Afyonkarahisarlı Kabaağaçlılar Ve Halikarnas Balıkçısı -IV-Halikarnas Balıkçısı'nın Biyografisi
İrfan Ünver Nasrattınoğlu
Annesi Giritli İsmet Sare Hanım’ın söylediği ve yıllar sonra kızı İsmetula’nın babaannesinin Kuran-ı Kerim’inin içinde bulduğu notta yazdığı gibi Cevat Şakir, 17 Nisan 1890 tarihinde doğdu. Ecdadı Kabağaçlızadelere ait ilk kayıtlar XI. Yüzyıla aittir. Hemşehrimiz Ömer Faruk Huyugüzel’in saptamalarına göre, ve sanat adamları yetiştirmiş oldukça eski ve köklü bir Türkmen ailesine mensuptur.
Babası, ressamlığı ve fotoğrafçılığının yanı sıra Yeni Osmanlı Tarihi adlı bir eseri bulunan, diplomat ve hoca olarak tanınan Şakir Paşa, annesi ise resimle meşgul olan kültürlü bir kadın olan Giritli İsmet Hanım’dır.
Resmo’da geçen yaklaşık 3 yılın ardından Şakir Paşa’nın Atina Büyükelçisi olmasıyla birlikte Cevat Şakir’in Atina Faleron günleri başladı. Yıllar sonra aklında Girit şarkıları, masmavi denizler ve Adanın yemeklerinin tadı kalacaktır.
Nitekim Cevat Şakir 5 yaşında iken İstanbul’a dönen Şakir Paşa Ailesi, önce Yıldız’da bir köşkte ve ardından kısa bir süre Nişantaşı’ndaki konaklarında ikamet etseler de bir süre sonra babası, amcası Sadrazam Cevat Paşa’nın erken ölümünden Padişahı sorumlu tutacak ve devlette aldığı tüm vazifelerden istifa ederek Büyükada’daki bir köşke taşınacaklardır. Panayia Manastırı’nın yerine inşa edilmiş olan bu köşk, ilk sahibi Levanten Rosolato’dan Mehmet Şakir Paşa’ya geçmiştir.
Öğrenim hayatına Büyükada Mahalle Mektebi’nde başlayan Cevat Şakir, 1904’te Robert Kolej’i, 1908’de de Oxford Üniversitesi Yeni Çağlar Tarihi Bölümü’nü bitirdi. Daha sonra İtalya’ya giderek Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim üzerine eğitim gördü ve burada Agnesia Kafiera adlı İtalyan bir model kızla evlendi. Çiftin Mutarra Agustina adını verdikleri bir kızları Dünyaya geldi.1908’de İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde minyatür çalışmalarına katıldı.
Yurda döndükten sonra çeşitli dergilerde yazılar yazıp karikatür ve süsleme resimleri yayımlayarak gelir sağladı. Türkiye’de ilk renkli mecmua kapağını o çizdi.
Kendisiyle yapılan bir röportajda Oxford yıllarıyla ilgili olarak; “Oxford’da bana 4 yılda öğrettiklerini unutmak için bir 4 yıl daha harcamam gerekti” diyecekti. Nitekim Cevat Şakir, birçok şeyin kendisine öğretildiği gibi olmadığını, tarihin başka yöne aktığını keşfetti. Oxford macerası onun devasa gerçeği görmesini sağlamış, Yunan Uygarlığının Anadolu Medeniyetinin öncüsü değil takipçisi olduğuna inanmıştır. Bu hakikat, yurda döndükten sonra onun yaşamını şekillendirecek ve Anadolu’nun avukatlığına soyunarak Cevat Şakir’e bir nam daha kazandıracaktır: Anadolu’nun Avukatı.
Takvimler 1914’ün Mayıs ayını işaret ettiğinde Şakir Paşa, Afyonkarahisar’daki dededen kalma ve emekli maaşı dışında tek geçim kaynakları olan çiftliğe gitmeye karar verdi. Hem o yılki ürünlerden gelen yıllık geliri alacak hem de bir Osmanlı subayı taliplisi bulunan kızı Ayşe’nin düğün hazırlıklarını organize edecekti.
Cevat babası Şakir Paşa ile, olur olmaz sebeplerden sürekli tartışırlardı. Bir akşam yine böyle bir tartışma esnasında Cevat Şakir silahıyla babasını vurup öldürmüştür. Bu olay, neredeyse yüzyıldır değişik biçimlerde anlatılmaya çalışılmaktadır. Ancak gerçek şudur: Mehmet Şakir Paşa, İtalya gelini ile ilişki kurmuş, bu nedenle Cevat babasını vurup öldürmüştür!…
Mahkemede savcı idam talep etmiş, ama mahkeme 14 yıl hapis cezası vermiştir. O tarihte 24 yaşında olan Cevat Şakir, hayatının en güzel yıllarının bir kısmını Afyonkarahisar Cezaevi’nin zor koşullarında çok sevdiği doğadan kopuk geçirmiştir. Ancak, birkaç yıl sonra çıkarılan genel af ile cezaevinden çıkan Cevat, meşakkatli bir yolculukla İstanbul’a anne evine dönmüştü.
O yıllarda aile dostları olan Sedat Simavi Güleryüz Dergisi’nde çalışması için Cevat’ı işe almıştı. 35 yaşında evlenmiş, gazeteci olmuş ve Rüfai Dergahında derviş olan Cevat işgal yıllarını dergâh sayesinde daha az ruhsal zayiat ile atlatmıştır.
1924 yılı ise onun için oldukça verimli geçti. Cumhuriyet’in ilanından bir yıl sonra, Yunus Nadi ve Nebizade Hamdi ile birlikte kurdukları Cumhuriyet gazetesinin başyazarı oldu. Yaklaşık bir yıl sonra, Zekeriya Sertel’in çıkardığı Resimli Hafta dergisinin 13 Nisan 1925 tarihindeki 35. sayısında Hüseyin Kenan mahlasıyla yayımlanan “idam mahkûmları” başlıklı yazısı yüzünden Ankara İstiklal Mahkemesi’ne verildi, yargılandı ve üç yıllığına Bodrum’a sürgün cezası verildi.
O artık, İstanbul’un kasvetli havası yerine, tarihini okuduğu, kadim hikâyesini bildiği, antik dönemin dilini konuşabildiği Halikarnas’a gidecekti. Onun için, işgal sonrası İstanbul’unda 3 yıl hapsedilmektense, mavi göklü Bodrum’da kalebent olmak evla idi.
Bodrum’a varmasının üzerinden iki ay geçtiğinde mekânları bellemiş, insanları tanımıştı. Her gördüğüne kocaman bir “Merhaba!” diyordu.
Eski Yunancayı okuyup yazabilmesi sayesinde Bodrum ve civarındaki antik yerleşimlerin kalıntılarında rast geldiği yazıtları okuyabilmesi, kaynak kitapları mukayeseli olarak araştırabilmesi Anadolu tarihinin yavaş yavaş gün yüzüne çıkmasını sağlamıştır.
Bodrum, Cevat Şakir’i Ege insanının kendisine has kültürüyle tanıştırmış ve nüfusu beş bini bulmayan bu coğrafya ona yaşamın basit ama görkemli hakikatini göstermiştir. Onda Cevat Şakir’den Halikarnas Balıkçısı’na giden bambaşka bir bilinç oluşmaya başladı. Bodrum adeta onu iç dünyasına doğru muazzam bir yolculuğa çıkardı. Yaşı 60’a yaklaştığında Bodrum’daki araştırma ve okumalarında çok yol kat edip olgunlaşmıştı.
Halikarnas Balıkçısı, Anadolu topraklarının ve Ege’nin antik dönemine ve Anadolu’nun kadim hikâyesine dair araştırmalar yapmış, Bodrum’un doğasını güzelleştirip korumak için dağ tepe tohumlar ekmiş, meyve ağaçları dikmiş, balıkçıların av verimliliğini artırmış, süngercilerin dalış takımlarını o güne göre modernize etmiş, öykü ve makaleler yazmış, resimler çizmiş ve bu hâliyle Bodrumlunun sevgilisi olmuştur.
1971 yılında Kültür Bakanlığı Halikarnas Balıkçısı’na Devlet Kültür Armağanı vermiş, iki yıl sonra da 13 Ekim 1973 günü hayata veda etmiştir…
Sağlığında 5 roman, 7 öykü, 4 deneme ve 1 otobiyografi yazan Cevat Şakir’in, ölümünden sonra da 1 romanı, 7 öyküsü, 7 denemesi daha basılmış olup toplam 32 eseri bulunmaktadır. Şadan Gökovalı’nın “Anadolu’nun Avukatı”, Azra Erhat’ın ise “Anadolu’nun Şövalyesi” dediği Halikarnas Balıkçısı’nın ardından Bodrumlular şayet Bodrum için yararlı ve güzel işler yapan biri çıkarsa onu övmek maksadıyla bugün bile o kişi için “İkinci Balıkçı” demektedirler.
Bodrum’a ve denize olan tutkusuyla tanınan Halikarnas Balıkçısı, Anadolu hakkındaki engin bilgi birikimi, tercümeleri ve basın dünyasında kapakçılık anlayışının gelişmesindeki rolüyle yalnızca Türk edebiyatında değil, Türk grafik tasarım ve Türk kültür tarihinde de önemli bir yere sahiptir. Halikarnas Balıkçısı’nın başlıca eserleri şunlardır:
Romanları; Aganta Burina Burinata (1946), Ötelerin Çocuğu (1955), Uluç Reis (1962), Turgut Reis (1966), Deniz Gurbetçileri (1969), Dalgıçlar (1991), Bulamaç (1966).
Hikâyeleri: Ege Kıyılarından (İstanbul 1939), Merhaba Akdeniz (İzmir 1947), Ege’nin Dibi (İstanbul 1952), Yaşasın Deniz (1954), Gülen Ada (1957), Ege’den (1972), Gençlik Denizlerinde (1973).
Deneme ve İncelemeleri: Anadolu Efsaneleri (1954), Anadolu Tanrıları (1955), Anadolu’nun Sesi (1971), Hey Koca Yurt (1972), Merhaba Anadolu (1980),
Fikir Yazıları (1981), Altıncı Kıta Akdeniz (1982), Arşipel (1982), Sonsuzluk Sessiz Büyür (1983).
Hayatı Hakkında: Mavi Sürgün (1961). Mektuplarıyla (Azra Erhat/1979).
TV ‘da yayımlanan dizi filmde Şakir Paşa ailesini canlandıran sanatçılar toplu halde
Ailenin Yeni Tanınan Bireyleri
Şakir Paşa Ailesi filminin geniş ilgi görmesi üzerine, muhtemelen te’lif ücreti alabilme düşüncesiyle, bu ailenin bugünkü bireyleri, bir kamuoyu duyurusu yaptılar. Böylelikle şu isimli şahısların da Kabaağaçlı soyunun dallarına tutunmuş olduklarını gördük…
Cem Noonan, Ceyhan Aliye Noonan Han, Joanne Aliye Noonan Kutup, Diana Deniz Noonan, Murat Önce, Siren Ek, Sibel Kabaağaçlı ve Ömer Derya Kabaağaçlı.