İşkodra’da Müzeler
İşkodra Müzeler Müdürü Mithat Dibre’den, İşkodra hakkında ayrıntılı bilgiler aldık. Birlikte ziyaret ettiğimiz yerlerden birisi Pasko Vasa (Başkovas)’nın, müze haline getirilen eviydi. Kısa zaman önce İşkodra mimari tarzında onarılıp, düzenlenmiş olan Müze Ev hem mimari, hem etnografik ve folklorik değeri, hem de tarihsel önemi bakımından, tam bir müze olma özellikleri taşımaktadır.
Bu evde, Yusuf Sokoli başkanlığında toplanan 300 kişi, bugün Karadağ sınırları içerisinde kalmış olan Ulçin’i savunmak için karar almıştır. Ama Osmanlı Ordusu da Karadağ’dan yana tavır alınca, Arnavutlar, Ulçin’i kurtarabilme olanağını bulamamışlardır.
Pashko Vasa, Arnavutlar’a ulus olma bilincini aşılayan, bu yolda savaşım veren bir insan. Ayrı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun sevilen, tutulan ve valilik de yapan bir biyeridir. 17 Eylül 1825’de doğmuş olan Vasa, Frenkçe, Türkçe, Arapça, İngilizce, Sırpça, İtalyanca bildiğine göre, bir öğrenim gördüğü muhakkak. 1847’ye kadar İşkodra’da kaldıktan sonra İtalya’ya giderek Roma ve Venedik’te bulundu. 1850’de İstanbul’a gitti; 1864’de Hariciye’de görev aldı. 1878-1881 arasında Priştine’de yaşadı. Arnavutluk ulusal hareketinin liderleri arasında yer aldı.O arada yayımlanan uluslar arası memorandumlar, onun kaleminden çıktı. Beyrut Valisi iken 1882’de Lübnan’da vefat etti. L978 yılında na’şı İşkodra’ya getirirli ve görkemli bir törenle, anavatan toprağına defnedildi. Daha önce de belirtiğim; “Arnavutlar’ın dini, Arnavutçuluktur” sözü, işte bu zata attir.
Luigj Gurakuqi
Ziyaret ettiğimiz Müzelerden birisi de, Arnavutlar’ın halk kahramanı Luigj Gurakuqi’ nin evidir. Vasa’nın evi gibi, Gurakuqi’nin evi de, eski mahalleler arasındadır. Gurakuqi 19 Şubat 1879 Tarihinde İşkodra’da doğdu. İlk öğrenimini İşkodra’da, orta öğrenimini İtalya’da S.Demetrio Koleji’nde yaptı. Napoli’de yüksek tahsil yaparken, milliyetçilik hareketlerine katıldı. 1906 yılına değin edebiyatla meşgul oldu. 1908’de politikaya girdi ve o tarihte yaşamakta olduğu Fransa’nın Nice kentinden kalkıp, İşkodra’ya geldi. Hemşehrileri onu büyük bir coşkuyla karşıladılar.
1908’de Manastır’da toplanan Arnavut Alfabesi Kongresi’ne katıldı 1912’de İsmail Kemali hükümetinde Maarif Bakanı oldu. 1924’de kabul edilen Fan Noli Başkanlığındaki hükümette Maliye Bakanlığına getirildi. Bu kısa süreli hükümet, Yugoslavya ve Yunanistan tarafından desteklenen Zogo kuvvetleri tarafından yıkılarak, Zogo Hükümeti kuruldu.
Gurakuqi, İtalya’nın Bari kentine gitti. Ama Zogo siyasi muarızlarını ortadan kaldırmaya kararlıydı ve kiralık katil Bayto Stambulles tarafından 02 Mart 1925 Tarihinde vurularak öldürüldü. Katil Stambulles’in, bu cinayet karşılığında Zogo’dan para istediği mektup, İşkodra Müzesi’nde bulunmaktadır. Zogo yönetimi Stambulles’i serbest bırakmıştır ama; halk devrimi sırasında, Partizanlar da onu öldürmüşlerdir. 1957 yılında Gurakuqi’nin na’şı Bari’den alınıp, Arnavutluk’a getirilip, törenle defnedilmiştir.
Arnavutlar’ın bu hassasiyetlerini takdir etmemek elde değildir. Onlar, başka ülkelerde ölen, tüm ulusal kahramanların ve değer verdikleri insanların, kemiklerini, Anavatanlarına getirip, anıt mezarlara defnetmektedirler.
Gurakuqi’nin Ev Müzesi’nin açılmış olduğunu işiten Bari’deki bir arkadaşı, bir gün elindeki valizle çıkagelir. “Ben, bugünü bekliyordum” der ve valizi açar. Valizin içinde, Gurakuqi’nin kanlı gömleği, elbiseleri, çorapları, mendilleri ve ayakkabılarını teslim eder. Enfiyesi, mühürü, yarım mühür mumu ve kimlik cüzdanı valizden çıkan eşyalar arasındadır. Çorabındelik, elbisenin eski oluşu, Maliye bakanlığı da yapmış olan bir insanın, dürüst oluşunun kanıtı olsa gerek.
Yaşamını tamamen ulusuna adamış olan Luigj Gurakuqi hiç evlenmemiş. İtalya’daki öğrencileri bunu kendisine sorduklarında şu yanıtı vermiş:”Ben evliyim…Arnavutluk’la evliyim. Onunla evli olduğum için başka bir geline tahammülüm yoktur!…”
1974 yılında, hükümetin aldığı bir kararla Gurakuqi’ye “Halk Kahramanı” ve “Halk Öğretmeni” ünvanları verilmiştir.
Kuç Köyü
Bir sabah İşkodra Müzeler Müdürü Mithat Dibre otele gelip, “hadi gidiyoruz” dedi. İşkodra’ya birkaç Kilometre uzakta bulunan Kuç Köyü’ne gittik. 15 Nisan depreminde bu köyde 14 ev tamamen, 141 ev de kısmet yıkılmış. Ayrıca, 4 tane de sosyal ve kültürel amaçlı bina hasar görmüş. Granşi kentinden gelen gönüllülerle birlikte, geceli gündüzlü çalışmalar yapılarak, depremzedelerin yeni mekanlara yerleşmeleri sağlanmış.
Depremde tüm İşkodra’da 35 kişi hayatını kaybetmiş, 331 kişi de yaralanmış. Toplam 9792 bina hasan görmüş, 6000 dolayında insan evsiz kalmış.
Kuç Köyü’ne girince, ilk evin kapısını çaldık. Züra Zeneli adlı yaşlı bir kadın kapıyı açtı. Güler yüzlü, samimi bir kadın. Evde 15 gün izinle gelen asker oğlu da vardı. Büyük oğlu da ziraat mühendisi olarak çalışıyormuş. Zehra hanımın üç odalı evi yıkılmış; bunun üzerine kendisine yeni yapılan 4 odalı bir ev vermişler. Depremden hemen sonra köyü ziyaret eden Başbakan Mehmet Şehu, kısa zamanda yaraların sarılacağını söylemiş ve sözünde durmuş.
Kuç Köyü’nün Anadolu köyünden, Züra hanımın da, herhangi bir Anadolu köylü kadınından farkı yoktu. Evinde neyi varsa, önümüze koyup, yememizi, içmemizi istedi.
Daha sonra köyün içerisinde dolaştık. Yeni evlerine kavuşan depremzedeler bayram ediyorlardı. Her yer bayraklarla ve“Profte Shoku Enver Hoca”, ”Lavdi PPSH” sloganlarıyla süslenmişti.. Köyün Yerel Yönetim Başkanı Cemaliye Taraboşi ile birlikte Kültür Evi’ne ve Kreşe gidip, gördük ve ilgililerden bilgiler aldık.
Şiroka
Ziyaret ettiğimiz yerlerden biri de, Müdürlüğünü Fedinant Buşati’nin yaptığı Çocuk Kampı idi. İşkodra Gölü’ne nazır, bir tepe üzerinde bulunan bina, bölgedeki en görkemli yapıydı. Çocuk Kampı olarak kullanılan bina, İşkodra’nın zenginleri tarafından yaptırılıp, Kral Zogo’ya armağan edilmiş. Ama Zogo devrim öncesinde, buraya sadece bir kez gelmiş.
Kampta unutulmaz anlar yaşadık. Daha kampın dış kapısından girer girmez, 6-14 yaşlarındaki kızlı oğlanlı çocuklar etrafımızı sardılar ve Nurten’in kollarına girerek, adeta karga tulumba ederek merdivenleri çıkardılar. Müdür Buşati de bizi kapıda karşıladı. Göle karşı, balkonda oturduk. Çocuklardan oluşan koro mükemmel bir konser verdi. Müdürün verdiği bilgilere göre, kampta 330 çocuk tatil yapmaktadır. Çocuklar üçer haftalık dönemler halinde gelip gidiyorlar. Böylece 4 dönemde yaklaşık 1500 çocuk, yaz aylarında eğlenip, güzel günler geçirebilme olanağını buluyorlar. Çocuklar, kişiliklerini kazanma konusunda da eğitiliyorlar. Örneğin, yataklarını kendileri düzeltiyor ve yatağını en iyi düzelten çocuk ödüllendirilerek, onore ediliyor. Ayrıca kampta çeşitli sporlar yaptırılıyor; müzik ve halk oyunları öğretiliyor. Kampta doktor, hemşire, ambulans, öğretmen bulunduruluyor.
Şiroka Kampını, Tiran Sendikalar Merkez Birliği finanse ediyor. Balkanlar’ın en büyük gölü olan İşkodra Gölü’nde suya girilebilecek en güzel plajlar da Şiroka’da bulunuyor.
Lezha
İşkodra’dan ayrıldıktan sonra Lezha kenti yakınındaki Lezha Adası üzerinde bulunan Avcılar Kulübü tesislerinde konakladık ve Arnavutluk’a geleli ilk kez bir Kefal Balığı yedik. Bir süre burada dinlendikten sonra yola çıkarak Durres’a gelip, sahildeki Apollonia Oteli’nin 401 No.lu odasına yerleştik.
DURRES (Draç)
Akşam saatlerinde Nurten’le, deniz kenarında bir süre yürüdük… Gerek bizim kaldığımız, gerekse öteki bütün oteller çoğu yerli olan turistlerle doluydu. İnsanlar eğleniyorlardı ve her yerden musiki sesleri geliyordu. Buradaki otellerde sinema salonları da vardı; ama filmlerin tamamı Arnavut filmleriydi ve konuları halk devrimi ve ilkeleriyle ilgili idi.
Ertesi sabah Adriyatik denizi dalgalarının yarattığı sesle uyandık. Kahvaltıdan sonra Draç’ın, eski ve yeni semtleri arasında otomobil ile dolaştık. Sonra yaya olarak ana cadde üzerindeki dükkanlara girip çıkarak, satın mallar hakkında bilgiler edindik. O arada köylerden getirilen yağ, yoğurt, peynir satılan pazarı da gezdik.
Draç’ta, görkemli bir Kültür sarayı ile Gençlik Evi var. Bu Gençlik Evi’nin bulunduğu yerde daha önce, iki minareli tarihi bir cami varmış; ama camii yıkarak, bu binayı yapmışlar. Komünist rejimin tüm cami ve kiliseleri yıkması ve bunlardan hiçbir iz bırakmaması, dinsel inançları da kökünden kazımış. Bugünün gençliğinin dinsel hiçbir inancı yok! Allah’ın varlığına da inanmıyorlar. Acaba bu konuda yaşlılar ne düşünüyorlar?…
Draç, Arnavutluk’un en büyük liman kenti. Limanda şilepler, vapurlar görülüyor. Ama bunlara yaklaşmak herhalde mümkün değildir?
Draç Kalesi, zaman zaman restore edilmiş. Ama halâ, restore edilmeyen yıkılmış bölümler görülmektedir.
Ferit, Arnavutluk’ta halâ feodal kalıntıların bulunduğunu, bununla da mücadele edildiğini söyledi. Devrimin üzerinde 35 yıl geçmiş olmasına rağmen, rejim muhaliflerinin varolmasını, aradan geçen uzun yıllardan sonra takdirle karşılıyorum.
Kazma, Tüfek ve Yıldız
Kazma, tüfek ve yıldız Arnavut ulusunun simgesi…Halkın belleğinde silahıh çok büyük önemi var. Çepeçevre düşmanla çevrili oldukları kanısındadırlar ve bu nedenle silahlanmanın doğal olduğunu söylüyorlar. Bu nedenle dağler, taşlar tahkim edilmiş. Yer yer askeri eğitim yapanlar görülüyor. Ama gördüğüm askerlik, bizim anladığımız manâda, disipline dayalı askerlik değil.
Tarım İşletmesi
O dönemde Arnavutluk’ta tarımsal çalışmalar başarılı bir biçimde yürütülüyordu. Ben de o tarihlerde, Türk Kooperatifçilik Kurumu Yönetim Kurulu Üyesi olduğum için, başarılı bir tarımsal amaçlı kooperatif görmeyi arzu etmiştim. Bir sabah Draç Kenti Yürütme Kurulu Üyesi olan Hüseyin Hidri ile birlikte, birkaç kilometre uzakta bulunan Sekiz Kasım Tarımsal İşletmesine gittik. İşletmede güzel bir çardak altında oturarak, Baş Mühendis Ziraat Yüksek Mühendisi Aleksander Taga ve Mali İşler Şefi Hüseyin Kasa’dan ayrıntılı bilgiler aldım. Sonra işletmenin en çok ve kaliteli ürün veren üzüm bağını, bağın şefi Ziraat Yüksek Mühendisi Andon Kitsa ile birlikte gezdik. Kitsa üzüm cinslerinden söz ederken, “Hafız Ali” ve “Dimyat Üzümü” gibi adları da söyleyince, Türkçe kavramların, Arnavut dilinde halâ yaşamakta olduğunu saptadım.
Turistler
Arnavutluk’a kapitalist ülkelerden turistler geliyor. Bu nedenle ülkede uygulanan sistem, hepsine ters geliyor ve rehberleriyle tartışıyorlar. Ama merak edip Stalinist Enverizm rejimi hakkındaki İngilizce, Fransızca kitap ve dergileri kapış kapış satın alıyorlar. Özellikle Enver Hoca’nın Emperyalizm ve Çin hakkındaki kitabı çok satılıyor.
Şiyak
Hüseyin Hidri, bir gün de bizi Draç’a 9-10 Km.uzaktaki Şiyak kentine götürdü. 10 Bin nüfuslu Şiyak’ın, Arnavutluk’un yakın tarihinde ne denli önemli bir yer olduğunu, buradaki müzeyi gezerken anladım. Müzesi gibi, kentin Kültür Evi de, sürekli sanat ve kültür olaylarının cereyan ettiği mekandır.
Şiyak’ta, bir de başarılı tarımsal kooperatifi gezip gördük ve ayrıntılı bilgiler aldık. Bu Kooperatifin Başkanı Derviş Şahini, Kültür Evi Müdürü Baki Brahu ve İdari İşler Şefi Stoliye Dika’nın, bir Türkiye Türkü’nün şahsında, Türk Ulusuna gösterdikleri sevgi ve saygı, her türlü takdirin üzerindeydi…
Yazarın Diğer Yazıları
Moldova Cumhuriyeti’nde Kurulan Gagauzya Türk Devleti Ve Büyükelçi Ender Arat
14 Ağustos 2026 01:12Kırk Arabalık Nakliye Kolu Kumandanı Bilecikli Ayşe Çavuş
13 Ağustos 2026 01:08Milli Mücadele Milis Kumandanı İpsiz Recep
12 Ağustos 2026 01:08Azerbaycanlı Şair-Yazar-Akademik Neriman Hasanzade (Ardından)
11 Ağustos 2026 01:06Milli Mücadelede Vanlı Kadın Kahraman GAZİ SÜREYYA SÜLÜN
10 Ağustos 2026 01:04