İrfan Ünver Nasrattınoğlu

ARNAVUTLUK -5-

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Ergiri Radyosu
Ergiri’de, birkaç yıl önce inşa edilen radyo binasını da ziyaret ederek, yayınlarla ilgili bilgi aldık. Burada radyo çalışanlarından Bn.Kalyopi Bitsi, Tiran Radyo ve Televizyonunun Ergiri Muhabiri Engil Fino ve müzik yayınları redaktöre Dimitri Yvani ile samimi bir sohbette bulunduk. 30 yıl önce almış olduğumuz bilgilerin bugün için kıymeti harbiyesi olmadığı için, orada yaptığımız görüşmeleri nakletmeye gerek yoktur. Zira artık, radyo ve televizyon yayıncılığı bugün, dijital ortamda, bambaşka yerlere ulaşmış bulunmaktadır.
Yazılı Basın
1979’da Ergiri’de 2 yerel gazete yayımlanıyordu. Bunlardan birisi 2000-2500 tirajlı Pararoja; öteki ise 3000 tirajlı Lajko Vima adlı Rumca gazeteydi. Pararoja Arnavutluk Emek Partisi’nin, öteki ise, Arnavut Demokratik Cephesi’nin yayımorganıydı. Lajko Vima, salt Ergiri’nin değil, Arnavutluk’taki bütün Rumlar’ın sesini yansıtıyordu.
Dikimevi
Ergiri’nin en büyük sanayi kuruluşu olan Dikimevi’ne, Almanlar’ın katlettiği kızlardan Bule Naipi’nin adını vermişler. Bu fa.rika 30 işçiyle çalışmaya başlamış; giderek çalışanların sayısı 1400 olmuş. Çalışanların tamamı kadın işçilerdir. Burada kadın ve erkek giysilerinin yanı sıra, ağaç işçiliğiyle elde edilen turistik eşyalar da üretilmektedir.
Dikimevi Müdürü Afesa Lulo, Ankara’da uzun yıllar Arnavutluk büyükelçisi olarak görev yapan, bizim de çok samimi dostumuz olan Ulvi Lulo’nun akrabası imiş. Afesa hanım bize fabrikanın çalışmaları hakkında ayrıntılı bilgiler verdi ve fabrikayı gezdirdi.
Bayan Lulo’nun verdiği bilgilerden birisi önemliydi. Demişti ki: “Biz Çin Halk Cumhuriyeti ile çok sıkı ilişkiler kurmuştuk. Stalin döneminde Çinli’ler, bize her alanda destek olmuşlardı. Ama sonradan, aramız açıldı ve biz, kendimize döndük. İyi de oldu. Çünkü Çin’le ilişkilerimiz kesilince, daha çabuk ve daha kaliteli üretim yapıyoruz.”
Elbasan Tava
Ergiri’deki son günümüzde, sipaşimiz üzerine Çajupi Oteli restoranındaki aşçı, bizim için nefis bir “Elbasan Tava” yaptı. Öğle yemeğinde, Arnavutluk’a özgü bu nefis yemekle karnımızı doyurduktan sonra Saranda’ya müteveccihen yola çıktık.
Sopot Dağı eteğindeki Goranz, Derçivan, Hasuva, Zuvyan, Grapşi gibi Rum köylerini geçtikten sonra Dropuli ve Üst Dropuli Ovası başladı. Bu ovada müstahkem mevkilerin çokluğu dikkati çekti. Kuşkusuz bu mevziler, Yunanistan’dan gelebilecek bir saldırıya karşı alınan, savunma tedbirleriydi.
Ferit Duka, Rum köylerinde yaşayanların, Rumca eğitim yapabilme olanaklarının bulunduğunu ve Ergiri’de yayımlanan Rumca gazete ve dergilerin buralara ulaştırıldığını söyledi.
Arnavutluk’un her yerinde içtiğim Glina Uje Mineral – Natyral’in elde edildiği Glina Köyü’nün yanından geçen Ekrem’in Fiat’ı, dağa tırmanmaya başladı. Bu Glina Maden Suyu’nun fiyatı şişenin üzerinde yazıyordu ve çok ucuzdu.
SARANDA
Bir saatten fazla süren bir yolculuktan sonra nihayet Saranda’ya ulaştık. Doğruca Butrinti Oteli’ne giderek, Adriyatik Denizine nazır, 309 No.lu odaya yerleştik.
Sarand, 40 Aziz anlamına geliyormuş. Eskiden kalan pek bir şey yok ve bu küçük kent, devrimden sonra gelişmeye başlamış.
Bir süre otelde dinlendikten sonra çıkıp, sahilde yürüdük. Halk sahil boyunca gidip geliyor; yorulanlar, yine sahil boyunca uzanan cafe ve lokantalarda oturup, bir şeyler yeyip içerek, vakit geçiriyor. Buradaki, çiçekler arasında kalan bir bar dikkatimizi çekiyor; girip bakıyoruz. Oldukça mütevazi, sadece oturup sohbet edilen bir yer.
Saranda Kültür Evi, bir şaheser! Yeni inşa edilen bina, Saranda’nın en güzel yapısı olarak dikkati çekiyor. Kentin küçük çarşısındaki dükkanlar temiz ve bakımlı. Belediyenin iyi çalıştığı, görevini eksiksiz yerine getirdiği anlaşılıyor. Anlaşılan bir şey de, şehrin planlı bir şekilde gelişmekte olduğudur.
Deniz kenarındaki parktaki palmiyeler ve öteki ağaçlar, parkı gölgelendiriyor. Bu parkın tam ortasında, Arnavutluk Tarihinin önemli şahsiyetlerinden Hasan Tahsini’nin bir büstü bulunuyor.
Saranda’nın nüfusu 13 bin dolayında. Gıda Sanayi üzerine çalışan kuruluşlar var. Bunlar ihracata yönelik üretim yapıyorlar. Meyvacılık da bir hayli yaygın.
Otelin lokantasında yemek yerken, bize hizmet eden Yani adlı garson, daha önce Aziz Nesin ve Kemal Bayram Çukurkavaklı’ya da hizmet ettiğini söyledi. Sempatik Yani, gelip giden Türkler’den biraz, Türkçe de öğrenmiş.
Yemekten sonra Hosteni adlı mizah dergisinin yönetmeni Niko Nikola ile tanıştık. Bizi daha önce görmüş ve yanındakilere; “yahu biz yazamıyoruz, adam durmadan yazdı…” demiş. Niko, bizden birkaç ay evvel Arnavutluk’a gelen Aziz Nesin’e refakat ve rehberlik etmiş. Cebinde Nesin’in bir fotoğrafını taşıyor ve ondan bahsederken “Şoku Aziz”, yani dostum-arkadaşım Aziz diyordu. Tabii Aziz Nesin de ona hemen “Sultan Nikola” adını takmış ve hep öyle hitap etmiş.
Niko Nikola yaptığımız sohbette ilginç şeyler de anlattı. Anlattığı şeylerden birisi de Arnavutluk petrol sanayi ile ilgiliydi. SSCB uzmanlarının “sizde petrol yok” demelerinden sonra, bu alanda uzmanlaşmış olan Arnavutlar, petrol arama çalışmalarını daha da hızlandırmışlar ve Arnavutluk, kendine yeterli petrolü çıkardığı gibi, ihracat da yapabilecek hale gelmiş.
Niko şunları da söyledi:”Ülkemizdeki tarımsal çalışmalar başarılıdır. Kendi gereksinmelerimizin tümünü üretebiliyoruz. Halk lüks tüketim yerine, kendi ürünlerimizi kullanmaktadır. Zaten Arnavut, daha fazlasını da istememektedir.
Standartizasyon
Arnavutluk’ta dikkati çeken bir husus, standartizasyondur. Örneğin çeşitli fabrikalarda imal edilen sabunların rengi, eb’adı ve biçimleri aynıdır. Sadece, imal edilen fabrikanın adı değişiktir.
Ve, satılan her şeyin fiyatı, üzerinde yazılı olup, ne aşağı ne de yüksek bir fiyatla satın alabilmek mümkün değil. Esasen bütün dükkanlar devlete ait ve devletin saptamış olduğu standartlara göre satış yapılmaktadır. Satılan maldan elde edilen hasılat, günü gününe bankaya veya Devlet Sandığına götürülüp yatırılmaktadır.
Korfu Adası
Butrinti Otelinin tam karşısında Yunanistan’a ait Korfu Adası bulunuyor. Gerçi Ada’ya en yakın yer Butrinti kenti ama, Saranda’dan da net bir şekilde görülmektedir. Nitekim akşam olunca Ada’nın Saranda’ya bakan bir yerleşim biriminde, elektrikler yandı.
Saranda’da yaşayan Rumlar’ın sayılarının bir hayli fazla olduğunu gözlemledim.
Çevre Gezisi
Bir sabah, gazeteci Timuleo Mırtıri ile çevre gezisine çıktık. Mırtıri Emek Partisi’nin yayımorganı olarak haftada iki kez yayımlanan 4000 tirajlı Fitorya Gazetesi’nin Baş Redaktörü.
Vurgu Ovası’nın mümbit topraklarındaki tarımsal çalışmaları gördük Burası daha önceleri batıklıkmış; kurutularak ekilebilir arazi haline getirilmiş.. Güç koşullar altında açılan ve Adriyatik denizi ile Butrinti Gölü’nü birleştiren Çuka Kanalı, ovayı da, narenciye ve zeytin ağaçlarıyla dolu yamaçları da, cennet haline getirmiş.
Butrinti Antik Kenti
Hyjnesha E Butrinti, Arnavutlar’ın önem verdikleri bir tanrının adıdır! Bu nedenle ıonun adını, birçok yere vermişler. Örneğin, konakladığımız otel ve göl onun adını taşıyor. Kibrit kutularının üzerinde de onun hayali bir portresi bulunuyor.
Arnavutluk’un güney ucunda: Yunanistan sınırına çok yakın ve Korfu Adası’nın tam karşısında bulunan Butrinti Antik kenti, Arnavutluk için son derece önemli bir mekandır. Salt bu kent ile dahi, Arnavutluk turizme açıldığı takdirde, turist hücumuna uğrar.
Butrinti’nin Antik Çağ ile Orta Çağ arasında inşa edilmiş olduğu hesaplanıyor. M.Ö.7. Yüzyılda Helenler buraya gelmişler. Ama buranın daha önce bir İlir yerleşim merkezi olduğu saptanmış. Dolayısıyla kentte İlir ve Helen izleri görülmektedir. Kent, M.Ö.4.Yüzyılda daha genişlemiş.
Antik Kentte pek çok sağlam kalıntılar var. Bunların başında Antik Tiyatro geliyor. Romalı’ların kullandıkları bu tiyatroda kölelerin, vahşi hayvanlarla savaştırıldıkları, tiyatro duvarlarındaki resimlerden anlaşılmaktadır. Hatta, kazanan kölelerin adları da yazılıdır. Yine duvarlardaki yazılardan öğrenildiğine göre 400 kölenin yarısı kadındır.
Bize kenti gezdiren Dimitri Çondi’nin dediğine göre, Enver Hoca, burada çalışanlara, “Eski Yunanca ve Latince’yi okuyamazsanız, burada boşuna beklemiş olursunuz!” demiş.
Antik Tiyatronun aktör soyunma odaları, seyircilerin dinlenme ve gezinti alanları ve bir tiyatro için gerekli tüm tesisleriyle sahnesi sapasağlam durmaktadır.
Antik Kentteki, gözle görülen binalar arasında; Sağlık Tanrıçasının binası, iki çeşme, M.S.1.Yüzyılda yapılan bir ev ve odaları; evin hemen yanındaki kilise; bir gıda ambarı, İlir Okulu kalıntıları, hamam (burada çok sayıda hamam ve çeşme varmış; anlaşıldığına göre, kentin sakinleri temizliğe çok düşkün insanlarmış), M.S.4.Yüzyılda kurulan iki katlı bir bina; kent zenginlerinin gelinler için yaptırdığı Gelin Kuyusu , M.S.5.Yüzyılda oluşan Zenginler Mezarlığı, büyük bir Orta Çağ kilisesi (Orta Çağ’da Butrinti, piskoposluk merkezi imiş) bulunmaktadır.
Kentin 7 kapısından birisi, İtalya’daki Troya’nın kapısına çok benzemekte olup, yeni gibi durmaktadır. Kentin duvarları, yer yer sağlamdır. Kimi duvarlarda, zaman zaman restorasyonlar yapıldığı anlaşılmaktadır.
Antik Kentteki Vaftizhaneye gelince… M.S.5.Yüzyılda Romalı’ların yaptıkları bu binanın granit sütunları çok sağlamdır. Buradaki bu kutsal yapıdan ve yapının sağlamlığından çok zeminindeki mozaiklerin canlı bir biçimde yerlerinde durması ilginçtir. Zira aradan yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen, mozaiklerin orijinal biçimleri ve renkleri bozulmadan kalmıştır. Hele hele, tabandaki 20-25 Metre çapındaki bir daire üzerinde bulunan mozaikler, tek kelimeyle muhteşemdir. Bu geniş daire içerisinde olan 50-60 Cm.çapındaki küçük dairelerin ortasına nakşedilen kuş şekilleri, ayrı renkteki mozaiklerle süslenmiştir. Bu kuşların, bölgede yaşayan tüm kuşları simgelemekte olduğu rivayet edilmektedir. M.S.5.Yüzyılda Romalı’ların yaptıkları bu binanın granit sütunları da sağlamdır.
Butrinti Antik Kenti, sığ bir ormanın içindedir ve bazılarının yüksekliği 50-60 Metreyi bulan ağaçların üzerinde kuşlar ve böcekler çeşitli orkestralar kurmuş; sabahtan akşama değin konser vermektedirler.
Gölün karşı yakasında da Kalivo adlı başka bir tarihi yerleşim birimi varmış. Ama henüz burada kazı yapılmamış. (Tabii 1979 tarihine kadar)
Butrinti Antik kenti için, Tiran Üniversitesi’ne bağlı bilimsel bir çalışma grubu oluşturulmuş. Bu grup sürekli olarak çalışmaktadır. Genç arkeologlar burada, herhalde en geniş bilimsel çalışmaları yapacaklardır. Bu gençlerden bazıları ile, Butrinti’de gezerken, tanışıp, görüşmelerde bulunduk.
Antik Kentte bir de Arkeoloji Müzesi vardır. Ama bu müze, maalesef yeterli ölçüde zengin değildir. Zira İtalyanlar, kazılarda elde edilen, değerli malzemeleri çalıp götürmüşlerdir. 1979 Tarihine kadar müzede görülen şey kırık heykel parçalarıdır.
Butrinti’de, Tepedelenli Ali Paşa’nın sarayının kalıntıları da bulunmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun Yanya Valisi, Arnavut Ali Paşa, burada, kral gibi yaşamış, zevk ve sefa sürmüştür.

Yazarın Diğer Yazıları