AFYONKARAHİSAR SEVDALISI HOCALARIN HOCASI ORD. PROF. DR. HÜSEYİN NAİL KUBALI
İrfan Ünver Nasrattınoğlu
Anayasada yapılacak bir değişikliğin, anayasaya uygun olup olmadığını danışmak üzere, Başbakan Nihat Erim, 9 Mayıs 1971 günü, İstanbul’dan bir hukuk profesörünü çağırıyor ve Ankara’da uzun bir görüşme yapıyordu. Oysa Erim de hukuk profesörüydü. Demek ki İstanbul’dan çağırılan profesör, hocaların da hocasıydı. Bu profesör 27 Mayıs 1960 ihtilalinin akabinde, Cemal Gürsel tarafından Ankara’ya çağırılmış, yeni Anayasanın hazırlık komisyonunda görevlendirilmişti.
Bu profesör, Hüseyin Nail Kubalı idi.
Bu profesör Afyonkarahisar aşığı ve bizim yarı hemşehrimizdi… O’nun böylesine değerli oluşunun ve yükselişinin temeli Afyonkarahisar’da atılmıştı. Bu değerli insanın, önce özgeçmişini, sonra da kendi kaleminden Afyonkarahisar’la ilgili anılarını sunacağım…
Kubalı ile yazışarak temas kurmuş, ısrarlı taleplerim üzerine bir de görüşme yapabilme onurunu elde ettikten sonra, kaleme aldığım yazıları yayımlamıştım. Biyografisi ile ilgili yazışmalarımızın birisinde, aynen şöyle yazmıştı:
“…Çok sevdiğim ve gerçekten memleketim bildiğim Afyon hakkında benden istediklerinizi tabii memnuniyetle yollayacağım. Bildiğiniz sebeple bir parça gecikirsem mazur görmenizi rica ederim… Afyon’a tahsis edilen bir eserde yer almış olmaktan büyük bahtiyarlık duyacağım. Bana bu bahtiyarlığı duyuracak olan güzel teşebbüsünüzden dolayı sizi tebrik eder, gözlerinizi, teşekkürlerim ve sevgilerimle öperim…”
Kubalı Hoca’nın bana gönderdiği biyografi ve anılarını özetleyerek, Kocatepe Gazetesi’nin 13-15 Ağustos 1992 tarihli nüshalarında ve Beldemiz Dergisinde yayımlamıştım. Bu yazıların özeti şudur.
“Afyonkarahisarlı olup ta, “Ben Afyonkarahisarlıyım” demeyen; bundan adeta utanç duyan hemşehrilerimiz vardır! İsim vermeyeceğim, ama vardır. Öte yandan Afyonkarahisarlı olmayıp ta, şehrimize duyduğu sevgi ile yanıp tutuşanlar da vardır. İşte, Adanalı Ziya… Adana’da doğdu. Fırtınalı bir yaşantıdan sonra, şehrimize gelip yerleşen Ziya’yı yeğenleri gelip Adana’ya götürmüşler; fakat o, çok geçmeden geriye dönüp Afyonkarahisar’da yaşamaya devam etmiştir. Ölünce de, çok sevdiği arkadaşı, Çizmecioğlu Vehbi ile aynı mezara defnedilmiştir.
Ben bir ara, şu veya bu nedenle, Afyonkarahisar’da yaşamış olan ünlü kişilerle görüşmeler yapmış ve onların, Afyonkarahisar’la ilgili anılarını kaydetmiştim. Birkaç yıl önce kaybettiğimiz Ord.Prof. Dr.Hüseyin Nail Kubalı, bunlardan biridir. 1960 ihtilâlinin önemli şahsiyetlerinden birisi olan, Anayasa Hukuku uzmanı olan Kubalı bana, Afyonkarahisarla ilgili birçok anısını nakletti. Bunlardan bazılarını, buraya almak istiyorum.
“Afyonkarahisar’ında geçen ve 1911’den 1920’ye kadar uzanarak Balkan Harbini, 1.Dünya savaşını, işgal faciasını ve milli mücadelenin ilk zamanlarını içine alan dokuz yıllık uzunca bir süre çocukluk ve ilk gençlik çağlarımın unutulmaz hatıraları ile doludur. Tabiat ile, insanlarla ve son derecede tarihi memleket olayları ile ilk şuurlu karşılaşmam, Afyon’da olmuştur. Bu sebeple Afyon, kişiliğimin oluşmasında canlı bir kadro ve çok feyizli bir ortam hizmetini gördüğü için kendimi, Niğdeli olduğum kadar, Afyonlu da sayarım. Başka bir deyişle, cedlerimin yurdu ve doğum yeri olduğu için Niğde’liyim. Kişiliğimin adeta beşiği olduğu için de Afyon’luyum. Aynı derecede kıymetli bu çifte bağ, benim müstesna mutluluk kaynağımdır.”
Görüldüğü gibi, dünya çapındaki bir hukuk bilgini, kişiliğinin Afyonkarahisar’da oluştuğunu açıkça ifade etmektedir. Kendi değerlerinin bilincinde olmayan hemşehrilerime bu hususu açıkça ifade ettikten sonra, Kubalı’nın anılarına devam ediyorum.
“Afyon’la aramdaki bağın meydana gelmesinde ve çok kuvvetli olmasında babamın kişiliğinin ve Afyon’luların, ona karşı duydukları yakınlığın ve candan dostluğun, çok misafirperver oluşlarının büyük payı vardır. Vakarlı ve aynı zamanda babacan, rindmeşrep ve hoşsohbet olan babam Nail Bey, açık yürekliliği ve mertliği ile halis bir Anadolu insanı idi. İnsanları ve tabiatı çok severdi. Hele aydın kafalı gençlere, büyük yakınlık duyardı. Gençler de kendisine duydukları içten yakınlığı, sevgiyi ve saygıyı göstermek için ona “Beybaba” diye hitap ederlerdi. Bu itibarla yaşlı-genç Afyon’lularla sosyal ilişki çevremiz çok genişti. Babamın halen İstanbul’da Diş Tabibi olan ikiz kardeşim Hasan Nail ve bana (birbirimize ağabey dediğimiz için), “abicikler” derlerdi. Görgü ve bilgimizin artmasını ve kişiliğimizin kuvvetlenmesi sağlamak maksadı ile babamızın bizi, çoğunlukla büyük meclislerinde bulundurması bana, Afyon’un seçkin ailelerini ve kişilerini tanımak fırsatını vermişti. Tanıdığım saygıdeğer aileler arasında, Turunçzadeleri, Etemzadeleri, Sarıhacızadeleri, Akosmanoğullarını, Hacıarifzadeleri, Taşkapılıları, Mevlevi Postnişini, Celaleddin Efendiyi ve yakınlarını ve daha birçok aileleri, yaşlıları ve gençleri ile, pek canlı olarak hatırlar, ölenleri daima rahmetle, yaşayanları hasret ve muhabbetle anarım.”
Hocaların hocası, değerli Ord.Prof. Dr.Nüseyin Nail Kubalı, anılarını anlatmayı sürdürmüştü:
“Unutamadığım bir hatıra da, Çakırköy ile Erkmen arasındaki çadırlı karargahta, Fırka Kumandanı, baba dostu, Galiçya kahramanlarından Albay Ömer Lütfi (Argeşo)’nin çadırına yaptığımız, yine baba dostları Ali Fuat (Cebesoy) ve Mersinli Cemal Paşaların da bulunduğu bir ziyaret esnasında tutulup getirilen bir asker kaçağının, o zaman millî çete kumandanlarından Hacı Şükrü Bey tarafından, tabanca ile öldürülmesidir. Başka bir hatıramda sonradan kiraladığımız Abdülkadir Mahallesindeki evimizin karşısında (bu ev şimdi Osman Nebioğlu ailesinindir) kiracı olarak oturan ve İngiliz işgal kumandanlığında şoförlük yapan, Sadık ismindeki İstanbullu bir gence karşı mahalleye, İngiliz otomobilini soktuğu için yapılan aleyhteki gösteridir.”
Kubalı hocayla 1970 yılında yaptığım söyleşide kaydettiğim anılar arasında ilginç gördüğüm birkaçını daha sunmak isterim:
“Önce İzmir İstasyonu civarında oturmuştuk. O sırada kuvvetli sayılacak bir futbol takımı kurmuştuk. Fenerbahçe klübü bize, hediye olarak bir topla, pompa ve yirmi iki tane F.B. forması göndermişti. O zamandan beri iki kardeş Fenerbahçe’nin sadık ve hararetli partizanıyız…
Şiir yazmaya Afyon’da başlamış, ilk şiirimi kedi tarafından parçalanan beyaz, çok güzel bir güvercin için yazmıştım.
Evlenmesi geciken kızların Kaledeki kuleden “Ahtım, bahtım! altın tahtım! Kocaya varacak vaktim” diye gökten iniyormuş gibi gelen sesleri hala kulağımdadır.
Böbrekleri silahlığının arasına koyup, kancaya taktığı eti çarşıda gezdirirken, “Arı düve eti oğlum, yağ yiyecek yok mu oğlum” diye bağıran kasapların reklamını unutamam.
Hele Afyon’un kaymağı, yemekleri ve tatlıları; bütüm et, göce köttüsü, ağzı açık, bükme, kedi külümbe, furma baklavası tadı damağımda kalan dünya nimetleridir.
Afyonkarahisar kuvvetli millî özellikleri, bir parça sert çizgili, fakat çok duygulu insanları ve tabiatı ile, yalnız birkaçını belirttiğim binbir anılarıyla, dokuz sene içindeki memleket ve hatta dünya çapında olayların sarsıntılarına rağmen, son derece mutlu saydığım, hasretini çektiğim bir çağımın, canlı sembolüdür. Taşına, toprağına ve insanlarına çok bağlı olduğum halde elli yılı aşan bir zamandan beri gidip ziyaret edemedim. Bir tavaf gibi yapmak istediğim bu ziyaret vazifemi, yerine getiremediğim için, içimde Afyonlu aziz hemşehrilerime karşı bir utanç ve azap vardır. Aynı utancı ve azabı, aziz Niğdeli hemşehrilerime karşı da duymaktayım. Tek tesellim, beni hoşgörü ile karşılayacakları ümididir.”
Bütün bu anılar, Afyonkarahisar’lılar için çok önemli ve değerlidir. Bu anılar, Afyonkarahisarlı olarak, gurur duymamız için değerli bilgilerdir. Evet, Afyonkarahisarlı olarak gurur duymak ve “ne mutlu Afyonkarahisarlıyım” diyebilmek, çok güzel…