Elif Çaylıoğlu

Bizdeki Allah Esmalarını Nasıl Fark Eder Ve Hakk Yolda Nasıl Kullanırız

Elif Çaylıoğlu

Sevgili Yılmaz Hocam kişi kendindeki esmalar kompozisyonunu tespit edebilir mi? Tespit ettiklerimizi Allah yolunda nasıl kullanabiliriz?

Elif hanım kardeşim, önce şunu fark etmeliyiz ki; biz, bizdeki esmalara başka isimler veriyoruz. “Ben şu karakterdeyim, şöyleyim, şu özelliğim var” diye kendimizi tarif ederken özelliğim diye tespit ettiklerimizin hepsi aslında birer esma. Önce bunu fark ve idrak etmemiz gerekiyor. Onlar birer esma olmasına rağmen, kişi kendisinde tespit ettiği o vasıflara, o özelliklere orijinal ismini vermiyor; mesela iradesiyle ilgili vasfını düşününce ona “Mürid” diyemiyor. Ancak henüz onu (yani kendimizdeki bir özelliği) orijinal ismiyle adlandıramıyor olsak bile şimdilik kendi verdiğimiz isimlerle de olsa onların esmalar olduğunu tespit et ve onları Allah için, Allah yolunda kullan. Ona ne isim verdiğin hiç önemli değil, şimdilik onu (kendinde fark ettiğin özellik her neyse onu) Billahi İman ile öğrendiğimiz üç boyutlu düşünme tarzında (yani Allah’ın dışı sınırı olmadığı için bütün tüm yaratılanlar, var görünenler Allah’ın ilmindedir imanıyla) her bir özelliğini kullan; varsın olsun ona kendi verdiğin ismi söyle, “irademi kullanacağım” de, ama yeter ki onu Allah yolunda kullan. Öyle kullan ki kendindeki o özelliği zorla, mesela kendindeki iradeyi Hakk yolda kullana kullana tüket; kendindeki Halîm esmasına şimdilik “hoşgörü” de ama onu suistimal etmeden Allah’ı tanıma yolunda kullan; en azından kaderle didişme! Kaderle didişmeme halinin “Halîm” esmasının bir özelliği olduğunu göremesen bile “hoşgörü göstereceğim” de şimdilik, böyle bir başla ama sonra mutlaka onların orijinal isimlerini de öğren ve hangi Allah kanunu olduğunu bilerek isimleriyle onları kullan. Onları kendimizde nasıl tespit edeceğimiz ve nasıl kullanacağımız biraz anlaşıldı mı inşaAllah?

 Evet, elhamdülillah. Hocam, esmaları zikrederken, kullanırken nihayetinde orijinal isimlerini bilerek ihsa etmek neden önemli? 

 Soruna soruyla cevap vereyim; biz ismimizin yanlış kullanılmasına razı olur muyuz? Sana farklı bir isimle, hele de seninle hiç alakalı olmayan bir lakapla hitap edilmesinden hoşlanır mısın? O yüzden, esmanın orijinal isimleri önemli; onların asıl isimlerini kullanır hale gelmeyi önemsemeliyiz. Ama öğreninceye kadar onları farklı isimlerle etiketlemeniz sebebiyle hoş görülebilirsiniz. Bu neye benzer? Yeni biriyle tanışmışsınızdır, arada bir şaşırır isminizi farklı söylerse gülümsersiniz, “öğrenecek” dersiniz, onun o halini hoş görür, kabul edersiniz. Çünkü sizi iyice tanıyınca adınızı söylerken şaşırmayacağını bilirsiniz. İşte onun gibi, siz de başlangıçta esmalara başka isimler veriyor olabilirsiniz, sonra tanıyınca düzeltirsiniz. Şu an farklı isimlerle de olsa o esmaları tespit etmeniz ve Allah için kullanmanız önemli, hatta sonuna kadar kullanmak için kendinizi zorlamanız önemli. Çünkü onları kullanmak Allah için infaktır ve fiilen zikrullahtır! Bu yüzden onları Billahi manada imanınızla kullanın, hatta zorlayın. Çünkü önce var olanı vermeliyiz ve son noktada destek istemeliyiz. Elbette yine onu da vermek için! 

Sevgili Hocam, elhamdülillah fark ettik ki kişisel özelliğimiz sandığımız hatta bilip bilmediğimiz ne kadar haslet varsa hepsi Rabbimizin Esması, O’nun özelliklerinin çok çok çok kısıtlanmış halleri... İnsan kendini Allah’ın dışında sandığında yani ilahlık hissiyatıyla yaşamaya devam ettiğinde her bir özelliğini kendine has müstakil ve muhtar (kendine özgü) sanıp onları sahipleniyor, Sahibi’yle Billahi manadaki irtibatını koparıyor, böylece dünyaya gelirken kendini içinde bulduğu esfele safiliyn hali yani zulmani yanını güçlendiriyor. 

Şimdi düşündüğümde aslında “Burçlar ve Küfürler” kitabınızda da her burç kapsamında farklı açılardan ama hep bu noktanın altını önemle ve ısrarla çiziyorsunuz. Tamamen ayet ve hadislerin nuruyla bakarak, onları referrans alarak çok etkileyici, çok cazip yani tamamen kalbe ve akla hitap eden anlatım tarzınızla elhamdülillah her insandaki huy ve davranışların zulmani kimliğini ve eğer zulmetinden kurtarılabilirse asıl Hakk yanını ve onları Allah yolunda nasıl kullanmamız gerektiğini açıklıyordunuz. Şimdi fark ettim ki onlar birer esma imiş ve onları ya Allah yolunda veya ilahlık hissiyatımız için kullanıyormuşuz.

MaşaAllah. Kesinlikle bu ikinden birisi geçerli, bize verilenleri üçüncü bir kullanım tarzı yok; ya Hakk yolda veya Batıl’da... Muttakiler yani bâtıla düşmekten korunmaya çalışanlar için ayetlerde “Kendilerine rızk olarak verdiklerimizden infak ederler” diye bahsedildiğini hatırlayalım (Bakara-3); işte onların bu özellikleri bildirilmiştir. Bu mealde başka ayetler de mevcuttur. 

Yılmaz hocam, ayetlerimizde “infak” denilen demek ki bizdeki ne varsa hepsini öncelikle doğru idrakla yani Billahi Anlamda İman ile anlamak ve değerlendirmek oluyor öyle mi?

 Evet, elhamdülillah; ayet ve hadislerde “infak” geçtiğinde onu yerine oturtabilmek için, isterseniz normal hayattan bir örnek verelim, hatta bu örnek para olursa konu çok daha iyi anlaşılır. Bir hayr yapmak istiyorsunuz, bir miktar paranız var ama paranıza hiç dokunmuyorsunuz ve “Allahım para ver de infak edeyim” diyorsunuz. Komik olmaz mı? Paranız var ama siz elinize tesbihi almış; “Allahım para ver de infak edeyim” deyip duruyorsunuz, bunun zikriyle meşgulsünüz. Cebinizde para duruyorken böyle zikrullah manalı olur mu? Önce mevcut paranı kullanmandır zikrullah! Yani var olanı Allah yolunda vereceksin, sonra yine vermek için Allah’tan isteyeceksin. Allah diyor ki; neyinin artmasını istiyorsan onu ver, verirsen daha çok veririm. Paranı verirsen, Allah daha çok verecek ama cebinde para duruyor ve sen “Allahım hayr yapmak istiyorum, para ver” diyorsun; olmaz! Esma’ül Hüsna ile zikrullah ile Allah’tan yardım istiyorsun ama sendeki var olan esmayı kullanmıyorsun, bu doğru olur mu? Köşende kıpırdamadan duruyor, “ver de yapayım Allahım” diyorsun. İşin kuralı böyle değil, mekanizma öyle çalışmıyor! Nasıl çalışıyor? Önce tercihini belirteceksin ve tercihin doğrultusunda sendeki esmayı kıpırdatacaksın; ona o esmayı ihsa etmek deniyor. Böylece esas zikrullahı yapmış olacaksın. Bunu yapar da zorlarsan sendeki tükendiğinde sana gerekli destek gelir. Tabi, bu (sendekini tükeninceye kadar vermek) zor bir sınavdır! Rabbim biz kullarına lütfen kolaylaştır. Bu zor sınavı yaşayanlardan birisi de elbette bir Rasûldü; Hazreti Eyyub aleyhisselam. Hep gayret etti, hep dayandı, hep dayandı... Nihayet dilinde bir yara oluşunca “Allahım, Seni zikredemiyorum” dedi. Son noktasıydı, o noktaya kadar hep gayret etti; o son noktada destek geldi ve şifa buldu, hiçbir şeyi kalmadı. Çünkü hastalığı veren de kaldıran da Sahibi! “Ol” dedi hasta oldu, “Ol” dedi hastalık kalktı, bu kadar! Hepsi Allah için çok kolay, çünkü O; inneHU Aziyzün Hakiym.

Yılmaz hocam, infak ile ilgili bu işleyişi normal insanların hayattan bir örnekle de anlatsak mı acaba?

Elbette. Normal hayatta birisi size bir konudan bahsedip de yapması gerekeni sorsa siz ona “Otur, şu kadar sayıda şunu söyle” mi diyorsunuz, yoksa o işle ilgili yeteneklerini kullanmasını, özelliklerini çalıştırmasını, gayret etmesini mi öneriyorsunuz? “Şöyle gayret et, şu şekilde yap” diyorsunuz değil mi? Bir sınava girecekse “çalış” diyorsunuz, yürümesi gerekiyorsa “yürü”, koşması gerekiyorsa “koş” diyorsunuz; yani ona yapacağı bir iş öneriyorsunuz, bir fiil öğütlüyorsunuz, “Köşende bekle” demiyorsunuz. “Çok zor bir sınavım var, ne yapacağım?” diyene “git yat” demiyorsunuz; “Git çalış, gayret et, kendini zorla” diyorsunuz. “Tam çalışmaya oturunca uykum geliyor” diyorsa “Kendini zorla, zihnini açacak bir şeyler iç” diyorsunuz. Allah yolunda da aynı davranmazsanız olmaz, Allah yolunda gelişmek, ilerlemek isteyene “Eline tesbih al, otur zikir çek” diyorsanız bu bir ironi değil mi? Normal yaşantıya ait işler için “Davran, gayret et” ama Allah yolunda olana “Otur zikir çek” diyeceksiniz; ne kadar tutarlı olur? Davranılacaksa, gayret gösterilecekse bu Allah yolunda olmalı, Allah yolunda olana nasıl gayret etmesi gerektiğini öğretmeliyiz.

Yılmaz hocam, sizinle yaptığımız tefekkür ve tezekkürler öyle oluyor ki elhamdülillah, verilen örnekler ve konuyu ele alış bizde Hakkı batıldan kolayca ayırabilmeyi sağlıyor biiznillah. Bu örnek de öyle bir bilgilendirme oldu bize elhamdülillah, çok teşekkür ederiz. Yaşantımızda bir amaca ulaşmak için gayretin hem de yüksek gayretin şart olduğunu bilmemize ve uygulamamıza rağmen ahiretle ilgili hedeflerimiz için bu yönteme neredeyse hiç yanaşmıyoruz gibi; “Allah kerim, Allah affeder, Allah merhametlidir” gibi doğru cümlelerle rehavete düşüp yanlış yapıyoruz. Mesela zikir diye sadece dille tekrarı yeteli sanan devasa bir İslam ümmeti var diyebilirim; zannediyoruz ki sadece dilimizle tekrar ettiğimiz esmalarla ahiretimizi kazanacağız. Bunun yanılgı olduğunun da farkında değiliz gibi. Sosyal medya mecralarında “Şu esmayı şu kadar zikret şu olsun, şunu şu kadar çek bu olsun” gibi o kadar çok öneri var ve çok da kabul görüyor gibi.

Allah’ım biz inanan kullarına merhamet ediver de ölmeden önce doğruları görelim (âmin). Biz yanlışlar üzerinden gitmeyelim de doğruyu tekrar hatırlatalım: Esas gayret Allah yolu için olmalıdır ve onun adı "sâlih amel"dir! Ayetlerde “Siz sa'yinizin yani gayretinizin, yaptığınızın karşılığını bulacaksınız” buyrulur, “Yatmanızın, oturmanızın karşılığı” denilmez. Tabi “yatmak” yanlış anlaşılmasın, bazen yatmak da gayrettir; kişi gayret içine girmişse onun yatması da gayrettir ki uyku beyni karaciğeri ve kalbi koruyan çok önemli bir ilaçtır. Billahi imanlı âlimin uykusu nafile ibadetten hayrlıdır, bu hadisle müjdelenmiştir. Yanlış olan onları birbirlerinin yerine kullanmaktır; gayret edecekken uyumak, uyumak gerektiğinde gayret telaşına girmek yanlış olur. Yerli yerinde kullanılırsa uyku da gayret olur. 

İstersen konuyu şöyle noktalayalım sevgili Elif hanım kardeşim: Daima Hakk tercih yapmanın ve infakta bulunmanın (yani tercih ve infak sisteminin) nasıl çalıştığına ilişkin para örneğini hatırlayalım: Paranızı infak edersiniz, verirsiniz, tükenince Allah’tan istersiniz. Esmalar da öyledir. Sizdeki esmaları Allah için kullanacaksınız. Böyle yapınca siz “yürümüş” olursunuz; siz yürürseniz Allah size koşar. “Kulum bana yürürse, ben ona koşarım” müjdesi şimdi somutlaştı mı, daha iyi anlaşıldı mı? Ama biz hiç yürümeden “Allahım koş bana” diyoruz. Sistem siz yürüdükten sonra çalışıyor…

Sevgili Hocam, bu kıvamla fiili gayretimizi daha da aktiflemek ve azami gayretle yaşamak hedefine bürünerek diyoruz ki, Allahım, Rabbim sadrımı genişlet ve işimi kolaylaştır (amin).

Yazarın Diğer Yazıları