İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Afyonkarahisar Turizmi İçin Ne Yapıyoruz?

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Arkeolog, Sanat Tarihçisi, Müzeci Yazar dostum Semih Tulay çok değerli kitaplar yayımladı. Kuşkusuz meraklıları bu kitapları okudular ve okudukları kitabı, kitaplıklarına yerleştirdiler. Peki, Afyonkarahisar ve Memleket turizmi ve sanatı için görevli olanlar okuyup, özümsediler mi, acaba?...Neler düşünüyor ve neler yapıyorlar?…

Sözü fazla dolaştırmadan hemen konuya gireyim.

Değerli dostum, kitap bütünlüğündeki eserleri bir yana, bir süredir süreli yayınlarda da son derece ilgi çekiyor. Neler mi yazıyor? Buyurun, okuyunuz…

SANDIKLILI AZİZ ABERKİOS            

Hani definecilerin arasında anlatılan yaygın bir öykü vardır. Definecinin biri hayalindeki gömüyü bulmak için malı mülkü her şeyini harcamış ama aradığı altınları bulamamış. Sonunda sıfırı tüketip, eşi ve çocukları da onu terk edince metruk bir kulübeye sığınmış. Bir gün kulübenin önünde çubuğunu tüttürüp kara kara düşünürken birden kulübenin bir duvarı yıkılmış. “Eyvah, sonunda kulübeden de olduk!” diye söylenirken yıkılan duvara şöyle bir baktığında gözlerine inanamamış. Çünkü yıllardır aradığı define ayaklarının dibinde duruyormuş.

Yaşadığımız kent Afyonkarahisar’ı öyküdeki defineciye benzetiyorum. Çünkü büyük bir kültürel zenginliğe sahip bu kent bundan faydalanamıyor. Afyonkarahisar iline gelen yabancı turlar ya da münferit turist neredeyse yok gibidir. Oysa kimi değerler tanıtıldıkça özellikle yabancı turist sayısında artış sağlanması mümkündür. Kentin muhtelif yerlerindeki termal kaplıcalar kültürel ve dini değerlerle birleştirildiğinde özellikle yabancı turist sayısında büyük ölçüde artış olacağı düşüncesindeyim. Bunu daha önce görev yaptığım Efes ve Milet müzesi gibi yerlerden biliyorum. Özellikle Hristiyanlık açısından önemli kişilikler sayesinde o bölgelere büyük ölçüde turist akını vardır. Örneğin, Selçuk İlçesi Meryem Ana nedeniyle Hristiyan dünyası için hac yeridir. Efes ve Milet antik kentleri Tarsuslu Havari Aziz Pavlus’un gitmiş olması nedeniyle birçok yabancı turist özellikle onun vaaz verdiği tiyatro ve hamamları ziyaret etmekte bu da turist sayısın epeyce artırmaktadır.

Afyonkarahisar sahip olduğu değerlerle özellikle yabancı turist sayısında bir patlama yapabilir. Nasıl mı? Tüm dünyanın tanıdığı daha 14. yüzyılda bile Avrupa’da okullarda öyküleri okutulan MÖ 6. yüzyılda yaşayan Ezop Emirdağ’lıdır. Neden Emirdağ’da bu ünlü öykücünün bir heykeli yoktur ve neden Ezop ile ilgili her yıl etkinlikler yapılmaz. Dünya’nın ilk müzik yarışması Dinar’da yapılmıştır. Apollon ile yarışan Marsyas Dinarlıdır. Geçen yıllarda başlatılan “Uluslararası Marsyas Kültür Sanat ve Müzik Festivali” etkinlikleri nedense devam ettirilmemiştir. Aslında her yıl yapılacak etkinliklerle yerli ve yabancı birçok müzisyen, müzik adamı ve müzik severlerin Dinar’a akın etmesi sağlanabilir.

Bir başka değer Sandıklılı Aziz Aberkios’dur. Aberkios MS 2.yüzyılda Hieropolis’te (Afyonkarahisar-Sandıklı-Koçhisar) doğup büyüyen ve orada ölen önemli bir Hristiyan din adamı, bir piskopostur.  Günümüzde kiliselerde Havari Paul ile bir tutulan ve aziz mertebesine çıkarılıp anılan bu din adamı tıpkı İbrahim peygamber gibi Putperst dinlere savaş açmıştır. 
Öyküye göre; bir gece gördüğü rüyanın etkisi altında kalan Aberkios, eline büyük sopa alarak tapınağa gider ve Apollon’dan başlayarak, Herakles, Artemis, Afrodit ve öteki tanrıların heykellerini parçalar. Bunun üzerine kızgın bir kalabalık Aberkios’un evine yönelir. Amaçları evi yakıp yıkmak ve Aberkios’u öldürmektir. Aberkios ise yanına müritlerini alıp pazar yerine giderek vaaza başlar. Oraya ulaşan kalabalık tam piskoposa saldıracak iken üç kişiye sara nöbeti gelir ve Aberkios onları hemen iyileştirir. Bunun üzerine saldırganların tümü Hristiyanlığı kabul ederler.

Bu olayı izleyen günlerde de Aberkios’un mucizeleri devam eder ve oldukça ünlenir.
Onun bir başka ve bizim için önemli olan mucizesi bugün Hüdai Kaplıcası olarak bilinen sıcak su kaynağı ile ilgilidir. Bir gün Aberkios ve müritleri Koçhisar Köyü çevresindeki köy ve çiftlikleri ziyaret ettiklerinde köylülerin yıkanamamaktan dolayı beden temizliği konusunda oldukça sıkıntı çektiklerini görürler. Bugünkü Karadirek ya da Hamam Çayı kenarındaki Agros adlı yere geldiklerinde Aberkios diz çökerek buradan sıcak bir su fışkırması için dua eder. Ardından bulutsuz ve çok açık bir havada gök gürlemesi ile birlikte, onun diz çöktüğü yerin hemen az ilerisinde yerden sıcak su fışkırır. Yöre halkı burada yıkanılabilmek için derin havuzlar inşa ederler. Daha sonra Agros olarak anılan bu bölgenin adı Agros Thermon “Sıcak Su Bölgesi” olarak değiştirilir.

İyice ünlenen Aberkios Roma’ya giderek imparator Marcus Aurelius’un kızı Lucilla’yı ona musallat olan cinden kurtarır. Bu olayın ardından dönüş yolunda uzun yolculuklardan sonra memleketine gelir ve kendine bir mezar yaptırarak piskoposluk görevini bir başkasına devrederek yaşama veda eder.

Aberkios’un yaşamı ile ilgili kilise kayıtlarında anlatılanlar önceleri söylence olarak kabul edilirken İskoçyalı Prof. William Mitchell Ramsay’ın 1883 yılında Koçhisar’da Hüdai Kaplıcaları’nda bulduğu ve MS 193-216 yılları arasına tarihlenen Aberkios’un mezar taşına ait iki parça Aberkios ile ilgili kuşku ve tartışmalara son vermiştir. Bu iki parça en eski Hristiyanlık yazıtı olarak kabul edilmiş ve bundan dolayı “Hristiyan Yazıtlarının Kraliçesi” olarak adlandırılmıştır.

Aberkios’un mezar yazıtına ait ve arkeolojik önemi olan bu parçalar ne yazık ki 1892 yılında Abdülhamit tarafından Roma’ya gönderilerek Papa XIII. Leo’ya armağan edildi. 1963 yılına değin Lateran Müzesi’nde korunan yazıt şimdi Vatikan Müzesi’ndedir.

Sonuç: Günümüz Hristiyan dünyası tarafından her yıl Ekim ayında tüm kiliselerde anılan ve dünyanın çeşitli yerlerindeki kiliselerde resimleri bulunan ve de kimi zaman Hz. İsa’nın Dört Havarisi ile eşdeğer görülen Aziz Aberkios, günümüzden 1800 yıl önce Koçhisar’da yaşamış, burada piskopos olarak görev yapmış ve yine burada gömülmüştür. 

Sandıklı’daki termal turizme dini turizm de eklenerek Hüdai kaplıcalarının pazarlamasında Aziz Aberkios vurgusu yapılarak çok sayıda Hristiyan’ın Sandıklı’yı ziyaretleri sağlanabilir. Bu konuda yerel yönetimlerin yanında üniversitelerin, turizm acentelerinin, Kültür ve Turizm Bakanlığının da konuya dahil olmasıyla Afyonkarahisar’ın özellikle yabancılara yönelik turizm potansiyeli birden bire artacağına inanıyorum.

EMİRDAĞ DÜN DE BÖYLE İMİŞ…

Son zamanlarda, Afyonkarahisarlı olarak gururlandığımız ve kıvandığımız olayları yaratanlar, daha çok Emirdağlı hemşehrilerimiz olmaktadır. Örneğin, bugünkü R.T.Erdoğan’ın oluşturdukları kabinedeki Afyonkarahisarlı tek Bakan, Emirdağlı Mahinur Hanımdır…Önemli makamlar işgal eden Emirdağlı’lar, ünlü sporcular, yazarlar, şairler ve daha neler de neler…Aziz ve muhterem dostum Semih Tula’ın kısa bir zaman önce yayımladığı bir yazısı, bize Emirdağ’ın, geçmişte de yöremizde parlayan bir yıldız olduğunu kanıtlar niteliktedir. Geliniz bi yazıyı da birlikte okuyalım:                           

“Emirdağ İlçesi, Hisarköyü’nde yer alan ve Amorion, Amorium olarak adlandırılan kent MÖ 2000’li yıllardan itibaren Hitit, Frig, Grek, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kesintisiz yerleşim görmüş bir antik kenttir. Klasik ve Hellenistik dönemlere ait şimdilik çok fazla arkeolojik kalıntılar olmamasına karşın Amorium’un o dönemlerde de önemli bir rol oynadığını söyleyebiliriz. Çünkü, Amorium’un Roma Senatosu tarafından bölgede kendi parasını basma izni verilen ilk kentler arasında oluşu, MÖ1’inci yüzyıl başlarında Doğu Frigya’da önemli bir konumda olduğunu göstermektedir. Amorium antik dönemde yılın belli zamanlarında düzenli olarak yapılan festival ve fuarlarıyla civar kasabalardan çok sayıda insanı çeken önemli bir ticaret kenti idi.

Amorium, MS 431’de piskoposluk haline gelmiştir. 640 yılından itibaren Anadolu’da Bizans ordusunun askeri karargahı ve sonra da Anatolikon Thema’sının (eyalet) başkenti olmuştur.
Dönemin Arap kaynakları Amorium’dan Anadolu’nun en büyük kenti olarak söz ederler.
Bizans döneminde İstanbul yolu üzerindeki önemli bir kale niteliği ve Marmara bölgesinden önceki son büyük savunma mevzii oluşu nedeniyle Bizans topraklarının korunmasında Amorium güçlü bir kale görevi görmüştür.

641 yılından sonra Arapların Anadolu’ya ilk akınlarının başlamasından birkaç yıl geçmeden Amorium da Arap saldırısına maruz kalmıştır. Amorium’a art arda Arap saldırıları yaklaşık iki yüz yıl boyunca sürmüş, 668’de kalenin Araplarca fethine karşın kısa süre sonra Bizanslılarca geri alınmış ve 716, 796 yıllarındaki büyük saldırılar ise püskürtülmüştür. 838 yılında Harun Reşid’in oğlu Mutasım’ın (833-842) ordusu tarafından kuşatılan, 931’de Tarsus Emir’i tarafından ateşe verilen kent, kazılardan elde edilen verilere göre MS10 ve 11.’inci yüzyıllarda askeri ve stratejik önemini yeniden kazanmıştır.

Amorium Malazgirt Meydan Muharebesi öncesinde Anadolu’ya akınlar düzenleyen Türkmen beylerinden Ahmet Şah ve Emir Afşin tarafından 1068 yılında bir süre zapt edilmiştir. Bölgeye geniş çaplı Türkmen yerleşimi ve bölge nüfusunun Türkleşmesi ise Anadolu Selçuklu devleti ile Bizans arasında 1116 yılında yapılan Bolybotum savaşından sonra olmuştur.
Amorium askeri açıdan çok önemli olduğu gibi tanınmış insanların yetiştiği bir kenttir. Örneğin, tüm dünyanın tanıdığı hayvan öyküleri yazarı Ezop (MÖ 620-560) burada doğmuştur. Öğrencisi olduğu rahip tarafından İslam dininin hak din olduğunun söylenmesi üzerine Müslüman olmak için Medine’ye giden Sahabe Selman-ı Farisi (568-656) Müslüman olmazdan önce bu kentteki kilisede çalışmıştır. Yani şehir Hristiyanlık kadar da İslamiyet için de önemli bir kenttir. 908 yılında ölen Aziz Blaise bu kentli önemli Hristiyan bir rahip ve azizdir.
Amorium bu önemli kişiliklerden başka üç Bizans imparatoru yetiştirmiştir. Bunlardan ilki olan II. Mihail Bizans imparatoru ve Amorian/Frigya hanedanlığının kurucusudur.

İmparator V. Leo Ermeni’nin (813-820) öldürülmesinin ardından Bizans’ta bir dönem kapanmış ve imparatorluk tahtına Leo’nun azmettiricisi olan II. Mikhail geçmiştir. “Kekeme” lakabı ile de bilinen II. Mikhail imparatorluğa kadar yükselmiş olan asker kökenli bir taşralıdır.

II. Mikhail, Frigya bölgesinin Amorium kentinden olduğu için kurmuş olduğu hanedanlık Frigya ya da Amorium Hanedanlığı (820-867) olarak anılmaktadır.

Bu imparator ile başlayan hanedanlık Bizans İmparatorluğu’nu yaklaşık olarak yarım asır yönetmiştir.

829 yılının sonbaharında II. Mikhail geçirdiği böbrek rahatsızlığı yüzünden ölmüştür.
Mikhail’in ölümünden sonra tahta oğlu Theofilos (829-842) geçer. Neredeyse okuryazar olmayan babasının aksine Theofılos, iyi bir eğitim almıştı. Theofilos, sanattan ve estetikten anlayan bir imparatordu ve adaletli olmayı kendisine ilke edinmişti. Başkent Konstantinopolis sokaklarında tebdili kıyafet gezerek halkın durumunu ve fiyatları yakından takip ederdi. Bu dönemde özellikle saray ve çevresindeki imar çalışmaları için büyük çapta yatırımlar yapılmıştır. 20 Ocak 842’de Theofilos henüz otuz sekiz yaşındayken dizanteriden hayatını kaybeder.

Theofilos’un 842’deki ölümünün ardından oğlu III. Mikhail henüz dört yaşında olduğundan annesi Theodora onun yerine yönetimi naibe sıfatıyla ele alır. Theodora kocasını seven ve ona sadık bir kadındı. Kocası öldükten sonra bile onun hatırasına sahip çıkmış ve vasiyetlerini yerine getirmeye çalışmıştır. Tıpkı Theofilos zamanında olduğu gibi bu dönemde de Bizans hazinesi oldukça güçlüdür. Yine bu dönemde Araplara karşı girişilmiş olan mücadeleden de zaferle dönülmüştür

Bu arada Mikhail de büyümektedir. Kimi tarihçiler Amorium hanedanını kötülemek ve   Mikhail’i kötü göstermek için kendisine “ayyaş/sarhoş” lakabını takmışlardır. Mikhail’in iyi bir eğitim almasına çalışan ve iyi bir devlet adamı yetiştirebilmek için kendisine büyük olanaklar sunan annesinin isteğinin aksine o devlet işleriyle pek ilgili değildi. 856 yılında III. Mikhail 16 yaşına geldiğinde iktidarı ele geçirir ve en güvendiği dayısını varis ilan eder. Annesi ve kız kardeşlerini de bir manastıra gönderir. Böylece dolaylı olarak imparatorluğun yönetimi dayısı Bardas’a geçmiştir. Bardas yetenekli bir yönetici olup, onun döneminde Bizans kültür, sanat, edebiyat ve hitabet bakımından parlak bir dönem yaşamıştır. Bardas aynı zamanda ordunun başkomutanı sıfatıyla askeri alanda da önemli başarılar elde etmiştir.
III. Mikhail atlara çok düşkündü ve bu nedenle seyis olan Basil adında bir adamla tanışarak arkadaş olmuştu. Kısa sürede İmparatorun güvenini kazanan Basil onun en yakın arkadaşı hatta dostu oldu. 867 yılı baharında Basil bir yolunu bulup, Bardas’ı öldürdü. Mikhail ise dayısını öldüren ve sonsuz güvendiği Basil’i ortak imparator olarak ilan etti. Ancak Basil bununla yetinmeyerek “besle kargayı, oysun gözünü” hesabı sadece dört ay sonra kendisini seyislikten imparator ortaklığına kadar getiren dostu Mikhail’i bir Bizanslıya yakışır şekilde 867 yılının Eylül ayında bir gecede yatak odasında boğdurarak öldürttü. III. Mikhail’in ölmesiyle Amorium (Frigya) hanedanlığı dönemi de kapanıyor, Basil tahtta tek başına imparator oluyordu.
***
 Ahmet Semih Tulay kardeşimin şu saptamaları, örneğin Kafkasya ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde ya da Avrupa’nın kimi ülkelerinde yapılsaydı, Tulay kardeşime Üniversiteler tarafından birkaç fahri doktora ve hatta profesör ünvanları verilirdi. Ama bizim Üniversitelerde görev yapan akademisyenlerin, kendilerinden başka, kişilerin yaptıkları saptamalar, gazete ve dergilerde yayımlanan yazıları okuma gibi alışkanlıkları var mıdır,. Bilmiyorum…Ama bazı profesörlerin son derece kıskanç olduklarını iyi biliyorum!...
Sandıklı’lı Aziz Aberkios, Emirdağlı Ezop, Dinarlı Marsyas…hemşehrilerimiz imiş…Bunları biliyor mu idiniz?...Evet, bilmiyordunuz, çünkü sizler bilimi de memur zihniyeti ile yapıyorsunuz. 
Sandıklı, Termal turizmine yönelik değerlerinin yanısıra, Aziz Aberkios’la birlikte Yunus Emre’miz ile de ilgilenmeli; Hristiyan alemiyle birlikte, İslâmın büyük şairini de baş tacı etmelidir…
Evet Sayın Baylar ve Bayanlar, Afyonkarahisar turizmi adına neler yapıyorsunuz?…

Yazarın Diğer Yazıları