Cumhuriyet tarihimizin ilk Afyonkarahisar Belediye Başkanı Halil Ağa ile ilgili kısa kısa bilgiler ve fıkralar yazıldı, yayımlandı. Ancak maalesef, bu çok önemli zat hakkında geniş kapsamlı bir araştırma, hatta bilimsel bir çalışma yapıldığını hatırlamıyorum.
Afyonkarahisar tarihine Halil Ağa adı ile geçen Saraçzade Halil Ağa, 1868 Tarihinde Atyonkarahisar’ın Anbanaz (Beyyazı) Köyü’nde dünyaya geldi. Okur-Yazarlığı yoktu. Çiftçilik ve deri ticareti ile meşgul oldu. Zengin ve gerçekten "Ağa" olan Halil Ağa, hoşsohbet, iyiliksever ve mükemmel bir insandı. Ramazan aylarında, her akşam, birkaç sofra iftar yemeği verirdi. Evliydi ama, çocuğu olmamıştı. Bu nedenle çocuk özlemini kardeşinin öksüz oğlu İbrahim’i kendisine evlât edinerek gidermeye çalışmıştı. Bu İbrahim, şehrimizin mümtaz simalarından Dr. İhsan Saraçoğlu’nun babasıdır.
Halil Ağa, Afyonkarahisar’ın Yunan işgaline uğramasından itibaren, Milli Mücadele’nin sonuna kadar, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir istihbarat elemanı gibi görev yaptı ve düşman komutanlarının sofralarında edindiği bilgileri, Türk askerine, dolayısiyle Mustafa Kemal Paşa’ya ulaştırdı. Bu nedenle Atatürk, Halil Ağa’yı, daha o yıllarda tanımış oldu. Bu tanışıklık giderek samimi bir dostluğa dönüştü.
Halil Ağa ile, Türk Ordusu arasındaki irtibatı "Denizlili Yaşar" adlı bir yüzbaşı kuruyordu. Yaşar Yüzbaşı zaman zaman köylü kıyafeti ile bir merkebe binerek Afyonkarahisar’a geliyor, doğruca Halil Ağa’nın yazıhanesine uğrayıp; "Ağa, kömür lâzım değil mi?" diye soruyor, varsa önemli bilgileri alıp gidiyordu.
Sohbetine doyum olmayan Halil Ağa, sempatik kişiliğiyle düşman subayları ile kolayca dost oluyordu. Bu nedenle, düşman askerleri tarafından yakalanarak göz altına alınan Türkleri kurtarmayı başarıyordu.
Bir gün Halil Ağa’dan aldığı haberleri not ederek, Afyonkarahisar’dan ayrılan bir Türk istihbarat görevlisi, düşman askerleri tarafından yakalanır. Yakalanan bu görevli, Halil Ağa’yı ele vermez ama, O’nun yakalandığını duyan Halil Ağa telaşlanır. O akşam, verdiği yemekte Yunan komutanın altından girer, üstünden çıkar ve yakalanan istihbaratçıyı serbest bıraktırır...
27 Ağustos 1922 Tarihinde, Afyonkarahisar’ın kurtuluşunu müteakip, Başkomutan Atatürk, yanında Fevzi ve ismet Paşalar olduğu halde şehre gelerek, Belediye binasına yerleşirler. Amaçları burada biraz dinlenip, Dumlupınar’da verilecek Meydan Muharebesinin planlarını hazırlamaktır.
Halil Ağa ile sürekli temaslarda bulunan Atatürk, O’nu Afyonkarahisar Belediye Başkanı görevine tayin eder. 29 Ağustos 1922 tarihinde Belediye Başkanlığı mührünü eline alan Halil Ağa’nın bu görevi, 1929 yılına kadar devam eder. Böylelikle Cumhuriyetin de ilk Afyonkarahisar Belediye Başkanı olan Halil Ağa, Cumhuriyet Türkiye’sinin olduğu kadar, Cumhuriyet Afyonkarahisar’ının temellerinin atılmasında büyük pay sahibi olur.
Okur-Yazarlığı olmayan Halil Ağa, resmi yazıları, Belediye’nin o dönemdeki Başkatibi Kasnakoğlu Tevfik Bey vasıtasiyle öğrenirdi. Bu itibarla Halil Ağa’nın eli ayağı Tevfik Bey’dir ve son derece dürüst ve namuslu bir insan olan Tevfik Bey, Halil Ağa’nın uzun süre Başkanlıkta kalmasını sağlayan insandır. Çünkü Tevfik Bey, Halil Ağa’yı şaşırtmamış, aldatmamıştır. O dönemde halk arasında yaygın bir deyim haline gelen şu söz uzun yıllar belleklerden silinmemiştir: "Tevfiği kandır/Belediyeyi kaldır!" Ama Tevfik Bey’i kandırmak mümkün değildir ve O her zaman doğruları yapmıştır. (Dört çocuğumun anası olan eşim Nurten Hanım, babası tarafından Telekoğulları, anası tarafından da Kasnakoğullarına mensup olup, sözünü ettiğim Belediye Başkâtibi Kasnakoğlu Tevfik Bey, annesinin babası, yani dedesidir. Elbette benim de dedemdir ve ben Merhum Tevfik Bey’in torunu olmaktan, kıvanç duyuyorum.)
Atatürk, Halil Ağa’yı çok severdi. Yolu Afyonkarahisar’a düştüğü zamanlar, trenini özel olarak Afyonkarahisar istasyonunda durdurur, Halil Ağa’ya haber göndererek çağırır, Onunla uzun uzun sohbet ederdi. Ata’nın en çok hoşlandığı şey ise, Halil Ağa’nın bol bol küfür etmesiydi. Bu konuyla ilgili çok sayıdaki fıkralardan birisi şöyledir:
Atatürk bir tarihte, Konya’dan Eskişehir’e giderken, treni Afyon-Gar’da mola verir ve kente haber salınarak Halil Ağa ile Vali’yi çağırtır. Halil Ağa, Valiye haber göndererek, birlikte gitmek istemesine rağmen Vali, otomobili ile hemen istasyona hareket eder. Halil Ağa geç kalmak endişesiyle telaşlanır, heyecanlanır, sağa sola küfürler savurarak, bir faytona binerek istasyona gider. Kan-ter içerisinde kalmıştır. Koşarak trenin yanına varır. Atatürk özellikle saklanmıştır. Halil Ağa sağa sola bakınır, göremeyince yanındakilere; "Nerede len bu……mun herifi?" Diyerek küfreder!. Amacına ulaşan Atatürk kahkahalarla ortaya çıkıp, Halil Ağa’ya sarılır, kucaklaşır ve öpüşürler...
Eğitimci, yazar ve Şair Şahanoğlu Ahmet Hidayet Şahintepe, 2024 yılında yayımlanan “Afyonkarahisar Evliyalarından Şahanoğlu Ve Türabi” adlı eserinde, Dedesi Şahanoğlu İbrahim’den söz ederken, onun Belediye Başkanı Halil Ağa ile ilişkisinden de kısa bilgiler vermiştir. Değerli Öğretmen-Müdür Şahintepe’nin kitabındaki bu bölümü de sunmak isterim:
Halil Ağa (Saraçoğlu) büyük dedem, Şahanoğlu’nun yakın dostudur, arkadaşıdır. “Saraçzade Halil Ağa'' olarak ‘da bilinir.
Halil Ağa; Anbanaz köyü (Beyyazı) doğumludur.
Halil Ağa; Cumhuriyet döneminin, Afyonkarahisar ilk Belediye Başkanıdır. 29 Ağustos 1922 – 04 Nisan 1929 tarihleri arasında Belediye Başkanlığı yapmış olup, Atatürk’ün de yakın dostudur.
Halil Ağa Atatürk’ün çok sevdiği ve güvendiği bir istihbarat elemanıdır.
Afyon’umuzun Yunan işgali sırasında 27 Ağustos gecesine kadar Yunan Ordusu komutanlarını yedirip içirerek zilzurna sarhoş eder ve ağızlarından aldığı bilgileri Kuvayı Milliyeye Mustafa Kemal Atatürk’e, Denizli’li Yzb. Mustafa Yaşar vasıtasıyla uçururdu. Atatürk’ün dostu idi, Anbanazlı Halil Ağa.
Halil Ağa çok zengin olup, Anbanaz’da tarımla uğraşır ve çiftçilik yaparmış. Çiftçiliğin yansıra, ticaretle uğraşıp, deri alım-satımı, ticareti de yaparmış. Bunun için, Saraçzade Halil Ağa olarak' da bilinir.
Soyadı kanunu çıkınca Saraçoğlu soyadını aldı.
Halil Ağa’nın cömert, yardımsever ve hoş sohbet bir kişiliği varmış. Herkes onu severmiş. Şehirde ve köyde, topluca ziyafetler veren cömert bir ağa... Ramazanlarda iftar yemekleri verirmiş, Halil Ağa.
Halil Ağa, evli olduğu halde çocukları olmamış. Kardeşi erken vefat edince, kardeşinin oğlu, İbrahim’i (Dr. İhsan Saraçoğlunun babası) bakımını üstlenmiş, manevi evlat olarak büyütmüş. Kardeşinin oğluna manevi babalık yapmış, İbrahim‘i çok sevdiği için, öksüzlüğünü hissettirmemiş. İbrahim’e manevi babalık yaptığı gibi, torunlarını da çok severmiş, onlara' da her türlü desteğini esirgememiş. Onları torunlar gibi çok severmiş.
Halil Ağa, kendisinden 30 yaş kadar küçük olan büyük dedem Şahanoğluna gider bayramlaşırmış. O bayramda Şahanoğlunun odasında, Turabi ve Harabi (Ciloğlu Deli Bekir) de misafirmiş.
Halil Ağanın kardeşinin oğlu, manevi evladının; bayramlık kıyafetleri, tam bayramlık, oldukça lüks, ayakkabılar, iskarpin kundura, forslu, göz kamaştırıcı ve çok pahalı imiş.
Halil Ağa, Dedem Şahanoğlu ve misafirleri ile bayramlaşırken küçük İbrahim (Halil İbrahim)’in ayakkabıları, Turabi ve Harabi’nin, dikkatini çekmiş...
Harabi (Ciloğlu Deli Bekir) daha sonra söylediği bir deyişinde şu dizelere yer vermiş:
“Kundura giyerler kıyısız kenarsız
Bunu icat eden İngiliz Fransız
Cepte para bırakır mı, dinsiz imansız”
