Afyonkarahisarlı Kabaağaçlılar Ve Halikarnas Balıkçısı –Iı–Cevat Şakir Halikarnas Balıkçısı
İrfan Ünver Nasrattınoğlu
“Afyonkarahisarlı Şairler Yazarlar Hattatlar” kitabımı hazırlarken, ünlü yazar Cevat Şakir Kabaağaçlı ile de temas kurmuş ve el yazısı ile kaleme aldığı bir özgeçmişini de elde etmiştim. Bizim kuşaklar, onun Afyonkarahisar kökenli olduğunu biliyordu ama, pek çok hemşehrimizin, bu bilgiye sahip olmadıkları bir gerçekti.
Bodrum’u Bodrum yapan adamı, Bodrum’da ziyaret etmeyi tasarladığım günlerde, onun İzmir’e göç etmiş olduğunu öğrenmiş, adresini de temin ettikten sonra, evinde ziyaret etmiştim. Ancak o ziyarette, çok yorgundu ve daha sonraki bir tarihte görüşmek üzere vedalaşmıştım. Zira o tarihte Diyarbakır’da görevliydim ve İzmir’de uzun süre kalamayacaktım.
Cevat Şakir Bodrum’da
Kendisine, 3 Kasım 1970 tarihinde, Diyarbakır’dan şu mektubu postalamıştım:
“Çok Muhterem Cevat Şakir Bey,
Efendim; zatıalinizi İzmir’de, evinizde ve Bodrum’dan geldiğiniz gün ziyaret etmiştim. O gün de arz ettiğim gibi, Afyonlu Yazarlar ve Ozanlar Antolojisi hazırlıyorum ve bu antolojide, elbette siz de yer alacaksınız. Çünkü isteseniz de, istemeseniz de soyunuzun Afyonlu oluşu nedeniyle, biz sizi de Afyonlu olarak kabul ediyoruz. Merhum babanızın Afyon’a ne kadar bağlı olduğu hepimizin malumudur. Doğum yerinizin başka bir yer oluşuna rağmen bizler sizin de tüm antoloji ve ansiklopedilerde, Afyonlu olarak kaydedilmesini isterdik. Özetlemek gerekirse; Afyon gençliği ve tüm Afyonlular, Halikarnas Balıkçısı’nın, Afyonlu oluşundan gurur duymaktadırlar.
Efendim; zatıaliniz hakkında Afyon Kocatepe gazetesine, hakkınızda bir yazı yazarak gönderdim ve neşrolundu. Bu gazetelerden birer nüsha size de gönderdim. Noksanlar ve hatalar için özür dilerim. Çok okunan bu gazetedeki yazıdan sonra, Antolojide de atalarınızın, dolayısiyle sizin Afyonlu olduğunuzu herkes öğrenecektir.
Muhterem efendim, sizi ziyaret ettiğim gün, valizlerinizi henüz açmadığınızı, evraklarınızın, notlarınızın karmakarışık olduğunu söylemiş ve bazı isteklerimi yerine getirememiştiniz. Sizden istirhamım; kendi resminizle birlikte, varsa babanızın ve amcanızın birer resimlerini istiyorum. İsterseniz, klişelerini çıkardıktan sonra, bu resimleri size iade edebilirim.
Bu vesile ile saygılarımı sunar, sıhhat ve mutluluklar dilerim, efendim.”
Cevat Şakir bu mektubuma, el yazısı ile kaleme aldığı, 24 Kasım 1970 tarihli mektubuyla şu cevabı göndermişti:
“Merhaba Candan Ünver Bey!
İzmir’de yoktum. Mektubunuzla gazeteleri evde bulunca sevindim. Elimde olmayarak cevapta geciktiğim için affınızı dilerim. Mektubunuzda şöyle yazıyorsunuz; - çünkü isteseniz de istemeseniz de soyunuzun Afyonlu oluşu nedeniyle, biz sizi Afyonlu olarak kabul ediyoruz. Merhum babanızın Afyon’a ne kadar bağlı olduğu hepimizin malumudur. Doğum yerinizin başka bir yer oluşuna rağmen bizler sizin de tüm antoloji ve ansiklopedilerde Afyonlu olarak lanse edilmenizi isterdik. Özetlemek gerekirse, Afyon gençliği ve tüm Afyonlular Halikarnas Balıkçısı ’nın Afyonlu oluşundan gurur duymaktadırlar?...Şu son iki üç satırı okurken Afyon’a ve gençliğine karşı kadir bilmezlik etmişim gibi oluyor. Çünkü bu yazınızda Afyonlu olduğumu söylemekten çekindiğim korkusu var, uzaktan uzağa.
Ne bileyim? Her kesin Afyon’dan olduğumu biliyor sanıyordum. Antolojiler ve ansiklopedilerin yazdıklarından hiç haberim olmaz. Yani adam sen nerelisin diye sormazlar. Sonradan bana eş dost haber verir. Sonra kuşak kuşak hep Kabaağaçlı diye soyadımızı veregelmişizdir. Ne ben, ne babam, ne amcam, ne de dedelerim, değil yalnız Afyonluluğumuzla, ama şimdi yerinde yeller esen, Afyon köylerinden Kabaağaçlı olmakla övünmüşüzdür.
Afyon’da dedemin dedesinin mi, yoksa onun da babasının mı kurduğu bir medrese, yani o zamanın okulu vardı. Amcam Şam’da doğdu, babam ise Bursa’da. Ben de Girit’de doğdum. Ama ansiklopedilerin kimisine göre Bodrum’da ya da İstanbul’da doğmuşum. Neyse ki Kabaağaç soyadı var, yanlışları düzeltecek. Dedem Ömer Asım, amcam ve babam, hepsi Kabaağaçlı zade deye imza atarlardı. (Hatta amcam Sadrazam iken bile) Daha önceki kuşaklar da öyle. Bizim nüfus cüzdanımızda adım Cevat Şakir Kabaağaçlıoğlu deye yazılmıştı. Bodrum’a kalebent olarak İstiklal Mahkemesinden gönderilinceye değin hep Kabaağaçlıoğlu deye imza atardım. Telif yazılarıma da, çevirilere de kimi sefer oğlumun adını kordum, Sina Kabaağaçlı deye. Bodrum’a birbuçuk yıl kalebend deye gönderildiğimde Bodrum hapishanesi deye o yerin pek karanlık adı ve sanı vardı. Oraya jandarma muhafazasında gönderildim. Gidişim aylarca sürdü. İzmir’de, Aydın, Çine, Muğla ve Milas’da Bodrum hakkında fena bilgiler verdiler. Birdenbire Bodrum’da cennet gibi bir yerde buldum kendimi. Doğaya bayılırım. Doğada bir başıma kalsam bile hiç yalnızlık duymam.
Bodrum ve doğaya gönül borçlusu kaldım ve Halikarnas Balıkçısı deye kalem adını kullandım ama, yalnız telif yazılarımda. Çevirilerde ise hep Kabaağaçlıydım. Bu suretle Halikarnas Balıkçısı’nın Kabaağaçlı oğlu olduğu bes belliydi.
Binlerce sayfa çevirilerimde, Bernard Show’un ‘İnsan ve Üst İnsan’ yapıtına çok önem verdim. Çünkü bu eserin okunması ya da sahnede oynandığının seyir edilmesi gençlik için, “bu arada Afyon gençliği için de bittabi” bir üniversite tahsiline bedel olurdu. Eh! öylesi bir iştah ve sevgi şiddetiyle çeviriye giriştim ki, evde duramadım. Kayığın yelkenini melkenini indirip ard güvertesine boylu boyunca yüzüstü uzanıp, kuru direk kayığın yeke ve dümenini ayaklarımla kullandım. Böylece onu kendi kendine rüzgarla engine bıraktım. Kayık yavaş yavaş giderken ve ben de yazarken arasıra başımı kaldırıp bir yanımda yurdun adalarına, öteki yanımda yurdun kıyılarına bakıyordum.
Kitap basıldı, yüreğim sevinçle çarparak açtım bir de ne göreyim, çok önemli olan kitabın 80 sayfalık önsözü gürültüye gitmiş. İmza Kabaağaçlı yerine Karaağaçlı olmuş; ilk satırlarda “eda takınır, oda takımı” olmuş, dünya tepeme yıkıldı sandım. Oysa Milli Eğitim Klasikleri arasında basılmıştı. Eseri tashih ettim ve yeni baştan yazdım, Devlet Tiyatrosunda sahneye koyacaklardı, ama piyes senelerce yasaklandı, yandı gitti.
Bodrum yerine kalebend diye Afyon’a gönderselerdi beni. Keykubat’ın kalesinden göz yaylımınca uzayan ovayı görünce “hey” hey! Koca Yurd diye Bodrum’daki gibi içim açılırdı. Anadolu’nun öz taşından dimdik bir doruktur o Kale. Oranın uzaklıklarının ve ufuklarının yapayalnız bekçisidir. Dağ dediğin öyle olur işte! Horoz altından siftah kalkmış kümes tavuğu gibi çizgili mahmur ve süzgün bir tümsek değil. Onun kartal bakışı kim bilir uzaklardan ne sorar? Uzaklardan ne anlatır?
Sizin geldiğiniz gün hemen Bodrum’dan dönmüştüm. Televizyoncular o yazın ve Bodrum’un ateş güneşinde üç gün canımı çıkarmışlardı. Malum a, yaşım sekseni aşkındır. Şimdi aynaya baktığım zaman, aynadaki aksime, “tuh moruk!” deye gülesim geliyor. O gün çok yorgundum, altı saat süren otomobil seyahatinden sonra. Afyonlulara Afyonlu soyundan olduğumu söylediğinizden dolayı teşekkür ederim. Yoksa lanse edileceğimden değil. Öyle şeyden çok sıkılırım. Bana bir elde yelpaze, öteki elde de gül gonca gelin hanım gibi kırıtıp durmak düşer de ondan. Benim resmim şimdi yok. Çok lazımsa aldırırım. Babamla amcama gelince onlar da yok bende. Ama İstanbul’a yazacağım, hısım akrabaya. Onlar bana ben de size gönderirim. Onlar her halde resimlerin klişeleri alındıktan sonra, resimleri geri isterler. Benimkinin gönderilmesine lüzum yok.
Baki saygılar ve candan merhaba… Cevat Şakir Kabaağaçlı”