TEPEDELEN (Tepelone)
22 Temmuz sabahı erken saatlerde Saranda’dan ayrıldık. Gelirken yanından geçtiğimiz Tepedelen kentine, bu kez girdik. Kent içinde yürüyerek dolaştık ve Kale’nin önünde durup, İngiliz şairi Bayron’un, Arnavutlar için yazdığı bir özdeyişi okuduk. 1910’da İtalyan’ların şehit ettikleri halk kahramanı Selam Musay’ın büstü önünde saygı ile eğildik.
Yola devam ederek, Julât Köyü sapağından geçerken, Necip Alpan’ı ve onun zaman zaman duyduğu anayurt özlemini anımsadım.
TİRAN
Petrol kuyularının bulunduğu Balls ve Fier’de kısa molalar verdik ve öğle saatlerinde Tiran’a ulaştık. Dajti Oteli’nde yine 311 No.lu odaya yerleştik.
Öğle yemeğinden sonra eşimle sokağa çıkıp, tam iki saat yürüdük. Anadolu kasabalarındaki tren istasyonlarını andıran Tiran istasyonunu gördük. Dönüşte, sosyal meskenlerin ortasındaki küçük parkta oturup, iskambil ve domino oynayan yaşlı insanları seyrettik. İskender Bey heykelinin yanına geldiğimizde, Arnavutlar’ın, akşam gezintileri başlamıştı. O gün pazardı ve birkaç gelin alma olayına tanık olmuştuk.
Ertesi sabah Günaydın Gazetesi yazarı Can Aksın’la tanıştım. Tarihçi dostum Gazmend Shpuza, Can Aksın’a mihmandarlık yapıyordu.
Tiran’daki son günümüzde öğle yemeğini Dış Kültür İlişkileri Komitesi Genel Sekreteri Ferdi Karagözi ile birlikte yedik. Yemekte ondan başka Arnavutluk’un eski Ankara Büyükelçisi Ulvi Lulo, Kopi Küçük, Can Aksın, Gazmend Shpuza ve Ferit Duka da vardı. Ulvi Lulo, eşi Kerime Hanımın selamlarını ve onun, tatil için köye gittiğini söyledi. Yemekte, iki ülke arasındaki dostluk ilişkilerine değinildi. Ulvi Lulo, doğal zenginliklerimizden ve bütünüyle ülkemizden övgüyle söz etti. Ben de yaptığım konuşmada, gezimizle ilgili izlenimlerimden söz ederek, Arnavutluk’taki olumlu gelişmelere değindim.
Ferdi Karagözi de fıkramsı bazı anekdotlar söyledi. Bunlardan biri şöyleydi: Bir Amerikalı şahıs, Arnavutluk’a gelmiş. Ülkenin her yanındaki müstahkem mevzileri görünce şaşırmış ve “nedir bunlar?” diye sormuş. Demişler ki; “Bu mevzilerde tekerlek ve kanat yoktur!” Amerikalı önce anlayamamış. Devamla, “Arnavutluk saldırgan bir ülke değil, sadece, yaşamak için savunma önlemleri almaktadır” demişler. Amerikalı’nın ağzı açık kalmış!…Karagözi bir de şunu söyledi:
“Yunanlı’lar, Saranda ve çevresindeki ormanları 3-4 kez yaktılar. O nedenle o yöreye çok önem veriliyor ve güvenlik önlemleri alınıyor…” Bunu işitince, Saranda’ya girmeden önce yolda aracımızın önünü kesen polislerin kimlik sormaları olayını doğal karşıladım.
Yemekte sohbet esnasında Ulvi Lulo, Arnavutlar’ın Türkler’i çok sevdiğine değindi ve “Biz, kuru ekmeğimizi dostlarımızla paylaşırız…” dedi.O sırada Can Aksın, Arnavutluk’un, geçen yıl, Türkiye’ye fuel oil sattığını söyledi. Ulvi Lulo da, Arnavutluk’un o petrol ürününü, başka ülkelere olan taahhüdünden kısarak verdiğini belirtti.
O arada Can Aksın, Arnavutluk’a gelebilmek için bir yıldır vize beklediğini, gelmişken Enver Hoca ile görüşmeyi arzu ettiği söyledi ama kendisine umut verilmedi.
Yemekten sonra Can Aksın’la birlikte, Büyükelçiliğimizi ziyaret ettik. Sefirimiz, iki ülke arasındaki ilişkilerin her alanda gelişmekte olduğuna temas ederek örnekler verdi.
Sefaretimizin tek güvenlik bekçisi bir köpektir. Sefir köpeğe; “Dokunma ona Türk’tür” dediğinde köpek dokunmazmış.
Komşularla İlişkiler
Yunanistan, sadece Türkiye’nin başına bela olmuş değildir. Batının bu şımarık Ülkesi, Arnavutluk’u da daima rahatsız etmektedir. Örneğin “Kuzey Epir’i Kurtarma Örgütü” (Voryo Epirot) nün, taleplerini işitince, bunların Türkiye’den taleplerini çağrıştırdı!…
Dış İlişkiler Genel sekreteri Petrak Poyani ile yaptığımız görüşmede bu konuda şunları öğrendim: Bu örgüte göre Arnavutluk’un güneyi, ayrıca Korça ve Ergiri bölgeleri Yunanistan’a aittir! Bunlar, Ortodoks Arnavutlar’ın, Yunan asıllı olduklarını iddia etmektedir. O tarihlerde, ABD de, bu örgütün tezlerini desteklemektedir; çünkü Arnavutluk’ta komünist rejim vardır ve bu rejim yıkılmalıdır! Hatta New York Senfoni Orkestrası Yunanistan’a gelerek, bu örgüt yararına konserler veriyor. Kuşkusuz Yunan Kilisesi, örgüte her türlü desteği veriyor. Ve bizzat Papandreu diyor ki “Arnavutluk’ta 400 bin Rum yaşamaktadır!” Oysa Yanya Üniversitesi’nden gelen bir grup Yunanlı bilim adamı, Dropoli Bölgesi’ne götürülüyor ve halkın karşısına çıkarılarak, “buyurun, halkla konuşun” deniliyor. Ama heyet, durumun kendilerine anlatıldığı gibi olmadığını itiraf ediyor.
Kuzey Epir’i Kurtarma Örgütü ne derse desin, Arnavut kardeşlerimize vız geliyor ve onlar diyorlar ki: “Qentı le tı lehin, karvani ecın pırpara” yani, “it ürür, kervan yürür!…”
Faşist İtalya 1939’da Arnavutluk’u istila etti. Ekim 1941’de Arnavutluk topraklarından Yunanistan’a saldırdı. İtalyanlar bu arada baskı yolu ile, Arnavutlar’dan oluşan bir tabur kurdular ve bu taburu, Yunanistan’la savaşa göndermek istediler. Ama Arnavut komutanların çağrısıyla, taburdaki askerler kaçarak, Yunanistan’la savaşa karşı çıktılar. Buna rağmen her türlü yalanı mübah sayan Yunanistan, Arnavutlar’ın kendilerine saldırdığı yalanını söyleyerek, Arnavutluk topraklarındaki iddialarını öne sürdüler ve Arnavutluk’a savaş ilan eden bir de kanun çıkardılar!…
Enver Hoca, 1946’da Paris Barış Konferansında, belgelerle Yunan iddialarını çürüttü ve dedi ki: “Arnavut halkı hiçbir zaman Yunan halkına karşı savaşmadı. Bugün de Yunan halkı ile iyi komşuluk ve barış içinde yaşamak istiyor.”
Türkiye ile ilişkilere de değinen Petrak Poyani, ilişkilerimizin her geçen gün daha da gelişmekte olduğunu söyledi ve o günlerde, Dışişleri Bakanı Sokrat Plaka’nın Türkiye’yi ziyaret ettiğini hatırlattı.
Yugoslavya ile ilişkilere temas etmeden önce, birkaç saniye durup, nefes alan Poyani; “Tarih, Arnavutlar’a, haksızlık etmiştir!…” dedikten sonra ekledi: “Bu ülkede birkaç milyon soydaşımız yaşamaktadır.Biz, bütün bu ülkelerle karşılıklı saygıya dayalı, komşuluk ilişkileri kurmak ve yaşatmak istiyoruz. Bizim hiçbir ülkeden toprak talebimiz falan da yoktur.”
Gjirokastra Festivali
Osmanlı’nın Arnavutluk’a egemen olduğu dönemde adı Ergiri olan, Enver Hoca’nın da doğduğu kentin bugünkü adı, Gjirokastra’dır. Bu kentte, Arnavutluk’un en büyük festivali düzenlenmektedir. Festivalde, Arnavutluk’un her yanındaki halk oyunları toplulukları arasında yarışmalar ve gösteriler yapılmakta; bir de bilimsel sempozyum düzenlenmektedir.
Beyteciler
Vaktiyle Arnavutluk’da da âşıklar (halk ozanları) vardı. Bunların, Anadolu’dakiler gibi, Âşıklık Geleneğini icra ettikleri de bilinen gerçekler arasındadır. Arnavutlar’ bu tür halk sanatçısına “Beyteci” diyorlar. Beyteciler, Osmanlı Tarihi ile ilgili destanlar da anlatıyorlar. Örneğin bir Beyteci, Kosova Meydan Muharebesini bütün safahatı ile dize dize destanlaştırmış. 18.Asırda yaşayan Beratlı Beyteci Nezim Frakula, en ünlü Beyteci imiş. Bu Beyteci, Osmanlı topraklarını adım adım dolaşmış. İşkodralı Beyteciler ise satirik deyişler söylerlermiş. Beytecilerin, Atatürk için söyledikleri, on tane kadar deyiş derlemişler.
Arnavutlar’ın, folklor, etnografya vb.gibi, anlamı ve içeriği, herkesin kendi düşüncesi doğrultusunda yorumlanan kavramları bir yana bırakıp, “Halk Kültürü” deyimini benimsemiş olmaları bence doğru bir tercihti. Nitekim, 1955 yılında Ord.Prof.Dr.Mehmed Fuad Köprülü ve dönemin üniversite hocaları tarafından kurulmuş olan Folklor Araştırmaları Kurumumuzun adını, yıllar sonra biz de “Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu” olarak değiştirdik.
Türkçe bilmeyen, ama Türkoloji hakkında geniş bilgiye sahip olan Kültür Bakanı Alfred Uçi ile ilişkilerimizin daha ileri seviyeye çıkarılması hususunda anlaştık. Değerli bilgin, o gün Dajti otelinde bize bir yemek vermek lütfunda bulundu.
Niko Nikola’yı Ziyaret
İlk seyahatte tanıştığım Niko Nikola’nın yönettiği Hosteni Dergisi’nin mizah Dergisi ziyaretimde, Diyonis Bubani, Gako Veşi ve Fatmir Selimi ile de tanışma fırsatı buldum. O arada derginin tirajının 30 bine ulaşmış olduğunu öğrendim.
Niko Aziz Nesin, Kemal Bayram Çukurkavaklı, Demirtaş Ceyhun’u sordu ve özellikle Aziz Nesin’e selamlarını iletmemi rica etti. Ankara ve İstanbul ziyaretlerinde büyük ilgi gördüklerini ve İstanbul’a hayran olduklarını anlattı. Sonra bir kitap gösterdi. Vlora’ya Veda adlı kitaptaki öykülerdeki kahramanlar, Arnavut kökenli Türk vatandaşları imiş. Gösterdiği bir başka kitap. Enver Hoca tarafından kaleme alınan Orta Doğu ile ilgili idi ve bu kitapta, Enver’in, Türkiye hakkında olumlu düşünceleri yer alıyordu. Yaşar Kemal’in İnce Memet romanının Arnavutça tercümesi ve Arnavutça Türk Şiiri Antolojisi de, Niko’nun bana, gururla gösterdiği kitaplar arasındaydı.
***
Arnavutluk’a Struga-Cafesan kapısından girmiştik; bu kez İşkodra’dan geçip, Karadağ topraklarına girerken, iki haftadır bizimle birlikte olan Ferit Duka ve Şoför Ekrem’le vedalaştık.
Yazarın Diğer Yazıları
Moldova Cumhuriyeti’nde Kurulan Gagauzya Türk Devleti Ve Büyükelçi Ender Arat
14 Ağustos 2026 01:12Kırk Arabalık Nakliye Kolu Kumandanı Bilecikli Ayşe Çavuş
13 Ağustos 2026 01:08Milli Mücadele Milis Kumandanı İpsiz Recep
12 Ağustos 2026 01:08Azerbaycanlı Şair-Yazar-Akademik Neriman Hasanzade (Ardından)
11 Ağustos 2026 01:06Milli Mücadelede Vanlı Kadın Kahraman GAZİ SÜREYYA SÜLÜN
10 Ağustos 2026 01:04