Afyonkarahisar sanatı ve edebiyatında önemli bir yeri olan, Âşık Aslı Bacı’yı, doğumunun 90. Yıldönümünde anmamak olmaz. Ayrıca o gerçek bir Afyonkarahisar sevdalısı olup, şiirlerinde, gelenek ve göreneklerimizi dize dize işlemiş olan değerli bir şair idi.
Asıl adı Münevver Tolun olan âşık, bundan tam 90 yıl önce, 1935 yılında Şehrimiz Afyonkarahisar’da doğmuştur. O’nun bir dönem Osmanlı sarayında da bulunmuş olan Âşık Ömer’in torunlarından olduğunu saptayan Merhum Belediye Başkanımız Mehmet Sami Hancıoğlu, şehrimizin merkezindeki bir sokağa, “Âşık Ömer Sokağı” adının verilmesini sağlamıştır.
İlk öğrenimini doğduğu kentte yapan Aslı Bacı, orta öğrenimini, 1950'de Konya Selçuk Kız Meslek Lisesi’nde yaptıktan hemen sonra İstanbul’a giderek, Güzel Sanatlar Akademisi’nin Şark Süsleme bölümünde yüksek tahsile başlamış ve buradan mezun olduktan sonra yıllarca moda ve işleme sanatı üzerine çalışmalar yürütmüştür. Bu çalışmaları kapsamında pek çok ülkede bulunmuş, sergiler açmış ve ödüller kazanmıştır.
Tolun, modayla ilgili çalışmalarının dışında ayrıca resim, seramik ve gravür sanatlarıyla da meşgul olan çok yönlü bir sanatçı olarak, otuzlu yaşlarında şiir yazmaya başlamış, giderek saz çalmayı da öğrenerek, Âşık geleneğiyle de ilgilenmiş ve bu konu da ismini duyurmayı başarmıştır. Aslı Bacı, 1958'de babasını, 1969'da da annesini kaybetmiştir. Annesinin ölümü, onu daha çok şiire yöneltmiş kendini şiirle ifade etmeye başlamasında etkin rol oynamıştır.
Şiire başladığı dönemlerde saz çalmaya da başlayan şair, kendi şiirlerini kendi oluşturduğu melodiler eşliğinde seslendirmiştir. 1970’li yıllardan itibaren çeşitli kentlerdeki Âşık Şölenlerine katılmaya başlayan şair, bu dönemde ünlü bir gazeteci ve şair olan Tahir Kutsi Makal ile tanışmış, Makal da ona Aslı Bacı mahlâsını vermiştir.
Aslı Bacı katıldığı Âşık şölenlerinde, geleneğin bütün gereklerini yerine getirebilme beceri ve başarısını göstermiştir. Yani irticalen şiir söyleme, ve saz çalıp, türkü çığırma ve başka aşıklarla atışma yapabilme yetenekleriyle âşıklık sanatında kendini kanıtlamıştır.
Hiç evlenmemiş olan âşığın hayatta sadece bir ağabeyi olmuştur.
Münevver Tolun, maalesef şiirlerini bir kitapta toplamamıştır. Ancak çeşitli gazete ve dergilerde kimi şiirleri yayımlanmıştır. Bu şiirlerin önemli bir kısmı masa başında yazılarak üretilirken küçük bir kısmı ise çeşitli şölenlerde sözlü kültür ortamlarında saz eşliğinde yaratıldıktan sonra yeniden düzenlenerek son hâllerini almıştır. Bu şiirlerden bazı örnekler ben de yayımladım. Ama âşık geleneğiyle ilgili olan kimi kişiler kimi yazıları içerisinde Aslı Bacı şiirine de yer vermişlerdir.
Bir ustası olmamasına ve saz çalmayı geç öğrenmiş olmasına rağmen kendisinin bir saz şairi olduğunu söylemek mümkün görülmektedir. Sekiz ve on birli hece ölçülerini kullanarak ürettiği şiirleri dörtlüklerden oluşmaktadır. Şiirlerinde yerel ağızların da kullanılmakta oluşu takdir edilmiştir. Şiirlerinde kullandığı nazım biçimlerinin başında koşma ve semai gelmektedir. Ancak âşık tarzı destan biçimine dâhil edilebilecek örnekler de yer almaktadır. Bu şiirlerden biri olan Afyon İlinde adını taşıyan ve on sekiz dörtlükten oluşan destan yerel kültüre ait olan etnografik malzemelerin tanıtımı niteliğindedir ve âşıklarda genel olarak görülen yerel kültürü yüceltme temasını işlemektedir. Ancak âşığın güzellemeleri yalnızca memleket üzerine değildir. Bu güzellemelerin merkezinde bazen aile olgusu, bazen de aşk yer almaktadır. Güzelleme dışında şiirlerde kendini baskın bir şekilde gösteren bir başka nazım türü de koçaklamadır. Yurt sevgisi ve savaş temalarını işlediği şiirlerinden biri olan Seni Bu Meydanda Ezer Giderim dizesiyle başlayan eserinde yüksek bir coşku ile vatansever duyguları açığa vurulmaktadır.
Aslı Bacı ilk şiirini, 1970 yılında “Anneler Günü” münasebetiyle yazdı. İkinci şiiri “Bogaz Köprüsü” ile ilgiliydi ve bu şiir bestelenmiş ve ödül kazanmıştı. Üçüncü şiiri ise Mevlâna üzerine idi ve bu şiir, ünlü musikişinas bestekâr Kadri Şençalar tarafından bestelenmiş idi.
Folklor Araştırmaları Kurumu Başkanlığını yaptığım yıllarda, çeşitli kentlerde düzenlediğimiz festivallerde Aslı Bacı hemşehrimin sazıyla, sözüyle yer almasını isterdim. O da ne zaman nereye davet edersek koşar gelir ve geleneksel sanatımızı icra ederdi. Bir keresinde, Zafer Haftası münasebetiyle, Afyonkarahisar’da düzenlediğimiz bir şölende Aslı Bacı ve bazı hemşehrilerimizle birlikte Kale’ye çıkmıştık.
Münevver Hanımın, Afyonkarahisar Belediye Başkanlığı tarafından düzenlenen II.Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu’na bir bildiriyle katılmasını naçizane ben sağlamıştım. 3-4 Mayıs 1991 tarihinde düzenlenen bu sempozyumda “Afyon Dili” konulu konuşmasında, yeni kaleme aldığı, gerçek anlamda bir Destan okudu ki ben bu destanın tamamını ileride Kocatepe’de yayımlamak isterim. Bu sempozyumda Münevver Hanım konuşmasının sonunda şu sözlere de yer vermiş idi…
“Bir Millet kendi öz varlığını, geçmişini, milli kültürünü, gelenek ve göreneklerini unutur ve kaybederse, o millet dejenere olmaya mahkûm demektir. Bu inançla; “Allah’a hamdü sena ediyorum ki özüm, sözüm ve hatta sazımla milli kültürümüzün hamuruyla yoğrulmuş çizgilerimde ve işlemelerimde Türk motiflerini yansıtarak yirmibir yıllık saz şairliğimle bu aziz milletime tam otuzbeş yıl kendi çapımda hizmet etmenin gururunu yaşadığımı da belirtmek isterim.
Çünkü folklorcuyuz ve ozanız biz,
Adımızla dilde destan olmuşuz.
Her zaman da bu Evren’de okunacak fermanımız.
Nesillerden nesle giden , yolu bizler almışız;
Barış sever gönlümüzle, saldırana yamanızç.
Dadaloğlu, Emrah, Aşık Ömer, Köroğlu
Yunus’lar Mevlâna’lar, felsefesi bizdedir.
“Severiz, seviliriz”
Halkın, özü, gözü, sözüyüz biz.
İlhamımız Mevlâ, folklorumuz deryadır bizim
Çınlatırız gök kubbeyi davul, zurna sesiyle,
Eli kınalı gelinim, köylü efendisiyle.
Âşık gibi gezerken yaylalarda, ovalarda
Elimizde saz, heybemizde “dığan”
Azığımız kuru yavan, acıyı bal eyleyen soğan
Ayağımızda gönden çarık, fistanımız kutnu
Paltomuz keçeden kepenek, kuşağımız keten
Ve işte böylece geldim huzurlarınıza
Sevgi ve barış, hoşgörü, kardeşlik getirerek
Türkiye’den Afyon’a II.Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumuna. Türk’üz, Türkü çığırarak ve Afyon dilinde kullanılan bazı ev ve mutfak eşyalarını tanıtmak üzere.”
***
Ben burada, ölümüyle büyük ölçüde sarsılan Münevver Tolun’un, “Anneme” şiiriyle yazımı noktalamak isterim. Bu vesileyle benim çok değerli dostum, arkadaşım, hemşehrim, şaire Aslı Bacı’ya, vefatının 90.yıldönümünde bir kez daha Allah’tan Rahmet diliyorum.
ANNEME
Zamanlar zamanı çığ gibi aşar
Türbende maziyi süzmeye geldim
Baykuşlar derdimden cuş edip coşar
Haykırıp sesini bozmaya geldim
Ozanlar kızı sen, adın her dilde
Mızrabım ağlıyor çaldığım telde
Neş’emle kahkaham gider o selde
Damlayıp seline sızmaya geldim
Üç arşın kumaşa sarıp büründüm
Misk ile yoğrulmuş güle süründüm
Dönmeyip seferden mutlu göründün
Cennette menzilin gezmeye geldim
Aşıklar misali öten bülbülle
Konuştum başında taç olmuş gülle
Seherde saçımı savuran yelle
Çevrende dolaşıp tozmaya geldim
Tolun’dan mehtabın düştüğü yerde
Akseder cemalin o perde perde
Ebedi narını bıraktın serde
Meçhulde bilmecen sözmeye geldim
Yedinci senede Anneler Günü
Anarım asırlar geçse de dünü
Aslı’yım Kıbleye çevirip yönü
Altınla kitabın yazmaya geldim
Aslı Bacı II.Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumunda,
Bilginler ve uzmanlar arasında(benim ve Nuri Özsoy’un önünde)