Sevgili Yılmaz Hocam, İslamiyet’i yaşama gayretinde olanlar olarak zaman zaman yaptığımız davranışların İslamiyet’e uygun olup olmadığı konusunda endişe yaşıyoruz. Bunu helal-haram ayrımı kadar net bir kesinlikte olan ameller için sormuyorum. Bazen helal bilinenler içerisinde yaptığımız öyle ameller oluyor ki, görüntüde çok güzel ama hakikatinde şirk bile içerebiliyor (muhafaza buyur Allah'ım). Örneğin ihtiyaç sahibine yaptığımız küçük bir yardımı, nefsimizin şerriyle başka bir boyuta taşıyabiliyoruz. Bu çerçevede bizler "İslamiyet’e uygun amel" kavramını nasıl anlayalım?
Elif Hanım kardeşim, Kur’an ve Hadis’te bize öğretilen hayat tarzı içerisinde "İslam’a uygun amel” kavramına yani “salih amel”e şu tanım ile de yaklaşmak gerekir: Bir kula Allah ne vermişse, yani Allah kuluna ne veriyorsa, kulun bunları karşılığını Allah’tan bekleyerek Allah için vermesi "SALİH AMEL"dir; “İSLAM’A UYGUN AMEL”dir. Makbul ameli böyle de tanımlayabiliriz. Tabi bu durumda, “Allah için vermek nedir?” ayrıca onun da tanımlanması gerekiyor. Allah Ehadus Samed’dir; bir “şey”e ihtiyacı yoktur, ihtiyacı olmayandır. Dışı yok, dışında bir şey yok ki, ona ihtiyacı olsun. O’nun bir “şey”e ihtiyacı var ve sen de veriyorsun gibi bir hal olamaz. O zaman, “ALLAH İÇİN VERMEK” nedir, onu da tanımlayalım: Allah için vermek;
Allah’ın verdiklerini kullanarak Allah’tan uzaklaşmamandır.
Allah’ın verdikleriyle, “Varım ve Muhtarım” iddiasını sağlamlaştırmamandır.
Allah’ın verdikleriyle, insanları Allah’ın yolundan engellememendir.
Allah’ın verdikleriyle, Allah’ın yoluna ve yolundakilere ters bakmamandır, onlara buğz etmemendir.
İNŞİRAH kitapçığımızda bu duyguyu yani Allah’ın yoluna ve yolundakilere ters bakmayı, onlara buğz etmeyi “Ğıll” olarak tanımlamıştık ki, Ğıll ile cennete girilmez! Yani Allah’ın yoluna ve yolundakilere buğz edip ters bakarken cennete giremezsin. Siz, size ters bakanı evinize almak istemiyorken, Allah’a (yoluna) ters bakarak, Allah’a inananlara ters bakarak nasıl cennete gireceksiniz? Bu Ğıll’dir, Kalbinizde Ğıll varken cennete giremezsiniz. Bir ayete meal verilirken “Ğıll” kelimesi “kin ve nefret” diye normal hayattaki mânâsı ile yazılırsa bu sebeple doğru olmaz. Bu kavramı da Allah’la ilişkilendireceksiniz. Bir inançsız da kendisindeki kin ve nefreti silebilir, kinsiz olabilir. O bu haliyle cennete mi girecek? Eğer sen Allah’a ters bakıyorsan, Allah’tan, Allah’ın kurallarından rahatsız oluyorsan, Allah’a inananları görünce rahatsızlık hissediyorsan sende Ğıll var demektir ki, o silinmeden cennet olmaz!
ĞILL; Allah için vermemek demektir, kalpte Ğıll olması budur! Ğıll varsa sen Allah’ın verdiklerini kullanarak Allah’a ters bakıyorsundur. Ğıll oldukça Allah için veremeyeceksin demektir. Böylece “sâlih amel”in yeni bir tanımı ile de karşılaşmış olduk, onun bir tanımı da budur: Allah’ın verdiklerini Allah için, karşılığını Allah’tan bekleyerek vermek “SALİH AMEL”dir. Bu tanımla birlikte Talib için çok önemli bir ipucu oluşur.
"Allah’ın verdiklerini Allah için, karşılığını Allah’tan bekleyerek vermek “SALİH AMEL”dir. Ğıll ise Allah için verememektir." tanımını duyunca kendime bir hedef belirledim; ğıll'den temizlenmeliyim ki salih amel hayat tarzında olabileyim. Bir inanan olarak bu durumda nasıl hareket etmeliyiz?
Mutlaka ilk adımı atmalısın, yani mutlaka kıpırdamalısın ve kendine şunu sormalısın: Ben, doğruyu yapacak irade yok ama yanlışı yapacak cesaret çok olanlardan mıyım? Hemen ilk adımı atmalısın ve bu kapsamda bir işi yaparken hedefine ulaşman için o hedefinle ilgili esmaları kendinde tespit edip kullanmalısın, hatta onları tüketmelisin. Diyelim ki, hedefin bir günahtan kurtulmak. Tespit ettiğin bir batıl davranıştan, bir günahından kurtulmak istiyorsun veya bir takva amel tespit ettin onu yapmak istiyorsun. Hedefin her ne ise, onunla ilgili esmaları kendinde tespit edip onları kullanmalı ve tüketmelisin. Bu yöntem tahmin edemeyeceğiniz kadar önemlidir! O esmaları kullanmaya başlamadan, kullanmadan, hatta onları tüketip zorlanmadan o esmalarla ilgili destek gelmeyebilir. Tanımladığımız bu usül özellikle zikrullah çalışması yapan Talib için çok önemli bir tariftir: Öncelikle yapman gereken zikrullah, sahip olduğun esmayı ihsa etmen, onu maksimum değerlendirmendir. Bunu şöyle örneklersek daha iyi anlaşılacaktır. Herhangi bir konuda bir hedefiniz var ve size onunla ilgili esma zikirleri önerildi, siz de o zikirleri yapıyorsunuz. Esas zikrullah bu değildir ve bunun maalesef faydası olmaz! Zikrullah’ın böyle olmadığını ve ne olduğunu “Sen Tanrı mısın?” kitapçığında detaylarıyla anlattık, lütfen bakınız. Bunun neden faydası olmaz? Bir kere kişinin önce nefs-i levvameye girmesi, doğru adreste ikamet etmesi gerekiyor: “A” Takdim Formu” idrakıyla yapılan zikr ne olursa olsun kişinin Allah’tan uzaklaşmasına yol açar. “Varım ve Muhtarım” idrakıyla, Sözde Tanrılık İddiası’yla yapılan zikir kişinin iddiacı yanlarını kuvvetlendirir, bu da onun Allah’tan uzaklaşmasına yol açar. Yani zikrullah ancak “Âmentü Billâhi ve RasûliHi” bilinciyle faydalıdır. Bu idrakla zikrullah nedir ve nasıl yapılır, inşaAllah bir gün onu da konuşuruz. “Âmentü Billâhi ve RasûliHi” bilinciyle olmak şartıyla, kişinin kendisinde tespit ettiği esmaları yaşantısında değerlendirmesi gerekiyor.
Yılmaz Hocam, ilahlık hissiyatından ve "varım ve muhtarım" iddialı yaşantıdan çok önemle bahsediyorsunuz; ben ve okuyanlarımız bu iddiadan sıyrılmamız gerektiğini artık biliyoruz. "Amentü Billahi ve Rasulihi diyen kişinin esmaları yaşantısında değerlendirmesi gerekiyor " dediniz. Aklıma “Allah’ın yüzden bir noksan doksan dokuz ismi vardır, onları ihsâ eden cennete gider.” hadisi geldi. Bu hadisteki doksan dokuz rakamı ve esmaları ihsa konusunu biraz konuşalım mı?
Bu hadisteki "doksan dokuz" ifadesi “tane, adet, sayı” demek değildir. Hatta şunu da ifade edelim: Kitaplarda bazen bu hadise eklenmiş gördüğünüz “doksan dokuz esma” bu hadiste yoktur, hadisin orijinali bu kadardır: “Allah’ın yüzden bir noksan doksan dokuz ismi vardır, onları ihsâ eden cennete gider.” Hadisteki “doksan dokuz” bir sayı değildir ve birçok mânâyı içerir. O mânâları bulmalı ve çakıştırmalıyız. Rasûller, Nebiler ve özellikle Rasȗlullah bir cümle söylemişse o cümle birçok mânâyı içerir, onu bir tek mânâya bağlar kalırsanız olmaz. Bu hadisteki “doksan dokuz” hem Halifetullah’ın Ana Dosyaları olarak bilinen “doksan dokuz isim/kanun/vasıf” manasına gelir hem de “sonsuz sınırsız” demektir. Bir sayı söyleyerek çokluk ifade etmeyi kullanırız. Mesela “binlerce” deriz, “bin bir surat” deriz. Bunlar “adet” mânâsında olmayıp “sayılamayacak kadar çok” demektir. Hadiste vurgulanan bir diğer husus bu isimleri ihsa edenin cennete gideceğidir. Bunu okuyunca kişi eline tesbihi alıyor, bu isimleri saymaya başlıyor. Hiç mi faydası yok? Elbette var. Bir küp altını döküp her gün saymanız gibi bir faydası var, eliniz altına değmiş olur ama o altınları kullanmadıkça bir fayda elde etmiş olmazsınız. “İhsa etmek” onları saymak değildir. İHSÂ ETMEK değerlendirmektir, kıymetini bilerek saymaktır. Böyle düşündüğünüzde, bir esmayı saymak onu ihsâ etmektir; onu arayıp bulmaktır ve değerlendirmektir yani kullanmaktır. Ki “esas zikrullah” budur.
Peki, bu nasıl olur, yolu nedir?
Kendimize bir hedef koyduğumuzda, önce o hedefle ilgili esmayı kendimizde bulacağız. Onu bulup kullanmamız, bizdeki o esmayı kıpırdatmamız ESAS ZİKRULLAHtır ve gerçek sayma, GERÇEK İHSÂ budur. Bir yere oturup esmaları saymak onları "ihsâ etmek" değildir. Kıpırdamak gerekiyor, kıpırdamadan olmaz! O esma hareket etmeden sevap kazanamazsınız. Allah, esmaları “hareket etsin” diye dünyaya gönderdi. Onlar zaten kıpırdamadan duruyorlardı. Bunu fark edin, onlar zaten kıpırdamadan duruyorlardı! “Hareket etsinler” diye gönderildiği halde onları niye hapsedelim ki?
Yani esas esma zikrullahı o esmalarla yaşamaktır veya yaşantıda o esmaları görmektir ya da hayatın esmaül hüsnalarla yürüdüğünü görerek yaşamaktır diyebilir miyiz?
Evet, esas zikrullah esmaları yani Allah kanunlarını, Allah’a ait o özellikleri “Allah için” kullanmandır. Sendeki esmayı ihsa etmen, onları değerlendirmen, maksimum kullanmandır; zikrullahın esas başlama noktası budur. Onları “Sanki Muhtarmışsın Gibi” kullanman gerekiyor, onları sanki muhtarmışsın gibi sonuna kadar kullanmalısın. Bunu yapanı zorlandığı yerde Allah takviye eder. Bu nasıl oluyor onu da derinlemesine bir gün konuşuruz inşaAllah.
Hayy, Aliym, Semi, Basıyr, Mütekellim, Mürid ve Kadir Allah’ım, bize esmalarınla dua etmeyi, esmalarınla iş yapma ve yaşıyor olma idrakını lütfediver ve bizi yolunda başarılı eyle. Allahım biliyoruz ki ayrıca başaran yok; illa Allah; sana tevekkül eder, Nusret’ini ve cennete götürecek müdahaleni lütfediver (amin)...