İrfan Ünver Nasrattınoğlu

ARNAVUTLUK -1-

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Fiilen gazetecilik yaptığım yıllarda, Arnavutluk’un Ankara Büyükelçiliği ile yakın dostluk ilişkisi kurmuştuk. Ulvi Lulo, Gilani Şehu, Nesip Kaçi gibi, Türk dostu büyükelçiler; Akil Payenga, Osman Osmani, Vladimir Halil Pulay gibi diplomatlar ile ağabey kardeş gibiydik.
Türkiye’ye gelen yabancı diplomatların çoğunluğu, tek kelime Türkçe öğrenmeden, ülkemizden ayrılırlar. Ama Arnavut diplomatlar, kısa sürede Türkçe’yi öğrenirler ve tanıştıkları Türk dostlarıyla Türkçe konuşmaya özen gösterirler. Bir ara Büyükelçi Gilani Şehu’nun ricası üzerine, büyükelçilikte görevli diplomatlara Türkçe dersi vererek, onların kısa sürede dilimizi öğrenmelerine yardımcı oldum.
Dostluk öylesine ileri seviyede idi ki, Büyükelçi Ulvi Lulo ve Gilani Şehu ile ailece oturup kalktık. Bayan Lulo, eşime “elbasan tava” yemeğinin nasıl yapılacağını öğretti ve Arnavut mutfağının bu özgün yemeği, soframızın vazgeçilmez yemekleri arasına girdi.
Büyükelçilikteki o kadrolar, dost bildikleri basın mensuplarına büyük ilgi gösterirler; onların sık sık Arnavutluk’u ziyaret etmelerine olanak sağlarlardı. Doğal olarak da, gazeteci arkadaşlarımız, güzellikler ülkesi olan Arnavutluk’un bütün yönleriyle tanınmasını sağlayan yazılar neşrederlerdi. Nitekim ben de, Arnavutluk’la ilgili yazı dizileri ve çok sayıda makaleler yayımladım.
1979’dan başlayarak 2003 yılının sonuna kadar Arnavutluk’a 8 kez giriş yaptım. Bu seyahatlerde tuttuğum günlükleri gözden geçirdiğimde, Arnavutluk’un her yerine gittiğimi ve pek çok şey gördüğümü saptadım. Bunların hepsini yazacak değilim. Çünkü, Enver Hoca’ nın uyguladığı komünist sistemle ilgili bilgileri kaydetmenin, günümüz dünyasında, artık bir kıymeti harbiyesi kalmamıştır!… Ancak, aşağıda günlüklerime dayanarak vereceğim bilgilerle tarihe not düşülmüş olacağını sanıyorum.
Ben Arnavutluk’un ve Arnavut kardeşlerimin kara gün dostuyum. Bu nedenle notlarımı gözden geçirerek yayımlamak istiyorum. Notlarımda adı geçenlerin bir kısmı artık yaşamıyor. Onlara Tanrı’dan rahmet; yaşayanlara da sağlıklı uzun ömür diliyorum.
Bugün dünya coğrafyasında, iki bağımsız Arnavut cumhuriyeti yer almaktadır: Arnavutluk ve Kosova… 1977 yılından başlayarak, 2008 sonuna kadar bu iki kardeş ülkeye defalarca girip çıktım. Önemle belirtmelim ki, bu yazı dizisinde, Arnavutluk ve Kosova ile ilgili ansiklopedik bilgiler görülmeyecektir. Zira o bilgileri bilgisayardan ve ansiklopedilerden alabilmek mümkündür.
Önce, Arnavutluk seyahatlerimden söz edeceğim.
İLK SEFERİM-1979
Pogrades’den Giriş
Ankara’daki Arnavutluk Büyükelçiliği ile, çok samimi ilişkiler kurmuştum. Gazeteci olarak, Arnavutluk’un tanıtılması hususunda sürekli yazıyordum. Ayrıca, kültürel ilişkiler sayesinde, Türkiye-Arnavutluk arasındaki çok yönlü ilişkilere de katkılarımızın olması, bu kardeş ülkenin Ankara’daki temsilcilerinin dikkatlerinden kaçmamış olmalı ki, bir gün Nene Hatun Caddesi’ndeki Büyükelçilğe davet ettiler. Gittim. Büyükelçilik Müsteşarı Mihal Kerimi ve Basın Ataşesi Akil Payenga, Arnavutluk’tan davet edildiğimi söyleyip, ne zaman gidebileceğimi sordular.
Temmuz ayının ilk haftasında, Makedonya’nın Ohri kentinde düzenlenen, Uluslar arası Balkan Folklor Sempozyumu’na katılacaktım. Oradan Arnavutluk’a geçebileceğimi söyledim.
Nihayet 09 Temmuz 1979 Tarihinde, eşimle birlikte Struga yakınındaki Cafesan kapısından geçerek Arnavutluk’a girdik. Tampon bölgeyi yürüyerek geçtim. Karşımızda Kopi Küçüku vardı. O’nunla tanışıp, pasaport işlemlerini de tamamladıktan sonra, Ekrem Tofai’ın kullandığı Fiat otomobil ile, hareket ettik. Çok merak ettiğimiz Arnavutluk topraklarında yol alırken, çok heyecanlıydık. Zira, Enver Hoca, bu güzel ülkeyi dünyaya kapatmıştı ve içeride olup bitenler hakkında, dünya kamuoyunun haberi yoktu!
Az sonra Ohri Gölü kıyısındaki tek Arnavutluk kenti olan Pogrades’e geldik. Pogrades 14 bin nüfuslu şirin bir kent. Burada, Arnavutluk ekonomisine önemli katkılarda bulunan bir Demir-Nikel fabrikası bulunuyor.
Kuribaç (Kırmızı Taş) Oteli’nde yemek yedikten sonra Kopi, bir ara yanımızdan ayrıldı ve Pogrades’te bulunan 10 ve 4 yaşlarındaki iki oğluyla geldi .
Kopi Küçük
Rehberimiz Kopi Küçük’ün Türkçe’si iyi değildi ama, anlaşıyorduk. Kimya Mühendisi olan Kopi, 4 yıl milletvekilliği yapmış. O sırada bir parlamento hey’etiyle Türkiye’ye gelmiş. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, Başbakan Süleyman Demirel, Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, Cumhuriyet Senatosu Başkanı Şevki Atasagun, TBMM Başkanı Ferruh Bozbeyli ve kimi Bakanlarla görüşmüşler.
Kopi Küçük’le sonraki yıllarda da karşılaşmalarımız oldu. Bir karşılaşmamızda Tiran’da “Atatürk Derneği” kurduğunu söyledi ve beni de bu derneğe üye kaydetti ve bir de kimlik belgesi verdi. Bir başka tarihte, Romanya’da karşılaştık. Arnavutluk-Romanya arasında mekik dokuduğunu, Bükreş’teki bir üniversitede hocalık yaptığını söyledi. 2008 yılındaki Romanya seyahatinde de, bir Türk firmasında çalışmakta olan oğlu ile karşılaştım. Kopi ile son olarak, Moldova’nın başkenti Kişinev’de düzenlenen bir uluslararası toplantıda karşılaştık.
ELBASAN
Dağlara tırmanıp, inerek ve virajlı yollar aşarak Tiran’a yöneldik…Yolculuktaki ikinci durağımız Elbasan oldu. Skampa Oteli’nin dinlenme bölümünde oturup kahve içtik. Elbasan denilince aklıma hemen dostum, Akil Payenga ile, Büyükelçilikte görevli olan Mustafa’yı anımsadım. Tabii bir de “Elbasan Tava”yı!…Otelde çalışanlar Mustafa’yı tanıyorlardı ama, kısa sürede bulup, otele çağırabilme olanağımız yoktu.
1084 verilerine göre, 70 bin nüfuslu Elbasan, tarihi, Antik Çağa kadar dayanan, tarihi bir kent. Eski adı Skampa veya Skampini. Fatih Sultan Mehmet Elbasan’ı alınca Kale’yi genişletti. Kalenin bulunduğu yere de Elbasan (İlbasan) adını verdiler. Kentten Şkumbin Nehri geçiyor.
Elbasan, Arnavutluk’un önemli kentlerinden biridir. Metalurji Kombinası, Çimento Fabrikası, Ağaç, un-ekmek, konsantre meyva fabrikaları var. Kültür ve Sanat tesisleri, spor salonu, stadyumu bulunuyor. 1909 yılında Arnavutluk’un ilk Eğitim Lisesi burada açıldı.
Otelden ayrılırken, kapıda Violetta Manuşi ile karşılaştık. Bu kadın, Arnavutluk sinemasının ünlü bir yıldızıydı ve ben onun “Kentli Kadın” filmini Ankara’da seyretmiştim. Kopi bizi tanıştırınca, kendisini tanıdığımı ve filmini seyrettiğimi söyleyince çok memnun oldu ve elimi uzun uzun sıktı.
Tiran’a yaklaşırken, görkemli Şehitler Anıtı (Anıt Kabri)’nı görmeye gelen bir otobüs dolusu, Kosovalı turist gördük. Tiran’a egemen tepe üzerindeki kabirlerin, faşizmle savaşırken şehit olanlara ait olduğunu öğrendik. O esnada gökyüzünde gördüğümüz manzara muhteşemdi. Batıda güneş yavaş yavaş batarken; onun tam karşısında, doğuda, Ay-Dede dünyaya gülümsüyordu ve tabak gibiydi…
TİRAN
Tiran’a girince, doğru Dajti Oteli’ne giderek, 311 No.lu odaya yerleştik. Ülkenin resmi konukları, bu otelde ağırlanıyor; yabancı diplomatlar burada özel ve resmi yemeklerini yiyorlardı. Dajti, Tiran’ın, sırtını dayadığı dağın adıdır. Bu dağda, işçiler için dinlenme evlerinin bulunduğunu, Kopi’den öğrendik. Otelin arkasındaki parkın altında sun’i bir göl, botanik ve hayvanat bahçeleri var.
Biz otele girerken, önümüzdeki cadde üzerinde gençler tur atıyorlardı. Caddenin iki yakasındaki Lenin ve Stalin heykelleri hemen dikkati çekiyorlardı. Az ileride de İsken Bey’in, at üzerindeki görkemli heykeli vardı. Resmi bir binanın duvarlarında ise, büyük boyutlarda çizilmiş Marx, Engels, Lenin ve Stalin’in resimleri görülüyordu. Bu resimlerin bulunduğu binanın karşısındaki bir başka binanın duvarında ise Enver Hoca’nın devasa bir portresi vardı. O dönemde büyük caddelere “Millet Şehitleri Caddesi”, “Stalin Caddesi” gibi isimler verilmişti.
Ferit Duka
Ertesi sabah otele gelen genç Ferit Duka ile tanıştık. Seyahatimizin sonraki bölümünde rehberliğimizi yapacak olan Ferit’le çabucak kaynaşıp, dost olduk. Sonraları tarih bilgini olarak, akademik kariyerin en üst kademesine yükselen Ferit’le sonraki yıllarda Ankara’da bir araya geldik. Yıllar sonra Tiran’a yaptığım bir seyahatte de onu bulup özlem giderdik.
Ferit ve O’nun kuşağı, Stalinist olarak yetiştirilmişlerdi. Dünyaları Arnavutluk’ta gördükleriyle sınırlıydı ve özgür dünyadaki hayattan haberleri yoktu. Her vesileyle bize, Enver Hoca ağzıyla bilgiler vermeye çalışıyordu. Örneğin şöyle diyordu:
– Biz dış kapitalist, revizyonist ülkelerden borç almayacağız.
– Ülkemizde yabancı üs bulundurmayacağız.
– Biz kendi olanaklarımızla kalkınacağız.
Ama, benim hoşuma giden söylemleri de vardı. Örneğin;
– Geleneksel kültür kaybedilirse, insanlar kişiliğini kaybeder.
– Halk müziği kaybedilirse milliyetin erdemleri kaybedilir.
Yaver Malo
Tiran’daki ilk resmi ziyareti Dış İlişkiler Dostluk ve Kültür Komitesi Başkanı Yaver Malo’ya yaptık. Malo, uzun uzadıya, İşkodra Depreminin yarattığı sıkıntılardan söz etti.Evleri yıkılanlar için inşa edilen evlerin kısa zamanda mağdur olanlara teslim edileceğini söyledikten sonra; “bizde vatandaşlar, devletin desteğine her zaman inanmış ve güvenmişlerdir” dedi. Arnavut ulusunun konukseverliği konusunda, Yakup Kadri Karasüleymanoğlu’nun “Zoraki Diplomat” adlı kitabında bilgiler bulunduğuna da değindi.
Fransa’da Büyükelçi olarak görev yapmış olan Yaver Malo, bize eliyle kahve ikram etti ve kapıya kadar gelerek uğurladı.
Sonra otomobille, Tiran’ın 20. Km.uzağındaki tarım alanlarına kadar uzandık. Gördüm ki Tiran Ovası, salt Tiran’ı değil, tüm Arnavutluk’u doyuracak tarım ürünlerine sahiptir. Ayrıca, tarımsal çalışmaların bilimsel metodlarla yapılmakta oluşu da takdir edilecek bir durumdu. Ferit, hemen taşı gediğine koyarak; “Tarım ekonominin temelidir…Endostri ise ekonominin önder koludur…” dedi. Tabii söz, Enver Hoca’ya aitti. Zira Enver Hoca şunu da söylemişti: “Silahlanmış halktan daha büyük güç yoktur!” Ferit, bu söze şunu da ekledi:”Arnavutluk’ta kadın, erkek herkes askerdir.”
10 Temmuz, Arnavutluk Halk Ordusunun kuruluşunun 36. yıldönümüydü. Bu nedenle Tiran, bayraklarla süslenmişti. Akşama doğru Kültür Merkezinin önünde, açıkta ve tüm halkın izleyebileceği konserler verildi ve “Ustiriş” adlı bir halk oyunları topluluğu çok güzel bir gösteri yaptı.
Herkes Asker
Ferit’in dediği gibi, Enver Hoca rejimi, bütün insanlara asker gözüyle bakıyordu ve her erkek, normal bir askerlik eğitiminden sonra, her yıl belirli bir süre, askerlik eğitimi yapmakta idi.
Arnavutluk’un her yanı, müstahkem mevzilerle donatılmıştı. Denizden, karadan ve havadan gelecek olan saldırılara karşı halkın savunma yapması amacıyla, demirli betonlarla oluşturulan bu mevzileri bugün yerlerinden söküp atmak bile büyük meseledir! Esasen günümüzde, öylesine basit tedbirlerle savunma falan da yapabilmek mümkün değildir.
Önemli Bilgiler
Arnavutluk’un ilginç bir coğrafi yapısı vardır. Ülke sınırlarının etrafında Karadağ, Kosova, Makedonya ve Yunanistan’ın dağlık bölgeleri bulunmaktadır. Yani Arnavutluk, dağlarla çevrilidir ve ülke sırtını bu dağlara dayamıştır. Önünde ise, 362 Km.lik sahil şeridiyle Adriyatik Denizi uzanmaktadır. Denize sıfır kentleri bulunan Arnavutluk’un sırtını dayadığı dağların en yükseği 2764 Metre yükseklikteki Korabi Dağıdır.
Balkanlar’ın en büyük Gölü olan 368 Km. kare yüzölçümü olan İşkodra Gölü bu ülkenin sınırları içerisindedir. Ohri Gölü Makedonya ile; Prespa Gölü ise Makedonya ve Yunanistan ile ortak kullanılmaktadır.

Yazarın Diğer Yazıları