BONN
24 Eylül 1978 sabahı, resepsiyon tarafından erken saatlerde uyandırılmış, Serap hanımla birlikte hava alanına gitmiştik. Berlin hava alanı tek kelimeyle muhteşemdi. Birer kahve içtikten sonra Serap hanımla vedalaşıp, uçağa geçmiştim. British Airways (İngiliz hava yolları) uçağı 10 dakika gecikmeyle saat 10.00’da kalkmış, 50 dakikalık uçuştan sonra Köln-Bonn hava alanına inmişti. Mediha Güler Inter Nationes’in tahsis ettiği Mercedes’le, alanda beni bekliyordu.
Doğruca Bonn’daki Bristol Otele gelmiş ve odama yerleşmiştim. Burası geceliği 150 DM olan lüks ve başkent Bonn’un en iyi oteliydi. Öğle yemeğini ilginç bir Arjantin lokantasında yedikten sonra Bonn’un banliyösü denilebilecek Bad-Godesberg’e gitmiş; oradan Köln-Düsseldorf firmasının vapuru ile Ren Nehri gezisi yapmıştık. Vapurda bir orkestranın icra ettiği musikinin ahengi ile gençler, çılgınca eğleniyorlardı.
Vapur gezisinden sonra Linz kentinde inip, bir süre yürümüştük. Burada gerçekten çok ilginç olan eski yapıların restore edilmiş olması takdir edilecek bir durumdu.
Bonn’a dönünce, Federal Almanya Büyükelçiliği nezdinde T.C.Kültür Müşaviri olarak görevli olan Mehmet Önder’le buluşmuş; onun evinde birer duble viski içtikten sonra Bad-Godesberg’deki ilginç bir lokantada akşam yemeği yemiştik. Otele döndüğümde, Önder’in beni aradığını söylemişlerdi ve nitekim bizzat gelip, evine götürmüştü. O akşam televizyonda Kıbrıs’la ilgili bir yayın vardı ve bu yayında Rumlar konuşturularak, Türkiye ve Türk’e ver yansın ettirilmişti!…Ben Türk-Alman Dostluk derneğinin üyesiydim (sonradan başkanlığı bile yapmıştım) ve Almanları dost biliyordum. Ama bu yayınlar, bu ülke hakkındaki düşüncelerimi zayıflatıyordu…
Türk Kültür Evi
Mehmet Önder, Konya Mevlâna Müzesi Müdürü, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürü, Başbakanlık Müsteşarı, Kültür Bakanlığı Müsteşarı gibi önemli görevler üstlendiktan sonra, Vahit Halefoğlu’nun Bonn Büyükelçiliği sırasında da Kültür Müşaviri olarak, Bonn’a atanmıştı. Onun Almanya’daki ilk işi bu ülkenin 12 kentinde “Türk Kültür Evleri” açılması için çaba harcamak olmuştur. 1978’e kadar Frankfurt, Hannover ve Köln’de, kültür evlerinin açılışı gerçekleşmişti. Ödenek temin edildikçe ötekiler de açılacaktı.
Köln Türk Kültür Evi’nde önemli etkinlikler yapılmıştı. Önder bana, bu faaliyetlerin listesini içeren bir broşür vermişti.
Ziyaret trafiği
25 Eylül 1978’de Bonn’da nefis bir hava vardı. Mediha hanım 08.30’da otele gelmiş, Inter Natioanes’in gönderdiği otomobil ile Hristiyan Sendikalar Birliği’ne giderek Dr.Koch ile bir görüşme yapmış; oradan Köln’e giderek, İşveren Sendikaları Birliğini ziyaret etmiştik. Öğle yemeğini bu Birliğin üst düzey yöneticilerinden Heinzemann’la birlikte yemiş; bilahare trenle Bonn’a dönmüştük. Burada Sosyal Bilimler Araştırma Enstitü’ne giderek, kimi bilgileri not etmiştik. Günün son ziyaretini Inter Natioanes’e yapmış ve Oğuz Akalın’la hem Almanya hakkında hem de Türkiye’deki ahval üzerine konuşmuştuk.
Ertesi sabah trenle 780 Bin nüfuslu Düsseldorf’a giderek, İşçi Sendikaları Birliği’ni ziyaret etmiştik. Rehn havzasındaki bu kent birçok sigorta şirketlerinin, sanayi kuruluşlarının, yabancı teşkilatların merkezi durumundaydı. Hatta Alman İşçi Sendikaları Konfederasyonu da burada idi. Almanlar, Türkiye’deki gibi tüm resmi ve özel kuruluşları başkentte toplamayıp, çeşitli kentlerde konuşlandırmışlardı. Düsseldorf, başkent olmamakla beraber, kimi kişilerin, kimi işlerinin halli için mutlaka geldikleri güzel ve temiz bir şehirdi. Bu şehirde fuarlar, festivaller, sanat hareketleri düzenleniyordu.
Trende öğle yemeğini yemiş; Bonn’a döner dönmez doğruca Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığına gidip, bilgiler almış, böylelikle resmi seyahati tamamlamıştım. Bilahare yeni Bonn cadde ve sokaklarında yürüyerek dolaşmış, saat 19.00’da da Mehmet Önder’le buluşmuştum. Bad-Godesberg’deki bir Çin Lokantasına giderek yemek yemiş; oradan evine giderek birer kahve içmiştik. Artık Bonn’daki bu muhteşem oteldeki son gecede rahat bir uyku çekmiştim.
Hristiyan Sendikalar Birliği
Mediha hanımla, bir dizi ziyaretler gerçekleştirerek, ayrıntılı bilgiler almıştık. İlk olarak, kısaca CGB olarak tanımlanan Almanya Hristiyan Sendikalar Birliği’ne giderek, bu sendika hakkında bilgiler almıştık. Bu sendikanın merkezi Bonn’da idi ve sendikaya üye olan 700 Bin işçi vardı. Aynı amaçla Stutgart’da kurulan CMV’ye kayıtlı üyeler arasında 500 Türk bulunuyordu. Düsseldorf’ta DGB, Hamburg’da DAG gibi sendikalar da güçlüydü. Bu sendikalar arasında rekabet de oluyordu. Türk işçiler de zaman zaman bir sendikadan ötekine kayıyorlardı!
İşveren Sendikalar Birliği
İşçi sendikaları birliğinden sonraki durağımız İşverenler Sendikası olmuştu. İşverenler de 45 iş kolunda, bu sendika çatısı altında örgütlenmişlerdi. Bunların % 80’i, özel sektör işverenleriydi. Birliğin 11 Eyalette şubeleri bulunuyordu. Eyalet seviyesindeki örgüt çatısının üzerinde de Federal örgütlenme vardı. Sosyal konularla ilgili yasaların çıkarılmasında Birliğin önemli rolü oluyordu.
Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsü
Sendikalar ile ilgili bilgiler günlüğümde çok geniş yer kaplamaktadır. Ancak, 1978 yılında kaydettiğim bu bilgilerin aradan geçen uzun zaman içinde eskimiş olması nedeniyle, bunların tümüyle yayımlanmasının gereksiz olduğu muhakkaktır. Bu seri ziyaretlerden birisi de Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsü’ne yapılmıştı. Bu enstitü 1959 yılında kurulmuştu ve amaçları şunlardı:
*Seçimler hakkında araştırma yapmak,
*Bölgeler ve şehirler hakkında araştırmalar yapmak.
*Ulaştırma alanında araştırma yapmak.
*Sosyal politika hakkında araştır yapmak, önerilerde bulunmak.
*Komünikasyon ve kitle iletişim sorunları hakkında araştırma yapmak.
*Sağlık konuları hakkında araştırma yapmak ve istatistiki bilgiler toplamak.
Enstitü devletten yardım almadan faaliyette bulunan özel bir kuruluştu. Örneğin Dortmunth kentinde yabancı işçiler üzerinde bir araştırma yapılması isteniliyor; Enstitü bu isteği yerine getiriyordu. Saptamaya göre; yabancı işçiler, Almanlar’a nazaran daha mütevazi yaşıyorlardı; daha az eşya ile, dar bir evde oturmayı tercih ediyordu. Örneğin Türk çocukları ne Almanca’yı ve ne de Türkçe’yi doğru dürüst konuşamıyorlardı.Türk aileleri muhafazakardı; bazıları çocuklarını okul yerine Kur’an kursuna gönderiyordu.
Enstitünün Almanya genelinde 1300 adamı vardı; fakat asıl kadrolu eleman sayısı 50 idi. Bunlar araştırma çalışmalarını kimi zaman 10 kişilik gruplar halinde yapıyorlardı. Görevli bilim adamları arasında psikolog, sosyolog, ekonomist, şehircilik uzmanı, bilgisayar uzmanı, istatikçi ve matematikçiler vardı. Benim ziyaret ettiğim enstitüden başka Offenback’ta “Marplan”, Münih’te Intratest” adlı iki araştırma enstitüsü daha, Almanya’da faaliyette bulunmaktaydı.
Inter Natioanes
Bu seyahatimde Almanya hükümetinin konuğuydum. Ama hükümet adına benim programımı yürüten kuruluş Inter Natioanes’ti. Bu özel bir kuruluştu, ama devletin desteğiyle çalışmalar yürütüyordu. Eğitsel ve kültürel çalışmalar da yapıyorlardı. Süreli yayınları ve bir basımevi bulunuyordu. Devlet adına propaganda yapıyorlardı. Ama bültenleri incelendiğinde görülüyordu ki, zaman zaman hükümetin politikalarını eleştiren yazılar da yayımlıyorlardı.
1952’de kurulan bu örgütün 7 kişilik bir yönetim kurulu vardı
Bonn seyahatimde bu kuruluşu da ziyaret ederek, yöneticilerle tanışıp sohbet etmiştim. Beni gerçekten çok güzel ağırlıyorlardı. Bonn’da kaldığım otele gelen Mehmet Önder, hayranlığını ifade ederek; “yahu İrfan, burada başbakanlar, cumhurbaşkanları ağırlanıyor” demişti.
KÖLN
27 Eylül sabahı Mediha hanım gelmiş, birlikte gara gitmiş ve 08.58’de Köln’e müteveccihen, Bonn’dan ayrılmıştık. Mediha hanıma veda ederek istasyonda beni bekleyen İskender Apalak’la buluşmuştum. İskender’in evinde yemek yedikten sonra arkadaşları Nezih, Sıtkı ve Rıza’yı da alıp, 13.30’da otomobille, Hollanda’nın Eindoven kentine hareket etmiştik. Fenerbahçe’nin, PSV ile Avrupa Şampiyon Kulüpler Turnuvası maçını seyrettikten sonra da Köln’e dönmüştük.
Hollanda’dan Köln’e dönerken de ne gümrük ve ne de pasaport kontrolu yapılmıştı. Doğru eve giderek yatmış; sabah da kahvaltıdan sonra, İskender’le birlikte Köln caddelerinde yürüyüp, hayran kaldığım süpermarketlere girip çıkmıştık. Böylelikle, Almanyla seyahatinin içine bir de Hollanda gezisi eklemiştik.
Almanya’dan sonraki hedefim Danimarka idi. 28 Eylül 1978 günü saat 14.35’te Köln’den kalkan trenle yola çıkmıştım. Bir süre sonra Almanya’dan çıkıp, Danimarka’ya girecektim. Yol boyunca Almanya toprakları üzerinde gördüklerim, her türlü takdirin ötesinde şeylerdi.
Alman demiryolu ağı ve bu ağ üzerinde çalışan binlerce trenin aksaksız seferler yapmasını sağlayan ulus, hakikaten büyük bir ulus olmalıydı. O kadar ki, tertemiz vagonlar, güleryüzlü personel, restoran, minibarla servis, tuvaletlerin bakımı ve temizliği, bol sabun ve tuvalet kağıdının bulunuşu ve en önemlisi ise trende bir doktor ve sağlık personeli bulunuyordu. Hatta IC ve TEE trenlerinde sekreterya ve telefonla görüşebilme olanağı bile vardı. Bir de yolcuların, yol boyunca sigortalı oluşları vardı ki; bunlar o tarihlerde bizim özlemimizdi.
Saat 20.15’te Kopenhag tren istasyonuna girmiştim. (Danimarka ve Kopenhag’ı başka bir dizide anlatacağım.)
Yazarın Diğer Yazıları
Moldova Cumhuriyeti’nde Kurulan Gagauzya Türk Devleti Ve Büyükelçi Ender Arat
14 Ağustos 2026 01:12Kırk Arabalık Nakliye Kolu Kumandanı Bilecikli Ayşe Çavuş
13 Ağustos 2026 01:08Milli Mücadele Milis Kumandanı İpsiz Recep
12 Ağustos 2026 01:08Azerbaycanlı Şair-Yazar-Akademik Neriman Hasanzade (Ardından)
11 Ağustos 2026 01:06Milli Mücadelede Vanlı Kadın Kahraman GAZİ SÜREYYA SÜLÜN
10 Ağustos 2026 01:04