlerde çelişki olmadığını görebilmemiz için, yani tezat içeren bir mânâya yol açmadan Kur’an ayetlerini anlamamız ve meallendirmemiz için şu çok önemli şartı taşımamız gerekir: Kur’an manzarasının tamamını doğru ve tam görebiliyor olmak! O işi yapabilmek ve o hali yaşayabilmek için bu özellikte olmamız gerekiyor. 

Herhangi bir ayete bir mânâ verildiğinde, başka bir yerde bir başka ayete onunla tezat teşkil eden bir mânâ verilemez. Bunu uygulayabilmek için şimdi size, ilhamını Tevhid anlayışından alan bir yöntem açıklayacağım; Mânâ Çakıştırma Yöntemi! İlhamını Tevhid anlayışından aldığı için böyle bir tekniği normal yaşantıda göremez, bulamazsınız, Kur’an’a ait bu teknik beşeri bir iz taşımaz. Ve siz Tevhid’den ilham alan bu tekniği uyguladıkça, ona alıştıkça o sizi Tevhid idrakına daha da bağlar, Tevhid idrakını size çok kolaylaştırır. Bu yöntem Kur’an ayetlerini anlamada çok ama çok önemli bir tekniktir. Bu teknikte hem bir ayetin birden çok mânâsı fark edilir ve birbirleriyle çakıştırılır hem de farklı ayetlerin manaları birbirleriyle çakıştırılır. 

Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem’in “Kur’an ayetlerinin iç içe yedi batını mânâsı vardır” hadisi çerçevesinde bakarsanız bu tekniği öğrenmek çok önemli hale gelir. Peki, bu tekniği biz uygulayabilir miyiz? Evet, hem de çok kolay uygularız. Kur’an’da insana zor bir şey yoktur elhamdülillah. Kur’an’da ve İslam’da insan için zor hiçbir şey yoktur. Size “zormuş gibi, karışıkmış gibi” gelse de biraz tefekkür edin, biraz yaklaşın göreceksiniz ki hiç öyle değil. Sadece biraz gayret, biraz sevmek yeterli. 

Peki, bu tekniği nasıl uygularız sevgili hocam? bazen bir ayeti bildiğimizi zannediyoruz ama yeni karşılaştığımız bir başka mealde bambaşka bir anlam yakalıyoruz. Burada mealin biri doğru diğeri yanlış mı, bunu nasıl anlayacağız?

Sorunu hayattan bir olayla açmaya, anlatmaya çalışalım. Bir ayetin okuduğunuz, bildiğiniz bir meali vardır. Birisi gelir der ki; o ayetin mânâsı öyle değilmiş. Hocamız onun mânâsını şöyle açıkladı. Bakarsınız hakikaten söylediği doğrudur, çok da anlamlıdır. Peki, hangisi doğru, hangisi yanlış? Yanlış şudur: Yeni bir mânâ görüldüğünde önceki mânâyı yanlış zannetmek! Asıl yanlış budur. Eğer kasten bir tahrif yoksa ki bir İslam aliminin böyle bir şeyi düşünmesi bile mümkün değildir. İki mealde size farklı gibi gelenlerin yanlış olması mümkün değildir, o mânâların ikisi de doğrudur. Öğrendiğiniz yeni mânâ sizi “bir önceki mânâ yanlışmış” sonucuna götürmemelidir. Yeni bir mânâ öğrenmeniz, öncekinin yanlış olduğu anlamına gelmez. Bu çok önemlidir. Bu yüzden, her iki mânâyı veya daha fazla mânâ fark edilmişse hepsini çakıştırmayı öğreneceğiz, öğrenmeliyiz; mânâları çakıştırmayı gerçekleştirebilmeliyiz. Bu yöntemi hayatımızdaki kavramlara da uygulayabiliriz. Mesela tüm evreni çakıştırabiliriz. Tüm evreni çakıştırırsak yok olur; Tevhid olur. Çünkü Tevhid çakıştırmaktır. Bu yüzden Kur’an’a ait bu tekniği öğrenmeli ve uygulayabilmeliyiz. Bu teknik bilinmezse yeni bir mânâ, yeni bir meal ile karşılaşıldığında “meğer öyle değil böyleymiş” deriz. Oysa yeni Hakk mânâlar karşısında manaların hepsini kabul eden ve çakıştıran bir duruş şarttır. Ve bu duruşumuz sadece ayetler için değil, hadisler ve sünnet ehli zatların açıklamaları için de geçerlidir. Onların cümlelerinde de mânâları, yorumları, yaklaşımları çakıştırmak Tevhid’e en uygun iştir. Çünkü Hakk açıklamaların ikisi, üçü, hepsi gerçektir, doğrudur. Onları çakıştırarak hepsini içeren yeni bir mânâ, hepsine uygun yeni bir mânâ oluşturacaksın.

Diyelim ki hepsi sünnet ehli olan farklı âlim zatların bir konudaki düşüncelerini okudunuz, o manaların hepsini anlamaya çalışın ve çıkardığınız mânâları çakıştırın, tevhid edin, cem’ edin. Sadece birisini doğru sanmayın! Diğerini de bir âlim söylemiş, niye yanlış olsun? Burada yeri gelmişken şöyle bir hassasiyeti dikkatinize sunayım: 

Kur’an ayetlerine meal verilirken meal verildikten sonra parantez içinde yazılanlar eğer çok dikkat edilmezse tehlike oluşturur. Ayete bir meal verilip yanına da parantez içerisinde başka bir mânâ yazılıyorsa o sakıncalı olabilir. Sanki ilk yazılan meal ayetin mânâsı değil de parantez içine yazılan meal daha doğru sanılırsa, böyle bir algıya, bir kanaate yol açmak doğru olmaz.

Mânâ Çakıştırma Tekniği’ni anlamaya devam edelim. Bu teknik uygulanırken, bir ayetin en zâhirî mânâsından başlanarak derinliğine doğru tüm mânâlar çakıştırılıp onların hepsini içeren yeni bir mânâ oluşturulmalıdır. Yani en zâhiri mânâdan itibaren açılan veya karşılaşılan derinlikli tüm mânâlar çakıştırılıp, o manaların her birini içeren yeni bir mânâya ulaşılmalıdır. Çünkü bir üst mânâ önceki mânâları zaten içerir, en azından o mânâları reddetmeyen bir durumu vardır, öyledir. Mânâ çakıştırma bir ayetin derinlemesine mânâlarını çakıştırmak için kullanılabileceği gibi farklı ayetlerin mânâlarını çakıştırarak bir üst mânâya ulaşmak için de kullanılabilir. Ancak şuna dikkat edelim, bu hep geçerlidir: Ulaşılan yeni mânâ önceki mânâları, çakıştırılan mânâları yok etmez, yok saymaz. Bu teknik ile ilgili şöyle bir ipucu da paylaşalım: Yapılan durum tespitlerinde veya lütfedilen keşif bilgilerinde de mânâlar çakıştırılarak üst ve kavrayıcı mânâlara ulaşmak, Tevhid ile ufku sınırsızlaşmış kalp ve beyinler uğraşısıdır.

Sevgili Hocam, bir yerde hiç okumadığımız bir yöntem gibi geldi bu mana çakıştırma yöntemi, elhamdülillah çok güzel. İnşallah ayet ve hadis okumalarımızı bu yöntemle yapmak kolaylaşır. Bizlerin bu yöntemi daha iyi anlayabilmesi ve uygulayabilmemiz için Kur’an’dan ayetlerle örnek verebilir misiniz?

Mânâ Çakıştırma'nın daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmak üzere klasik örneğimiz olan İnsan-29 (“Dileyen Rabbine bir yol bulur”) ve İnsan-30 (“Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz”) ayetlerini hatırlayalım. Bu iki ayeti lütfen mana çakıştırma ve Kur’an’ımızı anlama için çok önemseyin, bu usulü edinin lütfen. Bu ayetlerde yapılan şudur: Uluhiyet ve kesret manasını çakıştırmak. Ulûhiyet gerçeğiyle kesret gerçeğini çakıştırmak çok önemlidir. İnsan-29 ve İnsan-30 ayetlerinde biz onu yapmayı öğrenmeli ve diğer ayetlerde de uygulayabilir hale gelmeliyiz. 

Bu iki ayette ulûhiyet gerçeğinin ifade edilişiyle kesret gerçeğinin ifade edilişini çakıştırıyoruz. İnsan-29 ayeti “kesret dili” ile, İnsan-30 ayeti ise “uluhiyet dili” ile bir açıklamadır. Bunu fark etmez de beşeri gözle bakarsanız onları zıt zannedersiniz, oysa aynı şeylerdir. Onları cem etmeyi, ikisini birden kabul etmeyi öğreneceksiniz. “İnsan-29” ve “İnsan-30” ayetlerinin mânâlarını çakıştırırken, dikkat ettiyseniz her bir ayet kendi kulvarında derinlikli mânâlarının çakışmasıyla bir noktaya gelmişti. Bu ayetlerin her biri için ulaştığımız mânâları çakıştırmakla, özellikle kader anlayışında ve onun uygulanmasında yeni bir ufuk oluşturulur. Ulaşılan bu yeni hal sindirildiğinde, bu yeni mânâya bir boyut açılır, bir derinlik kazandırılır ki, bu bize Muhtariyeti Tercih Gücü dediğimiz emaneti doğru kullanmanın mekanizmasını açar, açıklar.

Şu an ilk okuyanlara “karışık gibi” gelen, "anlaşılmaz gibi" gelen bu mânâlar, bu cümleler kitaplarımızı okudukça, söyleşilerimizi dinledikçe veya bu köşedeki yazıları ısrarla ve gayretle takip etemye devam ettikçe açılacaktır inşaAllah. O nedenle bugün bu kadarla yetinelim, mânâ çakıştırma yöntemiyle ilgili daha somut ve ileri bilgileri, örnekleri merak eden okurlarımızın, FATİHA kitabımızın “İyyaKE na’budu ve iyyaKE nestaiyn” ayetlerinin açıklandığı bölümü okumalarını, ayrıca Fatiha Suresi 5. Ayetin tefsiri niteliğinde olan Talibin Başlangıç Çizgisi kitabımızı okumalarını hassaten istirham ederim, dünya ve ahiret selametine talip olanlar için çok önemli idrak nurları var oralarda biiznillah…

Yazarın Diğer Yazıları