İstiklâl savaşı yıllarında, Anadolu Rumları ve Yunan’lılarla işbirliği yapan Türkiye Ermenileri, şu veya bu sebeplerle ülkemizi terk etmişlerdir. Ama o yıllarda Mustafa Kemal’in yanında yer alarak, savaşın kazanılmasına katkıda bulunan Ermeni yurttaşlarımızın bulunduğu da bir gerçektir. Örneğin Çanakkale zaferi kazanılırken, şehit düşen Ermeni soydaşımız vardır. Osmanlı Devletinin son yıllarında, Osmanlı Bankasının genel müdürlüğünü yapan Berç Keresteciyan, Atatürk’e giderek; “Paşam, banka kasaları emrinizdedir…” demiş; soyadı kanunu çıkınca “Türker” soyadını almış; ikinci meclisten itibaren, 1946 yılına kadar Afyonkarahisar Milletvekili olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yapmıştır.
Savaş sonrasında, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalan Ermeniler, Atatürk ilke ve inkılâplarına içtenlikle bağlı kalmışlardır. Doğduğu toprakları terk etmeyen bu güzel insanların arasından, Türk kültürüne, sanatına, ekonomisine önemli katkıda bulunanlar çıkmıştır. Bunların arasından çıkan kimi şairler, Büyük Atatürk için, çok güzel şiirler yazmışlardır. Örneğin Anna-Mari Arman;
“Ey Ata, nesiller seninle övünsün
Işıklar saçtın, ektin umutlar yepyeni”
Dizeleriyle başlayan şiirinin bir yerinde de;
Senin için çarpan kâlbinde her Türk’ün
Yüce adın abidedir sonsuza dek…”
Diyerek, Türklüğü benimsemekte olduğunu vurgulamaktadır. Bir başka Ermeni yurttaşımız, Ara Günden de uzun şiirinde Büyük Önder’e duyduğu içten sevgiyi, şöylesi dizelerle örmektedir:
“Sen bizlere yepyeni bir yurt verdin Atam”
“Daima sana minnettardır bu sevgili Vatan”
“Sen bizlere cumhuriyeti verdin Atam”
“Rehberimizsin aydın öncümüzsün Atam”
“Evrenin dehalı güneşisin sen Atam”
VE PANOS ÖZARARAT
Panos Özararat’ı, Âşıklar Bayramı için gittiğim Konya’da tanıdım. 1970’li yılların başıydı. Her akşam, şöleni dikkatle izlediği gibi, gündüzleri de bizimle ve âşıklarla beraber olmaktan zevk alırdı. Âşık tarzı şiirler yazıyor ve yerel gazetelerde yayınlıyordu ama, kendisine âşık denilmesini istemiyordu. Zira ona göre âşıklık zor zenaatti! Buna rağmen ben, âşıklarla ilgili çalışmalarıma onu da dahil etmiş ve bu amaçla, kendisinden hayat hikâyesini istemiştim. 29 Ekim 1974 tarihinde, benim de Konya’da bulunduğum sırada, isteğimi yazılı olarak getirmişti. Şöyle yazıyordu:
”Evet ben Panos Özararat
1919’da Konya’da, Dedeköyü’nde doğdum. Babam aslen Bitlisli, merhum annem Balıkesirli’dir.Üç oğlan, bir kız kardeşiz. Ben ilkokulu Konya Ereğlisi’nde bitirdim. Orta tahsilime Konya’da başladım. Sonra zenaate atıldım, dokumacılık öğrendim; torna, kaynak işleri, tamir işleri ilave ettim, hâlâ aynı işlere devam ediyorum. Bu arada elime geçen bazı iş makinalarını tamir ederek, çalışır hale getirdim. Yükleyici, ekskavatör, greyder gibi makinalarla hafriyat işleri yapmaktayım. Evliyim. 2 erkek, 1 kız olmak üzere 3 çocuğum var. Büyüğü Samson Özararat, ilkokulu Konya’da, ortaokulu İstanbul’da Sn. Jozef Fransız okulunda bitirdi; Ankara Fen Lisesini bitirdikten sonra girdiği Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden bu yıl iftiharla mezun oldu ve şu anda üniversitede master yapmaktadır. Ayrıca yükleyici, greyder, ekskavatör operatörü olduğu gibi, tamirişleri de yapar. Ağır vasıta ehliyeti de vardır. İngilizce ve Fransızcayı iyi bilir. Kızım Margarit Özararat ilkokulu Konya’da, ortaokulu İstanbul’da Sn.Jan Avusturya Kız Lisesinde okuduktan sonra, liseyi Konya’da tamamladı. Bu yıl Ankara Sekreterlik Okulundan mezun oldu. Almanca, İngilizce, steno ve daktilo bilir. O da şimdi ODTÜ’nde sekreter olarak çalışmaktadır. En küçükleri, oğlum Varujan Özararat ilkokulu Konya’da, ortaokul ve liseyi Konya Maarif Kolejinde bitirerek, Ankara Hacettepe Üniversitesi’nde diş hekimliği tahsili yapmaktadır. O da ağabeyi gibi iş makinalarını kullanabilir ve tamir işleri yapar. Ağır vasıta ehliyeti vardır ve İngilizce bilir…Bizler de; hanım onların işi, aşı, söküğü, dikiği ile, ben de üstü, başı, defteri, kitabı, şusu-busu için koşar dururuz…Babamın bir un fabrikasında usta olarak çalışmasıyla aldığı maaştan 6 nüfuslu bir aileyi çok zor geçindirmesi nedeniyle ben arzu ettiğim tahsili yapamamanın ezikliği ve eksikliğinde olduğum için, çocuklarıma bu imkanları sağlayayım diye, var gücümle çabaladım; çok şükür ki bu hale gelebildi. Onlar da tatillerde benim işlerimde çalıştılar ve emeklerini boşa çıkarmadılar.”
Konya’nın sosyal, toplumsal ve siyasal yapısı malûmdur. İslâmî taassubun alabildiğine yoğun olduğu bu kentimizde, Ortodoks Hristiyan bir Ermeni vatandaşımızın ne denli zorluklarla karşılaşacağını tahmin etmek güç olmasa gerek. Nitekim herkes gibi benim de merakımı çeken bu duruma Panos şöyle cevap vermişti:
“Öz be öz Konyalıyız. Sadece isimlerimizden başka yadırganacak hiçbir halimiz yok. Ben herkesi severim, beni tanıyanların da beni ve aile fertlerimi sevdiklerini bilirim. Mutaassıp tanınan Konya’da herkesi sevebilmek ve herkes tarafından sevilebilmek için neler çektiğimi bir ben bilirim! Her günüm bir hikâyedir, her günüm bir fıkra. Ömrüm dersen, bir zaman hiçbir yerde, hiçbir zaman ekalliyet olmayın, aman!...Tahsilin nedir diyene; okur yazarım, hayat üniversitesinde de öğrenciyim derim; her sene sınıfta kalıyorum, ne zaman mezun olurum bilemiyorum, her halde pek uzak değil artık!...”
Panos Özararat el yazısıyla kaleme aldığı özgeçmişinde, daha sonra şunları yazmıştı:
“Biraz ud çalarım. Musikiyi severim. Bilhassa halk türkülerini, Hele mahalli olanları. Bazı bazı şiirler yazarım. Bu hevesim küçük yaştan beri vardır, ama hep kendimde kalırdı. Bir tesadüf eseri yazdığım sitemkâr bir şiirim, 1971 tarihinde Konya’da münteşir Yeni Konya gazetemiz tarafından istendi ve neşredildi. Başka yok mu filan derken, sık sık gazeteye vermeye başladım ve o günden beri, Yeni Konya gazetesinin birinci sayfasında “gününe göre” başlığı ve Panos Özararat imzasıyla; bazı bazı da “nasılsınız” başlığı ve Panos imzasıyla yeni Meram gazetesinde çıkmaktadır. Batmayan Gün isimli şiirim Türk Edebiyatı Mecmuasının 10. Sayısında çıktı. 2 şiirim Tercüman gazetesinin Anahtar Deliği sütununda, bir şiirim marş güftesi olarak, 50.Yıla Armağan şiirler kitabında ve birçok şiirim başka yerlerde yayınlandı. Şiirlerim ekseriya taşlama, hiciv ve duygusaldır. Bilhassa günümüzün sosyal meselelerini, kendi görüşüne göre, tamamen hür bir fikirle, dilimin döndüğü kadar şiir kalıbı içerisinde belirtmeye çalışırım. Şairliğimi de şu dörtlükle belirtmek istedim:
Şairlikte gözüm yok, yıllardır duygulandım
Bu yazdığım mısralar dolup da taşanlardan
Dilimi tuta tuta neredeyse tıkandım
Az dertleşelim derken, ağzımdan kaçanlardan
500 kadar gazetede neşredilmiş ve bir o kadar da neşretmediğim şiirlerim var. Şiir yazmam benim için bir nevi deşarj olmakla beraber okuyan tarafından beğenildiği takdirde onun da duygularına tercüman olmuşum, ona bir şeyler veribilmişim diye ayrıca beni memnun eder. Ben şiirde toplum yararına manâ ararım, o yönüne hayli dikkat ederim; tablo ve musiki gibi kulaktan ruha hitap edebilmeyi de üstadlardan beklerim. Bir şairin, bir yazarın neşriyatını yaparken, bütün bir toplumun namına yazdığının idraki içinde olması gerektiğini düşünürüm.”
Panos’un bana verdiği bu tarihi mektubun satırları şu dizeler ve satırlarla sona ermektedir:
“Ben denizden damlayım
Denizin aslı damla
Deniz damladan olur
Sen beni damla sanma”
Kolum yoruldu, kusura bakmayın, şimdilik bu kadar. Panos Özararat Şems Mahallesi, Bardakçı Apartmanı, No. 20. Tel.No. 1990 Konya…Yazdıklarımı tekrar okumaya vaktiml olmadı, imlâ hatalarımı bağışlayın.”
ATATÜRK SEVGİSİ
Panos Özararat, Atatürk’ü samimi olarak seviyordu. Ata’nın lâiklik ilkesi Panos’u, Atatürk’e daha çok yaklaştırıyordu. Yukarıda sözünü ettiği, “50.Yıl Marşı” somut bir örnekti.
Devlet yayını olarak çıkan kitapta yer alan Marş şu iki dizeyle bitiyordu:
“Ulu Önder Atatürk, söz veriyoruz sana,
Kanım, canım, varlığım feda olsun vatana”
Panos’un şu şiiri ise Atatürk’ü ne denli özümsemiş olduğunu kanıtlıyordu:
Ben Yavuz’u görmedim
Hem de Sultan Hamid’i
Ben Atatürk’ü gördüm
O bana şöyle dedi:
Bak evlât iyi dinle
Övünelim seninle
Sen övün Türklüğünle
Yavruna söyle dedi
Millet hürlükle olur
Kuvvet birlikle olur
Birlik dirlikle olur
Nehirle suyla dedi
Birimiz hepimiziz
Hepimiz birimiziz
Biz damlada deniziz
Şehirle köyle dedi
Sanma ki bir tek cansın
Sen kırk milyon insansın
Bayrağın dalgalansın
Yıldızla Ay’la dedi
Dünün övüncün olsun
Gücün bilincin olsun
İlim kılıncın olsun
O bize böyle dedi
CANDAN BİR DOSTTU
Panos Özararat gerçek bir dosttu. Samimiydi. Ankara’ya her gelişinde beni arar, bulurdu. Bulamadığı bir gelişinde, şu dörtlüğü bırakıp gitmişti:
“Sevgili dost Nasrattınoğlu,
Gazeteye geldim seni görmeğe
Nasrettin oğlunu bulamadım ben
Kendi selâmımı kendim vermeğe
Bulup hatırını soramadım ben”
Bir gelişinde, Ankara’da Afyonkarahisar ve İlçeleri Kalkınma (bu günkü Kültür ve Turizm) Derneği’nin “Haşhaş Gecesi” vardı ve ben onu da götürmüştüm. O tarihte, ABD’nin baskısı ile ülkemizde haşhaş ekimi yasaklanmıştı. Tüm yurttaşlarımız gibi Panos da bu karara itiraz etmiş ve şu dörtlüğü yazmıştı:
Haşkeş yağı vaa mı?
Vaa nitcen?
Pilava gatcen!.
Biz haşgeş ekiyorsak kendi toprağımızda
O bizim gıdamızdır hem de tıbbın ilâcı
Müstemlekede değil kendi vatanımızda
Bizim işlerimize karışamaz yabancı.
1975 yılında İstanbul ve Ankara’da, uluslararası düzeyde Karacaoğlan sempozyumu ve etkinlikleri düzenlemiştik. Panos’un, bu etkinliklerden sonra yarattığı şiir, Karacaoğlan için yazılan şiirlerin en güzeliydi.
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, tüm Türk şairleri gibi, Panos’u da etkilemiş ve ona peşpeşe şiirler yazdırmıştı. Bunlardan birisinde, karşı tarafa şöyle sesleniyordu:
Naha gözün kör olsun edepsiz Palikarya
Sabrettikçe şımardın belâ oldun başıma
Bundan elli yıl önce tövbe etmiştin güya
Bu da onun sıpası gene çıktın karşıma
Ulan Yunan bozması, rahatlığın battı mı
Ulan cunta düzmesi, seni biri dürttü mü
Türk’ün kim olduğuna şimdi aklın yattı mı
Önceden bir sorsaydın akrabaya hısıma.
Sözün burasında, şunu demek isterim: Büyük Atatürk, Türkiye’de yaşayan tüm insanların ortak kimliğinin “Türk” olduğunu vurgularken, elbette o da biliyordu ki, insanların hepsinin alt kimliği de vardır. Bu nedenle “Ne mutlu Türküm” diyene derken, ortak kimliğe dikkati çekmiştir. Eğer O, Türkçülük yapsaydı, “Ne Mutlu Türk olana” derdi. Benim can dostum Panos Özararat da bu bilinçle yaşamış ve 22 Nisan 1985 tarihinde hayata gözlerini yummuş ve çok sevdiği Konya’daki ebedi istirahatgâhına defnedilmişti.
Bugün Konya’da Özararat ailesinden hiç kimse kalmadı. Büyük oğlu Samson Fransa’da, küçük oğul Ankara’da Diş Hekimi, kızı Margarit ABD’nde yaşamlarını sürdürmekteler. Gerçek bir Konya hatunu olarak tanıdığım eşi de vefat etti.
Panos (sol başta)Konya’daki bir etkinlikte, misafirlerle