Yılmaz Hocam, yıllardır neredeyse yalvararak bizlerin (müslümanların) fark etmemizi istediğiniz ama bizim sanki öyle bir sorunumuz yokmuş gibi davrandığımız bir husus var; zanlarımızla uydurduğumuz bir Allah algısı. Bu aslında ahiretimiz için en önemli ve öncelikli risk diyebilir miyiz?
Elif hanım kardeşim, bunu ayetler söylüyor, mesela Fussilet 23. Ayet bunun çok açık beyan edildiği bir ayetimizdir. Bu ayette rabbimiz buyuruyor ki; rabbiniz hakkında taşıdığınız bu (zanlarınızla uydurulmuş) kanaatiniz sizi mahvetti de sonunda kaybedenlerden oldunuz.
Fussilet-23"Rabbiniz hakkında beslediğiniz zann var ya, işte sizi o mahvetti ve hüsrana uğrayanlardan oldunuz."
Demek ki çok önemli bir konu bu: İnsanların kafalarından uydurdukları Allah! Hep böyle olmuş, eğer inanmışlarsa; tapmak için bir tanrı uydurmuşlar kafalarından ve ona Allah demişler. Oysa onların uydurdukları gibi bir Allah yok. Olmayan bir şey. Hal böyle olunca Efendimiz (SAV)’in tebliği, insanlara hep neyi anlattığı da bu noktadan başlıyor.
Sizin “Rasulullah (SAV) Efendimiz bize Billahi Anlamda İman’ı yani doğru Allah’a inanmayı öğretti” dediğiniz nokta bu değil mi? Efendimiz’in tebliğiyle açıklanmış olmasına rağmen öyle inanmakta hala zorlanıyoruz sanki. Yani Rasulullah (SAV) Efendimiz’i anlayamamışlık gibi bir durum.
Hazreti Muhammed (SAV) Efendimiz onlara inanılması gereken Rabb’imizi tanıtınca onu tahayyül etmekte, zanlarındaki algıyı terk etmekte zorlanıyorlar. Bu sebeple Rasulullah (SAV) Efendimiz bir hadislerinde “Ey nebi olan Muhammed’in Rabbi Allah’ım” ifadesiyle dua etmemizi eşleri üzerinden bize öneriyor, öğretiyor. Yani Allah algımızı düzeltmekte zorlandığımız noktada, Rasulullah nasıl bir Allah algısı ve imanındaysa ben de öyle yöneliyor ve istiyorum dememizi öğretiyor. İnsan Efendimiz (SAV) ve öğrettiklerinin nasıl bir ilaç olduğunu görünce işte böyle titriyor.
Müslüman toplumlardaki inanış zamanla çevredeki inanış ve algılardan (Yahudi ve Hristiyan bakış açılarından) da etkilenerek onlardaki gibi uyduruk Allah zanları oluşuyor. Günümüzde de öyle uyduruk bir Allah kalıbı var, yani günümüz farklı değil. Bu yüzden günümüzde de billahi anlamda imanla ilgili Rabb’imizi tanıtmaya çalıştığınızda zorlanılıyor; kişi bunu insanlara anlatacağında görüyor, yaşıyor. Açıklamaya çalıştığımız “Allah’ın öncesi sonrası, dışı ve sınırı yoktur.” mealindeki Billahi Anlamda İmanı anlamakta ve kabulde insanlar genellikle zorlanıyor ve çoğunluk reddediyor; tıp ki o zamanki gibi...
O gün Efendimizin davetini kabul edenlerin bu kabul içinde oldukları halde zihinlerinde bir korku var, yani zorlanıyorlar. Rasulullah (SAV) ile beraber Risalet nurunun içindeler ama “Allah hakkında yanlış düşünüyor olabilir miyim?” diye sürekli bir korkudalar, bizim rahatlığımızda değiller… Allah’a yanlış bir Allah algısıyla seslenmekten korkuyorlar. “Allah’ım” diyecek ama ya kafasındaki uydurduğuna Allah diyorsa korkusu! Bu korku bizde de çok güçlü şekilde olmalı, oluşmalı! Çünkü ayetler hep bu yanlışa karşı uyarıyor:
Kehf Suresi 14-15, Rad Suresi 14; bu ayetler “Kafanızdan (dunihi zanlarınızla) uydurduğunuz Allah algınızla dua ederseniz o dua boştur.” diyor. İşte kişi bundan korkarsa garantili bir sığınış, yöneliş aradığında “Muhammed’in Rabb’i” manası güvenli bir sesleniş oluyor. “Muhammed’in Rabb’i olan Allah’ım” demekle diyoruz ki; Allahım adını duydum ama seni hakkıyla anlayamamış, kavrayamamış olabilirim, sen de beni duyuyor, biliyorum. Muhammed’in Rabb’i Allah’ım, sana sesleniyorum. Ne kadar garantili bir duaya başlayış, bir sığınış şekli değil mi?
Rasulullah (SAV) Efendimiz, nasıl geniş ve büyük ve çok ileri bir merhametle bunları bize öğretmiş elhamdülillah?
Hadisle öğretilen bu seslenişte “yanlış Allah’a seslenmekten korkma” dersi de var, elbette. Kime bu ders? Doğru Allah algısıyla yaşamak isteyene! Efendimizin eşleri ve sahabe efendilerimiz (ra), doğru Allah anlayışıyla olmak, öyle yaşamak için o kadar çırpınıyorlar ki, kendilerine bu öğretiliyor.
Efendimiz (SAV) eşlerine bu hadislerinde “Allah’ım günahlarımı bağışla.” demesini de öneriyor değil mi?
Aslında Rabb’imizden bağışlanmak istemek hiç dilimizden düşmemesi gereken birinci sıradaki bir duadır. Birinci sırada ama tek başına değil; Allah’ın bağışlaması, o kula merhamet etmesiyle birlikte yürüdüğü için ikisi beraber: “Allah’ım lütfen bana merhamet ediver, lütfen beni bağışlayıver, affediver.” diyen dua, sığınış ve yakarış çok önemli. “Allah’ım lütfen beni bağışla. Lütfen bana merhamet et.” Hatta dünya hayatıyla meşgul olduğumuza göre şöyle bir paket yapmak da güzel olur. “Allah’ım lütfen bana merhamet ediver; lütfen beni muhafaza buyurver, lütfen bana yardım ediver, lütfen beni bağışlayıver, affediver.” En öncelikli şeyimiz bu, istememiz gereken bu; her şeyden önce; elbette ki bütün bunların içeride olması için yani dunihi algıyla olmaması için BİLLAHİ ANLAMDA İMAN’lı olman gerekiyor. Billahi anlamda imanlı olarak dua!
Nuh Suresi 10, 11 ve 12’nci ayetlerde Nuh (as)’ın dilinden deniyor ki; “Onlara dedim ki Rabb’inizden mağfiret dileyin, muhakkak ki O Gafûr’dur. Mağfiret dileyin ki üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin, mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.” Hz. Nuh (as)’ın kavmine verdiği öğüt böyle. Halife efendilerimizden birisi de Müslümanların sorunlarıyla meşgulken birisi gelip “Şöyle bir meselemiz var, ne yapalım?” dediklerinde “Gidin Allah’tan bağışlanmak isteyin. Ya Rabbi bizi bağışla, affet diye dua edin.” diyor. Bir başkası geliyor, ona da. Bir başkasına da... Yanındakiler de bu durumu izliyor ve diyorlar ki; “Efendim, hepsi başka sorunlarla gelen bu kişilerin hepsine tek öğüt verdiniz; gidin Allah’tan af dileyin, dediniz, sanki çok ilgili bir çare değil gibi.” Halife efendimiz “Öyle değil, tam çarelerini söyledim; Nuh Suresi 10, 11, 12. ayetleri hatırlayın” diyor: Allah’tan bağışlanmak dilerseniz Allah size gökten yağmur indirir, mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltır, size bahçeler ihsan eder, sizin için ırmaklar akıtır. Allah’tan bağışlanmak dilerseniz sizi affeder. O zamanki toplumun ihtiyaçlarına göre tanımlar tabii. O zaman yaşayan insanların bekledikleri şey; yağmur yağsın, tarlanız, ürünleriniz çıksın. Şimdiki gibi asker, karakol, ordu, polis yok ki malını mülkünü korusun. Kim koruyacak? Oğul; o lazım. Hayvanlarını, koyunlarını nerede sulayacaklar? Irmak lazım. Önemli ihtiyaçlar bunlar. Bu yüzden ayette de bunlar geçiyor. Yani eğer siz Allah’tan bağışlanmak dilerseniz sizi bağışlar, size merhamet eder, böylece yaşarken size lazım olan ihtiyaçlarınızı da verir. Mülk Suresi 14 diyor ki; Yaratan yarattığını bilmez mi? Dolayısıyla sizin için mesele af olmak, bağışlanmak. Eğer siz Allah’tan af diler, merhamet diler ve Rabb’imiz de size merhamet kanatlarını gererse, “Ey kulum, bağışladım seni.” Derse tamam…
Hatta bir ayette Rabb’imiz kendisi için şöyle der: Rabb’iniz Gafûrun Halim olarak sizi o kadar bağışlıyor ki; siz günahı işliyorsunuz. Allah onu bağışlıyor ama sizin ne o işlediğinizden haberiniz var ne de bağışlandığınızdan haberiniz var. İkisinden de haberiniz olmuyor; sizi böyle bağışlıyor.
Yılmaz hocam; “Ğafurun Haliym, Ğafurun Rahiym” esmaları çok etkileyici bu konuda değil mi?
Elbette. Bunun için büyük bir umutla onlara sarılmalıyız ama Billahi Anlamda İman’lı olarak… İşte O onlar için Ğafûrun Rahim. Bu “Allah’tan umut kesmeyenlerin” esmasıdır; onlara çalışır. Denir ki; “Şu kul Allah’tan hiç umudunu kesmez, ona Gafûru’r Rahim kanununu uygulayalım.”