BAŞBAKAN İSMAİL AHMET
Bütün sosyalist-komünist ülkelerde olduğu gibi, Çin Halk Cumhuriyeti ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde de en yetkili yönetim organı Komünist Parti idi. Sincan’da bir Halk Meclisi ve bu meclisin seçtiği 15 kişilik bir Başkanlık Divanı vardı. Bu Başkanlık Divanının Başkanı Timur Devamet adlı Uygur yapıyordu. Eyalet (yani Özerk Bölge) Hükümetini de Halk Meclisi tayin ediyordu. Hükümet Başkanı (Başbakan) bir tarih bilgini olan İsmail Ahmet idi.
***
Doğu Türkistan (Uygur Özerk Bölgesi) Başkenti Urumçi’de ilk ziyaret ettiğim devlet adamı İsmail Ahmet, beni makam odasının kapısında karşılamıştı. Eliyle, masa üzerindeki meyvalardan ikram ettikten sonra şöyle demişti:
“Türkiye Çin’in iyi dostudur. İki ülke arasındaki ilişkiler çok iyidir… Bu samimi dostluk geliştikçe, ekonomik ilişkilerimiz de daha mükemmel olacaktır…”
Başbakanla tercümansız, çok iyi anlaşmıştık. Daha sonra mükellef bir sofrada tekrar biraraya geldiğimiz İsmail Ahmet ısrarla; “Türk iş adamlarını bekliyoruz…Türkiye’ye selamlarımı götürünüz…” demişti.
İsmail Ahmet daha sonra Pekin’e alınmış, yerine de Timur Devamet atanmıştı. Timur Devamet, Hükümetimizin konuğu olarak bir heyetle Türkiye’ye geldiğinde, Ankara’da konakladıkları otelde bir kez daha görüşmüştük.
MUHTEŞEM KONSER
O tarihlerde Çin ile Pakistan, Taklamakan Çölü’nde inşa ettikleri karayolu ile birbirlerine yakınlaşmışlardı. Bu yolun açılış törenine katılmak üzere Pakistan’dan gelen resmi heyet üyeleriyle, Türkiye’den bölgeye gazeteci olarak ilk kişi olarak benim onuruma bir musiki şöleni düzenlemişlerdi.
Uygur musikisinin 12 makamı vardı ve bu musikinin icrasısı dinlerken, beni benden alıp götürüyordu. Pakistanlı ve Uygur kardeşlerimizle birlikte izlediğim konser, tek kelimeyle muhteşem idi.
Gece de İşçiler Kulübünde düzenlenen “Kaşgar Gecesi”ni izlemeye gitmiştik. Kaşgar Valisi, protokol erkânı ve Pakistan’dan gelen konuklarla birlikte izlediğim gösteriler ve icra edilen Uygur musikisi, deyim yerinde ise beni mest etmişti… Onore edildiğim konserde 4-5 tane Türkçe şarkı okunmuştu. Çince Nasreddin Hoca şarkısı da benim için büyük bir olaydı… Vali ile birlikte, konserden sonra sahneye çıkarak, sanatçıları kutlamıştık ve bunlar fotoğraf kamerasıyla kayda alınmıştı.
Dostluk Kurumu Başkanı Cuma Hun sık sık espriler yapıyordu ve bir ara bana, Kaşgar kızlarının güzelliklerinden söz ederek, bir şeyler ima etmeye çalışmıştı, ama ben söylediklerine tebessüm etmekle yetinmiştim. Cuma Hun, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Şam Büyükelçiliğinde diplomat olarak görev yapmıştı…(Bu zat 1985 yılında resmi bir ziyaret için Türkiye’ye gelmişti)
Kaşgar Gecesi, “usûl” denilen bir tür dinsel temalı raksla başlamıştı. Bu raksta bizim Mevlevi sema ve Alevi semahlarından motifler görmüştüm… Şarkılar zaman zaman rakslarla destekleniyor ve program daha ilgi çekici hale getiriliyordu. İbade Gül, Münevver, Abdülkerim Ruzi, Meytimo Nurgün gibi solistler nahşa (şarkı) okumuşlardı.
***
Kaşgar gezimin tamamlanmasından sonra tekrar Urumçi’ye dönmüş ve hemen Musiki Cemiyeti Başkanı Yasin Hüdaverdi’nin benim için düzenlediği gösteriye katılmıştık. Burada Uygur musikisinin 12 makamanın en güzel örneklerini büyük bir zevkle dinlemiş ve raksların en güzellerini seyretmiştim. Özellikle Nasreddin Hoca filminde başrol oynayan Hatice’nin raksları tek kelimeyle muhteşemdi… Fatiha isimli kadının Kazakça şarkısı, Turnisa adlı kadının bizzat okuduğu şarkı eşliğinde yaptığı raks, (ki bu kadın tüm enstrümanları da aynı güzellikle çalıyordu), sonraki yıllarda Türkiye’ye gelen Paşa İşan, Ferhad, Kurban, Resalet, Zümrüt, adlı solistler; Nur Muhammed, Yusuf Can, Kasım Can, Kabul Turdi, Zeynullah, Gaffar ve Ahmet Can isimli sazendeler (lütfen mübalağa etmediğime inanınız) adeta başımı döndürmüşlerdi. Böylesine görkemli bir musiki ve raks şöleninde, yaylı tambura benzeyen sattar adlı enstrüman çalarak Fuzuli’nin bir gazelini okuyan emektar Ömer Ahund, kendisini ayakta alkışlamama neden olmuştu…
Bu görkemli şölende Ressamlar Birliği Başkanı Gazi Ahmet, Edebiyatçılar Cemiyeti Başkanı Abdülreşit, Yazarlar Birliği Başkanı Ablez Nazır, yardımcısı dostum Tayipcan Eliyop, Kayyum Turdi, dostum Abdüşşükur Turdi de bulunmuşlardı…
Turnisa Seyahaddin çok büyük bir sanatçı idi. Okurken de çalarken de kendinden geçiyordu. Çok da güzel bir kadındı. Daha önce tiyatroda da çeşitli roller üstlenmişti.
Gösteriden önce Ahmet Can, 12 makam hakkında ayrıntılı bilgiler vermis ve 21 kişilik grubunun, bu makamlar üzerinde sürekli çalıştıklarını belirtmişti…Gösteriden sonra, bütün sanatçılarla birlikte yediğimiz yemekte dostum Tursunay Sakim de vardı.
O arada bana verilmiş olan kitap ve dergilerin, Arap alfabesiyle basılmış olmasını yadırgamış ve sorduğumda şu cevabı almıştım: “Bir süre latin ve Arap alfabeleri birlikte götürüldü. 1984 yılından itibaren, latin alfabesi tamamen bırakılmış ve sadece Arap alfabesiyle baskı yapılmıştır. Zira bu halkın kendi arzusudur ve halk latin alfabesine tepki göstermektedir…”
Sonradan edindiğim bilgiler ve izlenimlerden anladığıma göre, Çin’i yönetenler, pantürkizm olgusundan korkmaktadır. Zira bu akım yüzünden Uygur halkı çok eziyetler çekmiştir. İsyana dönüşen bu akım yüzünden çok kan dökülmüştür!.,.. DEVAM EDECEK
Yazarın Diğer Yazıları
Moldova Cumhuriyeti’nde Kurulan Gagauzya Türk Devleti Ve Büyükelçi Ender Arat
14 Ağustos 2026 01:12Kırk Arabalık Nakliye Kolu Kumandanı Bilecikli Ayşe Çavuş
13 Ağustos 2026 01:08Milli Mücadele Milis Kumandanı İpsiz Recep
12 Ağustos 2026 01:08Azerbaycanlı Şair-Yazar-Akademik Neriman Hasanzade (Ardından)
11 Ağustos 2026 01:06Milli Mücadelede Vanlı Kadın Kahraman GAZİ SÜREYYA SÜLÜN
10 Ağustos 2026 01:04