Altmış yılı aşkın bir süredir, sanat-edebiyat, şiir-şair ve ozanları okurum, yazarım ve bu konularla ilgili literatürü takip ederim. Afyonkarahisar dışında da başta Ankara olmak üzere, çeşitli kentlerdeki süreli yayınlarda, yazılarım yayımlandı.
Uzun zamandır, süreli yayınlarda yazmıyordum. Sürekli basın kartını da cebime koyduktan sonra, “yazsam ne olur, yazmasam ne?...” diyerek adeta unumu elemiş, eleği de duvara asmıştım. Ama kendisi de babası gibi matbaacı ve yayıncı olan dostum Hüseyin Gürbüz’ün, Ozan Dündar destekli, Âşıkça Dergisine yazmam talep edilince, “hayır!” diyemedim. Çünkü Hüseyin Gürbüz’ü, çocukluktan, ilk gençlik çağına geçiş aşamasında tanımıştım. İki yıl önce vefatını öğrendiğim öğretmen ağabeyi Mehmet ve küçük kardeşi Erol da, Ulus - Güvercin Sokak 8 numaralı mekândaki “Âşık Matbaası”nda, rahmetli Ali Gürbüz’ün yanında olurlardı…
Beni ilk kez, Âşık Matbaası’na götüren kişi, merhum Gürünlü Âşık Gülhani idi. Fikirleri yüzde yüz uyuşmasa da, Gürbüz’le Gülhani birbirlerini severlerdi. Esasen Ali Gürbüz’ün mekânı, herkese açıktı. Özellikle hangi dünya görüşüne sahip olurlarsa olsunlar, bütün ozanlar, bu mekâna gelip giderlerdi. Zira Ali Gürbüz için en önemli husus, kişinin önce insan olması, karşılıklı sevgi ve saygıydı…
Bilindiği gibi 70’li yıllar, sağ-sol, alevi-sünni ayrımlarının görüldüğü ve kimi zaman bu kesimler arasında üzücü olayların cereyan ettiği yıllardı. Ülke genelinde hal böyle olunca, bizim ozanlar da maalesef bu cereyana kapılmışlardı.
Bir yanda, Ali Gürbüz’ün de kurucular arasında yer aldığı “Halk Ozanları Kültür Derneği”, öte yanda merhum Samsunlu Âşık Kemali Bülbül’ün kurduğu “Halk Ozanlarını Tanıtma ve Eserlerini Yaşatma Derneği” vardı. Ankara’daki ozanların büyük çoğunluğu Halk Ozanları Kültür Derneği’nin üyeleriydi ve biz rahmetli Kemali Bülbül’ün yeni bir dernek kurmasına karşı çıkmıştık. Bu yüzden iki derneğin yöneticilerine, sürekli olarak birlik ve beraberlik içerisinde yaşamalarını öğütlemiştik. Nitekim Kemal Bülbül’ün kurduğu dernek fazla bir varlık gösteremeden kapanmıştı.
Merhum Ali Gürbüz de bizim gibi, ozanların hiç de önemli olmayan nedenlerle birbirlerine karşı olmalarını istemezdi. Zira o Büyük Atatürk’ü çok iyi tanıyor ve birlikten kuvvet doğacağını biliyordu.
O tarihlerde, şimdiki gibi, her köşe başında bir AVM yoktu. Bu işlevi, Ulus’taki “hal” görüyordu. Evin her türlü ihtiyacını buradan, daha ucuz fiyatla temin etmek mümkündü. Biz de hale gideceğimiz zaman, öncelikle, hemen oradaki Güvercin sokağa girerek, Ali Gürbüz’ün bir çayını içer, onunla Türkiye ve Dünya ahvalini müzakere ederdik.
Her buluşmamızda bize yeni şiirlerini okurdu. Bu şiirlerin arasında da mutlaka yeni bir Atatürk şiiri olurdu. Diyebiliriz ki, tanıdığımız ozanlar arasında, Ali Gürbüz kadar Atatürk şiiri yazan ozan yoktur..
Cumhuriyetimizin kuruluşunun 50.yıldönümünde Kültür Bakanlığı bir şiir yarışması açtığında, Ali Gürbüz bu yarışmaya 19 dörtlükten oluşan bir destan şiirle katılmıştı. Bu şiirin birkaç dörtlüğünü buraya almak isterim:
Kararlı Samsun’a çıktin / Nasıl unuturuz Atam
Saltanatı kökten yıktın / Nasıl unuturuz Atam
Haksızı getirdin dize / Düşmanı döktün denize
Her eserin bir mucize / Nasıl unuturuz Atam
…Önderlik yaptın Millete / Kavuşturdun hürriyete
Yurdu çevirdin cennete / Nasıl unuturuz Atam
Dünyaya duyurdun adın / Eşit oldu erkek kadın
Gerçük mürşit ilim dedin / Nasıl unuturuz Atam
…Dedin göklerde yarışın / Siz de sıraya karışın
Önderi oldun barışın / Nasıl unuturuz Atam
…Kurdun çiftlikler haralar / Güç kazandı fukaralar
Kapandı açık yaralar / Nasıl unuturuz Atam
İlan ettin Cumhuriyet / Lozan’a gönderdin heyet
Böyle kurtuldu Memleket / Nasıl unuturuz Atam
Cihanda sulh yurtta barış / Avrupa’yla ettin yarış
Sizde vardı başka görüş / Nasıl unuturuz Atam
Türk’e Türkçe okul açtın / Cehalet ile savaştın
Halka ilim irfan saçtın / Nasıl unuturuz Atam
…Ali Gürbüz sinin elli / Cumhuriyet yaşıt belli
Sana bağlıyım temelli / Nasıl unuturum Atam
Atatürk-şiir-şair denilince aklıma ilk gelen ozan Ali Gürbüz’dür. Yukarıya aldığım bu destan-şiir, onun bana imzalayarak verdiği şiirlerinden biridir. Ben de onun bu şiirini 1992 yılında Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi’nin 59 . yayını olan “Doğumunun 110.Yıldönümü Dolayısiyle Âşıklardan Yüce Atatürk’e Deyişler” adlı “Güldeste” kitabımda yayımlamıştım.
Burada, Ali Gürbüz’e “Destancı Ozan” da denilebileceğini belirtmek isterim. Zira, ozanlık geleneğinde, destan söyleyen ünlü ozanlar vardır. Bu gelenek bizde pek yaygın olmasa da, Orta Asya Türk ozanları arasında bu geleneği sürdürenlerin bulunduğunu biliyorum. Destan yazan Afyonkarahisarlı şairler arasında Osman Attila’yı sayabiliriz.
Ali Gürbüz’ün külliyatı arasında, yukarıda sunduğum destan-şiirinden başka destanların da bulunduğunu biliyorum. Örneğin, “Kore Destanı” bunlardan biridir.
Geçtiğimiz 16 Kasım 2024 tarihinde Ankara’da Mamak Belediyesi Kültür Merkezinde “Aşıkça Dergisi” ile, Belediyenin Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü, “Doğumunun 100.Yıldönümü” nedeniyle bir anma şöleni düzenlediler. Hacettepe Üniversitesi Türk Halkbilim Topluluğu ile Ankara Güzel Sanatlar Üniversitesi Aşıklık Geleneği Araştırma ve Uygulama Merkezi de düzenlemeye katkıda bulundular. Şölen programında, konuşmacılar arasında en kıdemli olmam nedeniyle benim yönettiğim bir panel yer aldı.
Ali Gürbüz’ün torunu Bn.Evrim Kuran ile Mamak Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Umut Özkan’ın yaptıkları açış konuşmalarını müteakip, ben Ali Gürbüz’le ilgili dostluk ilişkilerimi anlattıktan sonra sırasıyla Prof.Dr.Hayrettin İvgin, Dr.Mehmet Yardımcı, Prof.Dr. Gökhan Ekim, Dr.Metin Turan ve Prof.Dr. Özkul Çobanoğlu’na söz verdim.
Düzenleme Kurulunun öncelikle panelistlere birer hatıra plaketi vermesinden sonra, Ali Gürbüz anısına düzenlenen “Destan-Şiir” yarışmasında derece alanlara bilgeler ve plaketler verildi. Ben bu yarışma jürisinde de yer almış, birbirinden güzel şiirleri değerlendirme imkânını bulmuştum.
Daha çeşitli yörelerden gelen aşıkların sazlı ve sözlü şölenleri ile Ali Gürbüz en iyi şekilde anılmış, hatırası yaşatılmıştır.
Değerli ozan, halkın içinde yaşadı, halkla hem-dert oldu, halk için yazdı, söyledi ve yayımladı. Ankara’da fiilen gazetecilik yaptığım yıllarda, bir gazetede düzenlediğim sanat sayfasında yayımladığım ve bugün de beğeniyle okunacağına inandığım bir şiirini de burada sunmak isterim.
Kiminen olursun diye sorsalar
Ezenden olmam ki ezilendenim
Eşkiyalar etrafımı sarsalar
Ezenden olamam ki ezilendenim
Musa gibi Nil nehrine atsalar
Yusuf gibi pazarlarda satsalar
Beni ilden ile sürgün etseler
Ezenden olamam ki ezilendenim
Haksıza çatarım babam da olsa
Dünya zihniyeti ile ceplerim dolsa
Elim kelepçeli boynum vurulsa
Ezenden olamam ki ezilendenim
Pir Sultan misali zindana girsem
Adalet kurulsa bir sınav versem
Halkın derdi ile ölsem dirilsem
Ezenden olamam ki ezilendenim
Ali Gürbüz kemiklerim ezilse
Hakimlerce idam emrim yazılsa
Taviz vermem derilerim yüzülse
Ezenden olamam ki ezilendenim
Aşık Ali Gürbüz, 1924 yılında Malatya’nın Darende ilçesine bağlı Mığdı köyünde doğdu. Çok küçük yaştı babasını kaybeden aşık, annesini yanına alarak Sivas’a göç etti. Yaşamını çerçilik yaparak kazanan ve sonraları iş hayatına atılan Gürbüz, bir süre köyün davar çobanlığını yaptı. Okumayı da yazmayı da kendi kendine öğrendi. Bir kitapçıdan aldığı kitapları okumayı öğrendikten sonra Aşık Ruhsatî’den çok etkilendi ve şiir yazmaya başladı. Askerlik görevini yaptıktan sonra Ankara’ya yerleşen Gürbüz, burada ilk önce bir kitapçı dükkânı ve ardından da küçük bir matbaa açtı. Üçü erken ve dört çocuk babası olan Gürbüz, 21 Temmuz 2005'te Ankara’da vefat etti.
Başta Konya Âşıklar Bayramı olmak üzere çeşitli aşık şölenlerine katılarak dereceler aldı.1973 yılında da Hüseyin Çırakman başkanlığında Halk Ozanları Kültür Derneğinin kurucuları arasında yer aldı.
Âşık hakkında 1996 yılında İnönü Üniversitesinde Selahattin Topbaş tarafından “Darendeli Âşık Ali Gürbüz” adlı bir lisans tezi hazırlandı. Keza 1997 yılında da Hacettepe Üniversitesindeki bir öğrenci tarafından “Halk Şairi Ali Gürbüz’ün Hayatı, Sanatçı Kişiliği ve Bütün Eserleri” adlı bir lisans tezi yapıldı.
Çok kez konuş sohbet ettiğim bi değerli ozan dostumu, 100. Doğum yıldönümünde bir kez daha rahmetle ve hayırla anıyorum.
Ankara’nın birçok mekanına asılan duyuru afişi