İrfan Ünver Nasrattınoğlu

BİZE ÇOK UZAK – ÇOK YAKIN ÜLKE Ç İ N (XII)

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

GUANG COU
Eski bir liman kenti olan Huang Pu kentine de gitmiştim. Bu kent Cu Cang Nehri ile Dong Cang Nehri’nin kucaklaştıkları noktada bulunuyordu. Bu iki nehir de çok büyük nehirlerdi. Üstelik iki nehri keserek bir üçgen oluşturan Han Cieo Nehri de buradaydı. Bu iki nehir burada kucaklaştıktan sonra, Güney Çin Denizi’ne dökülüyorlardı…
Gelişmekte olan Huang Pu’da görülecek her yeri gördükten sonra, Çin’in önemli kentlerinden birisi olan Guang Cou’ya gitmiş ve doğruca Dong Fang Hotel’e yerleşmiştim. Burası kentin lüks otellerinden biriydi. 4 yıl önce geldiğim kent çok gelişmişti. Örneğin o tarihte böylesi oteller yoktu…Gece diskoya giderek bir süre dans edenleri seyretmiştim.
Ertesi sabah otelin de kentin de çok kalabalık olduğunu görmüştüm. Bunun nedeni, Çinli ailelerin, pazar sabahları, kahvaltılarını dışarıda yapmakta olduklarıydı. Bu bir gelenekti ve o gün tüm dükkânlar açıktı ve halk alış verişini genellikle pazar günleri yapıyordu.
11 Kasımda, açılmış olan 6.Guang Cou Fuarındaki standları gezerken, Çinli iş adamlarının yabancı iş adamları ile anlaşmalar yaptıkları görmüştüm.
Uzun “Kurtuluş Caddesi” çok hareketliydi. Eski mimari tarzı ile inşa edilmiş olan iş yerleri tıklım tıklım doluydu.
Guang Cou ‘nun merkez nüfusu 3 milyon 100 bin, vilayete bağlı kasaba ve köylerle birlikte 6 milyondan fazlaydı.
ÇİN’DE İNŞA EDİLEN İLK CAMİ
Guang Cou’daki eski mahalle içinde bulunan Guang Ta Camii özellikle ziyaret ettiğim kutsal mekândı. Cami imamı Hacı Muhammed Raşid ile yararlı bir görüşme yapmıştım. Cami Tang Hanedanı zamanında, Ebu Vakkas adlı bir Arap gezgin tarafından inşa edilmiş, ilk ezanı da bizzat kendisi okumuştu. Bu caminin çevresindeki meskenlerde Müslüman Çinliler oturuyorlardı. Mahallenin ana cadde kısmında, dört yol ağzında güzel bir Müslüman Lokantası vardı. İmam, 1300 yıllık Guang Ta Camii’nin Çinde inşa edilen ilk cami olduğunu söylemişti. Minarenin yüksekliği 36,3 metre olup, Arap cami mimarisi tarzında yapılmıştı. Ebu Vakkas’la birlikte Guang Cou’ya Arap tacirler de gelmişler; daha sonra deniz bağlantılı İpek Yolu ile, Guang Cou’ya gelen Müslümanların sayıları 100 bine ulaşmıştı. Bu caminin Çin dilindeki adının Türkçe’ye çevirisi şöyleydi: “Muhammed’i anlama Guang Ta Camii”…
Camide Cuma namazlarında 300-400 kişilik cemaat oluyordu ve Guang Cou Müslümanlarının sayıları ise 5-6000 kadardı. Ramazanda daha çok yaşlı insanlar oruç tutuyorlardı. Müslümanlar Kurban Bayramında 1 gün tatil yapıyorlardı ve bana dediklerine göre, o yıl 16 sığır kurban edilmişti. Hacca gidenler de vardı. Örneğin imam Muhammed Raşid Hacca gitmiş ve adının başına Hacı sıfatını eklemişti. Bayram namazlarına gelenlerin de çok olduğunu söyleyen imam, sünnet konusunda konuşmak istememişti. Hz. Muhammed’in 1410. Doğum yıldönümünde, anma toplantısı yapmışlardı.
Caminin ziyaret defterini imzalarken karıştırdığım sayfalarda Cihad Baban, Vahit Halefoğlu, Sami Kohen, Necati Zincirkıran, Hüsamettin Çelebi, Haydar Sükan gibi ünlü isimlerin imzalarını da görmüştüm.
Guang Cou’da bir İslam Cemiyeti de vardı. O günlerde bu cemiyetin 30. kuruluş yıldönümünü kutlamışlardı. Bu cemiyet Hong Kong’daki İslâm Fonu ile irtibat halindeydi. İmam, cami ile birlikte kütüphaneyi ve müzeyi de gezdirmişti
TİANJİN
Son Guang Cou sabahına erken kalkıp, kahvaltıdan sonra çarşı pazar dolaşmaya çıktım. Eşime, çocuklarıma ve torunlarıma bir şeyler aldıktan sonra, Yüe Şı Parkı’na gittik. Burada Guang Cou’nun sembolü olan “Beş Keçi Heykeli” önünde fotoğraf çekip ayrıldık.
Hava alanında işlerimiz kolay halledildi. Rehberlerime veda ederek uçağa bindik. Uçağımız saat 11.35’te havalandı ve 2,5 saatlik uçuştan sonra Tianjin hava alanına indik.. Bize tahsis edilen otomobil ile 20 km.ötedeki kent merkezine giderek, Devlet Konuk Evine yerleştik. Bu tek katlı binada, Mao’nun da konuk edildiğini söylediler.
***
Tianjin nüfus bakımından Pekin ve Şanghay’dan sonra, ülkenin 3. Büyük şehridir. Burada 8 milyon insan yaşamaktadır. Nüfus yoğunluğu bakımından da 11.300 km. kare yüzölçümü olan 2. Büyük kenttir… Bu şehrin 500 yıllık geçmişi vardır Ming Hanedanı zamanında, 1404 yılında kurulmuştur. Ming İmparatoru, Tianjin’dan geçerek güneye doğru iki kez sefere çıkmıştır. Bu nedenle adı Tian-Jin olmuştur. Zira Tian=imparator, Jin=köprü demektir. Şehrin anlamı ise İmparator Köprüsü’dür. Çünkü imparatorun yaptığı seferlerde kent, köprü vazifesi yapmıştır.
Tang Gu Kenti
Ertesi sabah kahvaltıdan sonra, Tianjin’e 60 km. uzaktaki Tang Gu kentine giderek, buradaki Ekonomik ve Teknolojik Kalkınma Bölgesi’ni gezip bilgiler almıştık. Bu bölge yönetiminin Genel Müdürü olan Zheng Wen Zhong, ilk karşılaşmamızda “Selamünaleyküm ben de Müslümanım. Pakistan İslamabad’da bulundum” demişti.
Tang Gu Kenti, 1984 yılında kurulmuş ve hızla gelişmişti. Çünkü buraya karayolu, demiryolu ve deniz yolu ile ulaşım sağlamak mümkündü. Ayrıca Tianjin’e de yakındı.
Dagang Petrol Kent
Tianjin Limanı çok hareketliydi… Yola çıkarak Bohay Denizi’ne ulaşmış, burada Hay Hı Nehri’nin denize döküldüğü noktada durup doğayı seyretmiştik. Bu noktada nehirle deniz kucaklaşıp, yollarına birlikte devam ediyorlardı… Öğle yemeğini de limandaki bir restoranda yedikten sonra, 55 km. uzaktaki Dagang Petrol Kenti’ne ulaşmıştık.
Buradaki ilk kuyu 1964 yılında açılmış, Çin en büyük petrol havzası olan Da Cin’den 7000 işçi, buraya nakledilmişti. Benim ziyaret ettiğim gün işçi sayısı 120 bine ulaşmıştı. Kentte kültür, sanat, sosyal faaliyetler, sağlık, eğitim çalışmaları da yapılıyordu.
Kentle ilgili ayrıntılı bilgiler aldıktan sonra, petrol alanını gezmiştik. Müthiş bir çalışma temposu ile çalışan insanlar ekiplere ayrılmışlar ve 12 kontrol noktası oluşturmuşlardı. Bunlardan birisi “Maşi” idi ve salt bu noktada 24 kuyu vardı. Burada günde 40 ton petrol, 10 bin metrekare doğal gaz üretiyorlardı. O arada tüm Çin’de yıllık petrol üretiminin 120 milyon ton ve Çin’in birinci ihraç ürününün petrol olduğunu öğrenmiştim. Tabii Dagang’da bir petrol rafinerisi de bulunuyordu. Petrol alanındaki 67 sondaj makinası harıl harıl çalışıyorlardı. O arada Bohay Denizi kıyısındaki sondaj çalışmalarını da yakından görmüştüm… Bir ara denize bakıp dalmıştım; Afyonkarahisar nere, Çin Denizi nere…deniz sis kaplıydı ve kıyıda martılar uçuşuyorlardı…Aklıma Merhum Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in şu sözü gelmişti: “Çin Denizi’nden Adriyatik Denizi’ne kadar Türkçe konuşarak seyahat edebilirsiniz!…” Evet ben şu anda Çin Denizi kıyısındaydım…
Tianjin Büyük Camiî
Tianjin kentinde 32 cami vardı ve bunların en büyüğü 200 metrekare alan üzerine inşa edilen Büyük Cami idi. Bu cami 300 yıl önce Ming Hanedanı döneminde inşa edilmişti. Camiyi gezdirip bilgiler veren İmam Hacı Muhammed Yusuf Vu Ming-Yü, bu caminin bulunduğu Hong Ciao Mahallesi’nde 40 bin Müslüman yaşadığını söylemişti. Kültür devrimi sırasında kapatılan cami, 1976 yılında tekrar ibadete açılmıştı. Bu sözde devrimde başta Kur’an’ı Kerim olmak üzere bütün dini kitaplar yakılmıştı. 5 vakit açık olan camide, Cuma namazlarında 500 kişilik bir cemaat oluşuyordu. Tabii kadınlar mahfili de vardı. Müslüman cemaat, dunun gereklerini yerine getiriyorlar ve Budistlerin aksine, ölülerini, islâmi kurallara göre toprağa veriyorlardı.
***
Dört Çin seyahatimde, günlükler tutmuş; gittiğim her kent; görüşüp konuştuğum herkes ile ilgili notlar yazmıştım. Bu notlarımın arasında, ünlü şairler, yazarlar, sanatçılar, bilim adamları ile ilgili görüşmelerim de vardı. Başta da dediğim gibi bunların hepsini gazete sütunlarına aktarmam doğru olmayacaktı. Bu yüzden dört seyahatimin özetinin özetinin özetini sundum. Merak edenlere bir şeyler verebilirdim ise, kendimi mutlu sayarım. BİTTİ

Yazarın Diğer Yazıları