İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Afyonkarahisar Türküleri Ve MÜEZZİN ÇELİK ABDULLAH

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Hazreti Peygamberimiz, Mekke’den Medine’ye göç etmesiyle birlikte inşa edilen Mescit’te, sesinin çok güzel olduğunu bildiği kölesi Bilal-i Habeşi’ye ezan okumasını söyler. O tarihten sonra da, her namaz vaktinde ezan okunur.
Rahmetli babam, ilkokula başladığım yıldan itibaren, tatil günlerinde din dersleri almam için beni, evi Ulu Camiin karşısında bulunan Hüseyin Hoca’ya gönderirdi. Hocamın kuşkusuz başka talebeleri de vardı ve bize ezanı usulüne göre okuma talimleri de yaptırırdı. Sesim güzeldi ve zaman zaman uygulamalı derslerde benim okumamı söylerdi.
Hocamın motivasyonu ile, cesaret buldum ve heyecanımı da yenerek, Çavuşbaş Camii minaresine çıkarak ezan okumaya başladım. Sonra, caminin efsane müezzini Ahmet Emmi’nin, sabahın çok erken saatlerinde evine gidip, anahtarları alıp, caminin kapısını açtım ve minareye çıkarak sabah ezanını okudum ve bu bir süre devam etti. Ki o devirde, hoperlör yoktu ve ezan çıplak sesle ve canlı okunurdu. Benim ezan tutkum, o çocuk yıllarımda başladı…
Sonraki yıllarda öğrenim için gittiğim İstanbul’da, muhteşem camilerde okunan ezan seslerini işittiğimde yüreğim allak bullak olur ve çok duygulanırdım. O duygular sırasında yazdığım “Ezan Sesleri” başlıklı öykümü, din adamlarımızın yayımladıkları “Hakses” adlı dergiye gönderdim ve yayımlandı…
Tüm içtenliğimle vurgulamak isterim ki, bugün de ezan sesleri beni benden alır gider!… Ancak, ezanı okuyan kişinin sesi kötü ise ve hele hele bir de ezanı usulüne ve makamına uygun okumuyorsa, kulaklarımı tıkayasım gelir…
Çünkü benim çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın bir müezzini vardı ki, o yalnız minarede okuduğu ezanlarla değil, camideki ibadetin bütün aşamalarındaki müezzinlik fonksiyonu ile gönülleri fethederdi…
***
O müezzinin adı Abdullah Uluçelik idi. Ama ona herkes Çelik Abdullah derdi. Muhteşem ve de çok etkileyici bir sesi vardı.
Afyonkarahisarlı’nın onu çok sevmesinin bir nedeni de, yöremizin türkülerini mükemmel okumasıydı. TRT repertuvarında yer alan Afyonkarahisar türkülerinin çoğu ondan derlenmişti. Özellikle 26-30 Ağustos tarihlerinde kutlanan Zafer Haftası boyunca, TRT radyolarında, ondan derlenen ve bizzat onun sesiyle sunulan türküler çalınır ve çığırılırdı…
Daha sonraki yıllarda, yine hemşehrimiz diyebileceğimiz, halk türkülerimizin büyük sesi ve ustası Nezahat Bayram, Afyonkarahisar türkülerini icra etmiş ve yanlışlıkla bu türkülerin Nezahat Bayram tarafından repertuvara kazandırılmış olduğu gibi yanlış bilgilendirme yapılmıştır. Esasen, Nezahat Bayram, ilimiz türkülerini bütün özellikleriyle Çelik Abdullah’tan öğrenmiştir.
Bilmeyen genç hemşehrilerim için şunu da eklemek isterim. Türk halk türkülerinin usta ses sanatçıları Nezahat Bayram, Necla Erol ve Ülkü Yürükoğlu üç kardeştir ve babaları uzun yıllar Afyon Gar’da demiryollarında görev yapan bir yarı hemşehrimizdir.
Abdullah Uluçelik, örnek bir müezzin idi. Uzun yıllar İmaret (Gedik Ahmet Paşa) Camii müezzinliği yapmıştı. O beş vakit ezanları, usulüne uygun bir biçimde okuyarak, adeta ezanlara musiki katarak, ezanın zevkle dinlenilmesini sağlayan bir din adamı idi.
O mükemmel bir hafızdı; onun okuduğu mevlitler, dinleyenlerin hafızalarından silinmemişti.
O güzel sesiyle, sadece Afyonkarahisar türkülerini değil, tüm Türk halk türkülerini çok güzel okuyan bir sanatçı idi… Eğer o gençlik yıllarında sahneye çıkmış olsaydı, mesela günümüzdeki ses ve üslûp fukarası, sözde ses sanatçılarının arasında en büyük değerlere sahip olurdu…
Abdullah Uluçelik, unutulmaması gereken müstesna insanlardan biriydi. Şehrimizin ilgili resmi kuruluşları ve kişilerin onun unutulmaması için bir şeyler yapmaları gerektiği kanaatindeyim.
NOT:
Bu yazımın kaleme alınıp, gazetemizin redaksiyonuna gönderilmesi aşamasında, Hasan Özpunar’ın, Kocatepe Gazetesinin 03.03 2013 tarihli nüshasındaki “Afyonkarahisar Musikisinin Ustaları” başlıklı yazısında Abdullah Uluçelik’ten söz etmiş olduğunu gördüm. Fotoğraf da Hasan Özpunar Arşivinden alınmıştır.

Yazarın Diğer Yazıları