Kurban Bayramından önce, Afyonkarahisar’da gerçekleştirilen etkinlikler arasında “Mevlevilik ve Sultan Divanî” üzerine son derece gerekli ve yararlı bir düzenleme vardı. Bu konudaki bir toplantının yapılmasını çok istiyor ve bu arzumu, geçmişteki kimi Vali ve Belediye Başkanlarımıza arz ediyordum. Zira bu konudaki ciddi bir düzenlemenin Afyonkarahisar turizminin gelişimine önemli bir katkı katkı sunulabileceğine yürekten inanıyordum.
Nihayet Valilik Kültür Müdürlüğü desteğiyle, “Kadınanalar Derneği” tarafından ele alınan konu, düşünceden eyleme dönüşerek, geçtiğimiz günlerde üç günlük bir düzenleme yapılmıştır. Bana göre düzenlemenin en önemli bölümü, iki gün süreyle, Rıza Çerçel Kültür merkezi’nde yapılan “Mevlevilik ve Sultan Divani” konulu sempozyum idi.
Sempozyum kurallarının tamamı uygulanmadan yapılmış olsa da, yıllar sonra Afyonkarahisar’da hemşehrimiz Sultan Divani-Mehmet Semai’nin, yarı bilimsel bir toplantıda eye alınması beni son derece memnun ve mütehassis etmiştir.
Ancak, yapılan sunumların, çoğunluğu Mevlana Celaleddin Rumi ile ilgili oluşu ve onun torunu olan Sultan Divani’ye çok az değinilmiş olması benim içimde bir burukluk yaratmıştır. Zira ben Hemşehrimiz olan zatın, yani Sultan Divani’nin enine boyuna ele alınmasını ve onun önce Afyonkarahisar’daki hemşehrilerine, sonra yurttaşlarına ve giderek de, Dünya geneline tanıtılmasını arzu ediyordum. Çünkü biliyordum ki, Mevlâna Celaleddin sayesinde Konya kentimiz, turizm konusunda atılım üzerine atılımlar yapmıştır…
Sözün burasında şu gerçekleri belirtmem gerekir:
Daha Konya’da Mevlâna anma toplantıları falan yapılmadan önce, Afyonkarahisar’da, deyim yerindeyse Mevlâna ihtifalleri yapılıyordu.
17 Aralık 1950 tarihinde de ilk kez Konya’da bir düzenleme yapılmasına karar verilir. Ancak, Konya’da yeteri kadar konuyla ilgili zevat yoktur. Bu nedenle Afyonkarahisar’a başvurulur ve gerekli semazen, saz ve söz müzisyenleri temin edilir. Hatta semazenlerin, müzisyenlerin diğer zevatın giyecekleri tennureler, sikkeler vb.gibi tüm giyecekler Afyonkarahisar’dan temin edilir. Hatta daha sonraki yıllarda, gerekli olan tennurilerin ve sikkelerin yapımı işini Afyonkarahisarlı Terzi Mehmet Dönergöz üstlenir.
Konya’daki bu ilk ihtifale, Afyonkarahisar’dan katılan kişiler şunlardır:
Arif Çelebi, Hüsrev Çelebi, Kemal Bayık, Mehmet Bayraşa, Fehmi Bayraşa, Ulvi Bayraşa, Ahmet Öğüt, Bekir Gümüş, Hasan Sanlı, Abidin Çelebi, Edip Ali Bakı, Cemal Altıniğne, Rıza Sarı, Yahya Tekin Dede ve Murat Çelebi Öztorun fiilen ve gönüllü-görevli olarak katılmışlardır. Görüleceği gibi bu kişiler arasında, çok önemli şahsiyetler bulunmaktadır.
Bu zevat arkasındaki bazı kişiler, daha sonraki yıllarda da Konya’daki düzenlemelere önemli katkılarda bulunmuşlardır…
1963 yılında Afyonkarahisar’da, görkemli bir Mevlâna ihtifali düzenlenmiş olup bu düzenlemenin açılışında Ord.Prof.Dr. A.Süheyl Ünver, Prof.Dr.Abdülbaki Gölpınarlı, İsmet Tunç, Ayhan Yüksel, Naci Karaman ve Hüseyin Cahit Mollaoğlu düzenlemenin anlam ve önemi ile ilgili konuşmalar yapmışlardı.
Bu düzenlemede Şeyh, Hüsrev Ergun Çelebi ve Abdülbaki Gölpınarlı idi.
Semazenler : Mehmet Dönergöz, Mehmet Yüce, Enver Turunç, Rıza Sarı, Selçuk Bayraşa ve Bekir Alpergül…
Mutrip Heyeti:
Neyzenler: Kemal Bayık, Hasan Sanlı, İhsan Sami Doğan ve Mehmet Okur.
Kemaniler: Hulusi Yamaner ve Ekrem Taşkınsel.
Kanuni : Selahattin Yamaner
Tamburi : Cemal Altıniğne
Udi : Ruhi Öner
Kudümzenler: Zahit Sagın ve Kemal Alpergül.
Ayinhanlar: Ahmet Öğüt, Emir Doğrusoy, Abdullah Akar, Mehmet Akdede ve Macit Ongun…
Konya her yıl 7-17 Aralık tarihlerinde 10 gün süreyle, adeta turistle dolup taşıyor…Kültür ve Turizm Bakanlığımızın efsane Müsteşarı Merhum Dr.Mehmet Önder ile Eski Konya Senatörü olan Merhum Feyzi Halıcı Mevlâna ile Konya’yı adeta uçurdular. Mevlâna artık, hemen hemen Dünyanın bütün ülkelerinde bilinen bir büyük insan, mutasavvıf bir düşünürdür…
Biz de onun torunu Sultan Divani’yi daha çok severek, daha çok tanıtarak, onunla ilgili daha çok düzenlemeler yaparak, Afyonkarahisar turizmini ayağa kaldırabiliriz…Afyonkarahisar olarak, bütün gücümüzle Konya’dan daha ileri seviyede bir tanıtım yapmalı ve ihtifaller düzenlemeliyiz. Örneğin, her yıl 7 Aralık tarihinden 3 gün önce ya da 17 Aralıktan sonra 3 gün süreyle Afyonkarahisar’da yapacağımız düzenlemeler ile, Konya’ya gelecek turistleri, en az üç gün Afyonkarahisar’a transfer edilmelerini sağlayabiliriz. Kuşkusuz bu konuda verilecek mesajlarımızın şu doğrultuda olmasında yarar vardır:
SULTAN DİVANİ
Büyük düşünür Mevlâna Celâleddin Rumî’nin vefatından sonra, kimi dostları, yerine Hüsamettin Çelebi’yi önerirlerken. Kimileri de oğlu Sultan Veled’in hilafetini istiyorlardı. Oysa Mevlâna’nın vasiyetine göre Hüsamettin Çelebi’nin posta oturması gerekiyor ve Sultan Veled de bunu biliyordu. O nedenle, adı üzerindeki spekülasyonları ve Mevlâna dostlarının ikiye bölünmelerini önlemek amacıyla Afyonkarahisar’a göç etti Sultan Veled, Germiyanoğlu Süleyman Şah’ın bir ilim ve uygarlık merkezi haline getirdiği Afyonkarahisar’da, gönlüne göre bir ortam buldu. O arada, büyük kızı Mutahhara Hatun’u Süleyman Şah ile evlendirerek, iki soylu aile arasında akrabalık kurdu. Sultan Veled, babasının ibadet esaslarına uygun bir biçimde ibadetini sürdürürken, Konya dışındaki ilk Mevlevî Dergâhını Afyonkarahisar’da kurdu.
Hüsamettin Çelebi’nin vefatına kadar Afyonkarahisar’da kalan Sultan Veled’in kurmuş olduğu Afyonkarahisar Mevlevî Dergâhı, Konya’dan sonra, hatta Karaman Dergâhı ile, Kütahya Mevlevihanesi de dahil, en önemli Mevlevî Dergâhıdır.
Süleyman Şah ile Mutahhara Hatun evliliğinden Hıdır Şah, İlyas Şah ve Devlet Hatun dünyaya geldi. Dedeleri Sultan Veled’in izinde yürüyen Hıdır Şah’ın oğlu Abâ-Pûş Bâli (Bali Mehmet Çelebi) ilim yolunda önemli merhaleler kateden, değerli bir bilgindir. Timurlenk yakıp yıkarak, Anadolu içerilerinde egemenlik kurarken, bu Bâli Çelebi’nin ilmî değerine duyduğu saygı nedeniyle Afyonkarahisar’a hiçbir zarar vermeden geçip gitmiştir.
Mevleviliğin yayılmasını sağlayanların başında yer alan Sultan Divanî (Mehmet Semaî), Aba-Pûş Bâli’nin oğludur. Asıl adı Mehmet olan Sultan Divanî, görüleceği gibi, ana tarafından Mevlâna’ya, baba tarafından da Germiyanoğlu sülalesine mensuptur.
Bâli Mehmet Çelebi’nin oğlu Mehmet Çelebi’nin bilinen üç mahlâsı vardır. Bunlardan Semâî olanı, babası tarafından verilmiş olup, O’nun şiirlerinde kullandığı mahlâstır.
Öteki iki mahlâsı üzerinde ise, çeşitli rivayetler vardır. Bu mahlâslardan birinin Sultan Divani mi, yoksa Sultan Divane mi olduğu konusunda çeşitli yorumlar yapılmaktadır. Oysa, O’nun hayatı tetkik edildiğinde görülecektir ki, her iki mahlâs ta uygun görülebilir.
O’na Sultan Divane denilmesinin nedenlerinden birisi, bir keresinde Konya’daki Mevlâna Dergâhı’na sarhoş gelerek, Mevlâna’nın sandukasının üzerine çıkıp, ata biner gibi, “deh, deh!” diye naralar atması ve elindeki bardaktaki şarabı etrafa saçmış olmasıdır. Olayı görenler, “bu adam, acaba divane mi, yani deli mi?” diye düşünmekten kendilerini alamamışlardır.
Timur’un Konya’dan alıp, Semerkand’a götürdüğü, Mevlâna’nın Divanı, daha sonra Şah İsmail tarafından, Tebriz’e götürülmüştür. Mehmet Semaî ise, Tebriz’e kadar giderek, Divan’ı, alıp, Konya’ya getirmiştir. Bu nedenle kendisine “Divanî” denilmiş ve Sultan Divanî adıyla da anılır olmuştur
Sultan Divanî, Mevleviliğin yayılmasında birinci derecede rol oynamıştır. Lâzkiye, Halep, Mısır, Cezayir, Sakız , Eğirdir, Sandıklı, Midilli, Muğla, Burdur, İstanbul-Galata Mevlevihaneleri gibi önemli dergâhlar, O’nun çabalarıyla açılmıştır. Afyonkarahisar Mevlevî Dergâhında yetiştirdiği bazı kişileri de, açılan yeni dergâhlara postnişin olarak görevlendirmiştir.
Sultan Divanî’nan yaşadığı dönemde Afyonkarahisar, Anadolu’nun önemli bir kültür merkezi olmuş; buradan sayısız ilim adamı, şâir ve yazar yetişmiştir. Türk Tasavvuf Edebiyatının önemli isimlerinden Muğlalı İbrahim Şâhidi, Sultan Divanî Dergâhının talebesidir. Şâhidi’den sonra Muğla Dergâhının postnişini olan Şûhûdi Dede ile Safayî Dede, Sâdıkî Dede, Sâdık Dede, Sâfi Ahmet Dede, Derviş Samtî, Melâmî Dede, Mahremî Dede, Derviş Vâsık (vb) gibi Mevlevî Bilginleri de Sultan Divâni’nin rahle-i tedrisinden geçmişlerdir.
Sultan Divanî, son derece önemli bir bilgin olduğu gibi, Divan Edebiyatımızda mutlaka yer alması gereken büyük bir şâirdir. Çok sayıda şiiri vardır ve hepsi birbirinden değerlidir. Ancak; birisi vardır ki; başka hiç şiiri olmasa bile, bu şiiriyle, Türk Edebiyat tarihine isminin altın harflerle yazılması gerekir..
Bu şiirin iki kıt’asını sunmak isterim:
Bihamdillâh ki bî nâm-u nişânız âdımız yoktur
Dil-i vîranemizden özge bir âbâdımız yoktur
Ezelden mahzar-ı ışkız bizim îcâdımız yoktur
Elemler cümle bizdendir anâ üstâdımız yoktur
Belâ dildendir ol dildar elinden dâdımız yoktur
Gönüldendir şikâyet kimseden feryâdımız yoktur
Ne derd-i hecr-i yârı çekmeğe bir merd kabildir
Ne efkâra alâka eylesek mâkula kaaldir
Söze gelmez velî dânâ dil-i insân-1 kâmildir
Aka sû gibi ârâm eylemez her serve mâildir
Belâ dildendir ol dildar elinden dâdımız yoktur
Gönüldendir şikâyet kimseden feryâdımız yoktur
ÖLÜMÜNDEN SONRA
Sultan Divanî’nin doğum ve ölüm tarihleri hakkında çelişkili bilgiler vardır. Ancak ciddi araştırmalar sonucu saptanan verilere göre M.1441 yılında doğmuş, 1540 yılında vefat etmiş olması muhtemeldir ki, uzun süre yaşamıştır.
O’ndan sonra Cumhuriyetimizin kuruluşuna kadar, O’nun soyundan gelen kişiler dergâhın şeyhliğini sürdürmüşler ve Mevlevîlik, Afyonkarahisar’da geleneğe ve inanca bağlı kalınarak yaşatılmıştır.
***
Buraya kadar kısaca özetlediğim bilgiler ışığında Afyonkarahisar’da Sultan Divani ile ilgili bir toplantının yapılmış olması, her şeye rağmen alkışlanacak bir olaydır. Benim gibi naçiz kültür adamlarını mutlu eden bu olayın kayramanı AKP Afyonkarahisar İl Başkanı Turgay Şahin’e şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca, olayı sahiplenen İl Kültür Müdürlüğü ile Kadınanalar Derneği Başkanı Fatma Gülşen Koçak’ı da kutluyor ve düzenlemede görev alan tüm arkadaşlarına teşekkür ediyorum.
