Tarih boyunca Türk kadını hayatın her alanında erkeğine yardımcı olmuş, onun sorumluluklarını paylaşarak sosyal ve ekonomik hayatta varlığını sürdürmüştür. Açıkça söylemek isteriz ki tarihimiz boyunca yaşadığımız savaşlarda ve yokluk yıllarında milletin yaşama sevincini ve kurtulma umudunu hep kadınlarımız ayakta tutmuştur. Kurtuluş savaşında savaş sadece cepheye değil ailelerin yuvasına kadar girmiştir.
Cephede düşmana ''Dur!'' diyen Türk kadını asıl yiğitliğini cephe gerisinde göstermiştir. Milli mücadele yıllarında eşleri ve oğulları cephede olan Türk kadını tarlada çift sürmüş , odunları ısınmak için kırmış, ekmek yapıp yavrularını doyurmuş ve ocağına sahip çıkmıştır. Bütün bunların yanında kucağında minicik yavrularıyla yağmur demeyip, kar-kış demeyip cephenin malzemesini taşıyan, yaralı askerlerimizi tedavi eden, askerin silah,giysi, yiyecek ve içecek ihtiyacını en iyi şekilde karşılayan yine bu yiğit Anadolu Kadını olmuştur. Bu savaşlarda kadınlarımız üzerine düşen görevi layıkıyla yerine getirmiş ve Türk Askerinin yanında olmuştur. Hepimizin bildiği ''Her yiğidin arkasında güçlü bir kadın vardır'' sözünü yabana atmamalıyız.
Vatanın Kurtulmasında Kuvay-i Milliye ve Müdafaa-i Hukuk örgütleri kilit rolü üstlenmişlerdir. Kadınlarımız mitingler düzenlemiş ve dernekler kurmuşlardır. İlk önce Sivas'ta Sivas Valisi Reşit Paşa'nın eşi Melek Reşit Hanım tarafından 1919 yılında ''Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti'' adlı cemiyeti kurmuşlardır. İstanbul Hükümeti büyük cesaretle protesto edilmiştir. Ordu için maddi ve manevi destek olmuşlardır.
İlk miting İzmir'in işgalinden 1 gün sonra Kastamonu'nun Nasrullah Meydanı'nda düzenlenmiş ve işgal kınanmıştır. Daha sonra 10 Aralık 1919'da Kastamonu Kız Öğretmen Okulu'nun bahçesinde kadınlarımız tarafından ikinci bir protesto mitingi düzenlenmiştir.
Biz Türkler Tarih ve Kültür hayatımız boyunca her zaman kadına gereken önemi ve değeri gösterdik. Kadınlarımız Dünya üzerinde eşi benzeri olmayan kahramanlarımızdır. Eğer bizler milli iradeye ve Kuvay-i Milliye'ye inanıyorsak , bu ruhun kadınlarımız tarafından geçtiğinin farkına varmalıyız. Bu ruhu yaşatmak için de 100 yıl önce olduğu gibi 1000 yıl önce olduğu gibi kadınlarımıza değer vermeliyiz.
Mustafa Kemal Atatürk, 1923 yılında şu sözleri söylemiştir.
”Belki erkeklerimiz memleketi ele geçiren düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüslerini germekle düşman karşısında bulundular. Fakat erkeklerimizin meydana getirdiği ordunun yaşam kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Yurdun varoluş nedenlerini hazırlayan kadınlarımız olmuş ve kadınlarımız olacaktır. Kimse inkar edemez ki bu savaşta ve ondan önceki savaşlarda ulusun yaşam yeteneğini tutan hep kadınlarımızdır.“
***
Vanlı Süreyya Sülün Hanım’ın doğduğu ve, yaşadığı bölge, Ermenilerin korkunç zulüm ve taarruzuna maruz kalmış, babası şehit olmuştur…Bir araya gelen beşyüz civarında cengaver, Erek kasabasında toplanarak Vatanımızı savunmaya karar verirler. Ve tabii, Süreyya Sülün hanım ve üç kardeşi de bu kahramanlar arasındadır.
Yoğun bombardıman altında ilerleyerek Sarıkamış’a gelen bu kahraman Kuva–yı Milliyeciler, Murat Irmağı boylarında tam bir buçuk ay düşmanla çarpıştılar. Doğubeyazıt’a doğru yürürken yürekler acısı bir manzara ile karşılaştılar. Binlerce Türk köylüsünün işkenceler içinde can vermiş cesetlerini gördüler.
Bu mezalimi yapan Ermenilere hınçla tepki gösterenlerin başında Süreyya Sülün hanım vardı. Iğdır civarında kanlı çarpışmalar oldu. Ermeni birlikleri çok kuvvetliydiler ve Rusya’dan devamlı surette takviye alıyorlardı. Beşyüz yiğit, yılmadan, kaçmadan savaştılar. Ölüyor, teslim olmuyorlardı.
Bu çarpışmalarda Süreyya Hanımın üç kardeşi birden şehadet şerbetini içtiler. O kardeşlerinin kollarında can vermesine rağmen yılmadı ve cenk meydanını terk etmedi. Kala, kala dört kişi kalmışlardı.
Daha sonra Sarıkamış’a çekilen Süreyya Sülün Hanım, burada Ziverbey Taburu’na katıldı. Bilahare de bu Birlikle beraber Erzurum’a döndü.
Savaştan sonra bizzat Atatürk tarafından “Gazi” ünvanıyla taltif edilmiş, onurlandırılmış ve kendisine İstanbul Laleli’ de bir ev tahsis edilmiştir. Ömrünün geri kalan kısmını Haseki Hastanesi’nde yıllarca gönüllü hizmet ederek geçiren bu kahramanlık abidesi hanımefendi, 1968 yılının kasım ayında aramızdan ebediyen ayrılmıştır.
Millî Mücadele’nin gerçek kahramanlarından Vanlı Süreyya Sülün Hanımın adı Van Valiliği tarafından, Van’daki bir anaokuluna verilmiştir.
Süreyya Sülün ve öteki tüm kahramanlarımızın isimleri en güzel yerlerde yaşatılarak anılarına saygı, emeklerine vefa gösterilmesi gerektiği kanısındayız.
Mustafa Kemal Atatürk diyor ki;
''Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde Anadolu
köylü kadınının üstünde kadın çalışmasını
zikretmeye imkân yoktur ve dünyada hiçbir
milletin kadını “Ben Anadolu kadınından
daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve
zafere götürmekte Anadolu
kadını kadar hizmet gösterdim” diyemez.