İrfan Ünver Nasrattınoğlu

ARNAVUTLUK -9-

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

AVLONYA (Vlora)
Saranda’dan ayrıldıktan sonra, teraslanıp narenciye ve zeytinlik haline getirilen dağlar arasından geçerek yol aldık. Zaman zaman dağlara tırmandık; zaman zaman sahil şeridini takip ederek yolculuk yaptık. Bir ara Logora Dağının doruğuna çıkıp, adeta dünyayı kuşbakışı seyrettik; sonra deniz seviyesindeki ovaya indik.
Bir ara Dırmi’de mola verip dinlendik. Şoförümüz Agim denize girdi; Ferit’le biz de üzerlerimizi çıkarıp, güneşlendik. Bu Dırmi, çok güzel bir yer. Doğal plajı mükemmel. Dinlenme evleri ve Kozmo Nuşi adına bir kamp oluşturmuşlar.
Dar, bozuk ve virajlı yollardan geçerek Avlonya’ya ulaştık.
Avlonya, Arnavutluk’un ilk başkenti. Osmanlı Tarihinin önemli veziri azamlarından Avlonyalı Ferit Paşa, buralı. Arnavutluk’un bağımsızlığı için mücadele eden İsmail Kemal, Hüsnü Kapo, Yani Minga, Gogo Nuşi, Kozmo Nişo da buradan çıktılar.
İsmail Kemal, kendisi gibi bağımsızlık yanlıları Vlora’da toplayıp, Geçici Arnavutluk Hükümetini kurdu ve Başkanlık görevini de üstlendi. Bu olayın anısına, Vlora merkezinde bir anıt bulunuyor.
Gogo Nuşi de Arnavut halk kahramanlarından. Zogo döneminde Fransa’ya gidip bir süre orada yaşamış. 1940 yılında anayurduna dönüp, Tiran’a yerleşmiş. O sırada Tiran İtalyan işgali altındaydı. Gogo ve kardeşleri silahlanıp, anti-faşist harekete katıldılar. Partinin Tiran Komitesi sekreteri olarak görevlendirildi ve Hüseyin takma adı ile savaştı. 1972 de öldü.
Vlora içerisinde önce otomobil ile bir tur attık. Sonra kentteki tek caminin etrafında yaya olarak dolaştıktan sonra, kentin en iyi restoranının bulunduğu Vlora Oteli’nde yemek yedik.
DRAÇ (Durres)
Akşam saatlerinde Draç’a geldik. Ve Atlantik Oteli’ne yerleştim. Ertesi sabah hafif rüzgârlı, ama çok güzel bir hava vardı. Hemen denize koştum ve ilk olarak Adriyatik Denizinin ılık sularına daldım ve bir süre de güneşlendim.
Öğleden sonra da Tiran’a müteveccihen Draç’tan ayrıldık.
TİRAN
Nihayet turu tamamlayıp, 21 Ağustos günü, öğleden sonra Tiran’a geldik.
Mutad veçhile, Dajti Oteli’nde rahat bir gece geçirdikten sonra erken kalkıp, kahvaltı yaptım ve başkentteki ilk ziyareti gerçekleştirdik. Dış Ticaret Bakanlığı Daire Başkanı Gudor Toto ile uzun bir konuşma yaptık. Bu konuşmada hem Arnavutluk’un çeşitli ülkelerde hem de Türkiye ile olan dış ticaret ilişkileri hakkında ayrıntılı bilgiler aldım. O tarihteki komünist Arnavutluk’un dış politikası bugün tamamen değişmiş olduğu için, o tarihte yaptığım görüşmenin bir yararı olmayacağı düşüncesiyle, söyleşiyi buraya almıyorum.
Bilahare Kültür ve Güzel Sanatlar Komitesi Başkanı Seyfettin Çela ile bir görüşmemiz oldu. Yanında Viktor Şarra da vardı. O görüşmede de, Arnavutluk’un 1984’lerdeki kültürel faaliyetleri hakkında bilgiler edindim.
O gün öğle yemeğini Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Büyükelçi Yorgo Melitsa verdi. Bu zat İsveç, Doğu Almanya, İtalya ve Yunanistan’da Büyükelçi olarak görev yapmış. Türk – Arnavut ilişkilerinin konuşulduğu yemek, samimi bir hava içerisinde geçti
İkindi saatlerinde, Büyükelçimiz Selçuk Toker’i makamında ziyaret ettim. Bu değerli diplomatımız, üzerimde olumlu izlenimler bıraktı. Nitekim onun görev döneminde, Türkiye Arnavutluk ilişkilerinde önemli gelişmeler oldu. Örneğin, Devlet Halk Dansları Topluluğu Tiran’da gösteriler yaptı. Ticari ilişkilerimiz önemli ölçüde arttı.
Tiran’daki son iki günümde, biraz da kendi kendime gezip dolaştım. Özellikle, ara sokaklara, küçük dükkanlara bakarak, Arnavutlar’ı daha iyi tanımaya çalıştım. Eski zenaatların yaşatıldığı ve turizme yönelik üretimlerin yapıldığı dükkanların önünde uzun uzun durdum.
Arnavutluk’ta Türkler
Gerek Ferit Duka, gerekse konuştuğum öteki Arnavut dostlarım, Arnavutluk’ta Türk olmadığını söylüyorlardı. Dajti Otelindeki son akşam yemeğinde, yanımdaki masada eşiyle birlikte yemek yiyen, Büyükelçiliğimizde görevli telsizci, “Arnavutluk’ta en az 40 bin Türk var” dedi…Bunu öğrenince belleğimi biraz geriye götürerek şunları anımsadım…Ankara’daki Arnavutluk Büyükelçiliği’nde ticari işlerle ilgili bir diplomat, özel bir görüşmemizde bana Türk olduğunu söylemişti…Saranda’da, ötelin terasından Ohri Gölü’nün güzelliklerini seyrederken, uzaktan gelen bir Türk musikisi ve Türkçe okunan şarkı sesiyle şaşırıp, sesin geldiği yöne doğru yürüdüm. İki mayolu genç yere uzanmış, güneşleniyorlar ve yanlarındaki küçük bir radyodan, Türk musikisi dinliyorlardı. Selam verip, Türkçe hitap edince, bana Türkçe cevap verdiler; sorduğumda da Prizren Radyosunun, Türkçe yayınını dinlediklerini söylediler. Çocuklar kesinlikle Türk’tü. Onlarla konuşurken, birden, ikisinin de kalkıp uzaklaşmalarını şaşkınlıkla izlerken; arkamda, mihmandarımı gördüm. Belli ki, kaş-göz ve el işaretleriyle çocukları oradan kovalamıştı!… Beş yıl önceki seyahatte, Draç’ta kaldığımız oteldeki bir müstahdem, sürekli olarak gözleriyle bizi izliyordu. Öylesine izliyordu ki; bir ara rahatsız olup, sert bir şekilde Türkçe hitap ettim. Aldığım cevapla da çok şaşırdım:”Ağabey, ben Türk’üm, ne yazık ki Türkçe konuşamam. Enver Hoca Türkçe konuşanların dillerini kestirdi! Sizin Türk ve Türkiyeli olduğunuzu öğrenince, içimdeki hasret ve sevgiyle, size bakarken, Türkiye’mi görüyor gibi oldum!…” O çocuğu bir daha göremedim!… Kruya Kalesine çıkarken, yaşlıca bir adamın, dalgın bir şekilde ve anlamsız bakışlarla ileriye doğru baktığını gördüm. “Selamünaleyküm, amca!” deyince, birden silkinen adam ayağa kalkıp; “Ve aleykümselam” diyerek gülen gözleriyle bize döndü. Türkçe, “nasılsın” deyince, adam bana Türkçe cevap vermez mi?…Arkamdaki mihmandar, ona da kaş-göz işaretleriyle bir fırça çekmiş olmalı ki; adam yanımızdan uzaklaşıp gitti!…Beş yıl evvel, İşkodra’dan, Karadağ’a geçerken, Hani Hoti kapısından Karadağ’a geçmekte olan bir grup insanla karşılaşmıştık. Bir süre akrabalarının yanında kalan ve Türkçe konuşan ailenin bireyleri, sormam üzerine; “elbette Arnavutluk’ta Türkler yaşıyor” demişti…
Arnavutluk’ta Türk olmadığını söyleyen, benim Arnavut kardeşlerim, acaba neden böyle bir yalana başvururlar?… 3-4 milyonluk Arnavutluk’ta 40-50 bin Türk olsa, bunun Arnavutluk’a ne zararı olur?…
Ayrılış
23 Ağustos sabahı çok erken kalktım. Parlak bir gökyüzü, çok güzel bir hava vardı.
Balkona çıkıp çevreye baktım. Arnavutlar yürüyorlardı. Motorlu araç sayısı çoğalmıştı ama, halâ yürüyenlerin sayısı da fazlaydı. Hatta kentler arasındaki kara yollarında da yürüyenler görülüyordu. Azalan şey ise, bisikletlerin sayısı idi.
Başkalarının da müşahade ettikleri gibi, Arnavut kadınlar da artık iyi giyiniyorlar; makyaj yapıp süsleniyorlardı. Artık mağazalarda pahalı giysiler de satılıyordu. Esasen, gelir düzeyine göre, giysi fiyatları yüksekti. Ama temel gıda maddelerinin fiyatları düşüktü. Tiran’da dolaştığım sebze halinde, hem bol miktarda sebze ve meyve vardı; hem de fiyatlar halkın rahatlıkla satın alabileceği düzeyde idi.
Arnavut halkı, geleneksel usullerle mahalle-çarşı fırınlarına börek, patlıcan-imam bayıldı vs. vererek, pişirilmesini sağlıyordu.
Saat 22.00 de boşalan birahane, meyhane karışımı lokantalarda müzik de vardı. Hoperlörü sonuna kadar açılan bu lokantaların havası da hayli ilginçti. Yabancıların konakladığı otellerde tavernalar vardı; ama dans edip eğlenenler sadece yabancılardı. Arnavutlar ise, müziği dinliyorlar, ama dans etmiyorlardı!…
Yabancılar, Arnavut garsonları bahşişe de alıştırmışlardı. Dajti Otelindeki garsonların da bahşiş almakta olduklarını gördüm. Hatta, yabancılara satış yapan mağazalarda da bahşiş alıyorlarmış. Hülasa Arnavutluk’ta hızlı bir değişim gözlenmektedir.
Tiran’daki yabancı misyon temsilcileri zaman zaman Dajti Oteli’nde buluşup, yemek yiyor ve bilgi alış-verişinde bulunuyorlar.
Büyükelçi Ulvi Lulo “güle güle” demek için otele geldi. Türkiye’yi ve ülkemizdeki dostlarını özlediğini söyledi. Nurten’i, çocukları sordu. “Türkiye benim ikinci vatanım” dedi. O arada Tiran televizyonundan gelip, benimle bir röportaj yaptılar. Seyahatimle ilgili izlenimlerimi anlattım.
Nihayet Agim’in volvosu ile Tiran’dan ayrıldık. Söz İslâmiyetten açılıyor ve Ferit’e, biraz, dinimizin faziletlerinden söz ediyorum.
Pogrades’te yemek molası verdikten sonra, yola devamla Cafesan’a geldik ve buradan Makedonya’ya girdim.

Yazarın Diğer Yazıları