İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Bogomiller

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Verilen bilgiler neticesinde, o gezimizde tuttuğum günlüğe şunları yazmıştım:

“Boşnaklar’ın, Bogomiller’in devamı olduğu yazılır, çizilir. Kimdir Bogomiller? Bir ulus mu? Yoksa, farklı inanç sistemleri olan insanlar mı? Ben, mevcut kaynaklardan, bu soruların inandırıcı bir yanıtını bulamadım. Esasen inancımız odur ki, Boşnaklar, bugün yaşadıkları topraklara, Osmanlı’dan çok önce yerleşen Kıpçak, Peçenekler’in torunlarıdır. Bölgedeki hakim unsurların dilleri olan Sırpça’yı konuşmuşlardır. Osmanlı ile buluşunca topluca İslâmiyeti kabul etmişler; ama dillerini değiştirmemişlerdir. Bogomil Mezarlığında 12. ve 13. Asırlardan kalma 132 mezar taşı var. Ama zaman içerisinde sayıları azalmış. Bize orada anlattıklarına göre, Bogomil inanç sisteminde, Katolik, Ortodoks ve islâmiyetin izleri vardır. Geçmişte oruç tutmaları, “babalık” sisteminin oluşu gibi…

Yıllar içerisinde yaptığım araştırmalar beni şu sonuçlara götürdü:

Bogomilizm, Bulgaristan’da başlayan, yüzyıllar sonra ise yok edilen, toplumsal ve dini bir harekettir. Bogomilizmin özünde dünyanın yaratılışına dair ikilik bulunmaktadır ve bu nedenle 10. yüzyılın ilk çeyreğinde Kilise tarafından “sapkın” bir inanç olarak kabul edilmiştir.

MS 3. yüzyılda, Hristiyanlık Roma İmparatorluğu’nun resmi dini haline gelmeden önce, Mani adlı bir Pers,  o dönemdeki bütün inanç sistemlerini, hatta Budist unsurları topladı ve onları Zerdüştlük öğretisiyle birleştirdi. Fakat öylesine birbirine zıt iddialarda bulundu ki, Mani, MS 276 yılında “sapkınlığı” nedeniyle idam edildi.

Yedinci yüzyılın ikinci yarısında, Pavlikyanlar adında bir Gnostis mezhebi o dönemki Ermenistan’da Mani’nin öğretilerini izlemekteydi. Bu mezhep, devlet makamlarına yönelik bir tehdit olarak görüldüğü için, Trakya ve Makedonya’ya sürgün edildiler. İşte Bogomillerin kökenleri bu insanlara dayanmaktadır.

Bogomil hareketi, 900'lü yılların ortalarından 1400'lü yılların sonlarına kadar, var olduğu dönemde Hristiyanlığın en eski ve en saf şeklini yenilemeye çalıştı. Onların inançları, Kilise için bir tehdit olarak görüldüğünden, zulüm altında yaşıyorlardı. Çıkış noktaları büyük olasılıkla Makedonya’daki bir bölgeydi ve ardından Bizans İmparatorluğu’na yayılmışlar ve sonuçta Bulgaristan, Sırbistan ve Bosna’da gelişmeye başlamışlardı. Manevi torunları ise daha iyi bilinen Katharlardı. Bu sebeple etkileri İtalya’ya ve güney Fransa’ya dek uzanmıştır. Katolik ve Ortodoks Hristiyanlar tarafından yüz yıllar boyu ateş ve kılıçla zulme uğramışlar, sonunda teslim olmuşlar; İslamın gücü karşısında topraklarını ve kültürlerini yitirmişlerdir.

Bogomil inancı, 10.yüzyılda Çar Peter zamanında Bulgaristan’da ortaya çıktı. Bogomillerin ikili inançlarının, yakın Makedonya'daki Pavlikyan öğretisinin bir devamı olarak görülür. Bu inancın sapkınlık olduğu hususu Bulgaristan’da yayılmaya başlayınca  Ortodoks din adamları büyük tepkiler gösterirler. Tek tanrı inancına sahip olan papazlar. İki tanrının varlığını savunan Bogomiller’e savaş açmışlardır. Onlara göre biri iyi tanrı, öteki kötü tanrı olan, iki tanrı vardır. Kötülüğün tanrısı, insan dahil olmak üzere tüm maddi dünyayı yaratmıştı. Kendisi görünen şeylerin hepsinde varlığını sürdürmekteydi: Yeryüzünün kendisi, hayvanlar, kiliseler, haçlar onun bir parçasıydı. Bogomillerin bir kısmı, kötü olan tanrı Şeytan'ı, iyi Tanrı’nın küçük oğlu Mesih’in ağabeyi olarak betimliyordu. Bazılarıysa, onun Tanrı’nın oğlu olmadığını, saflarından ayrılan bir melek olduğunu düşünüyordu.

1231 yılında Papa IX. Gregory Floransa’da Bogomillere Karşı Engizisyon başlattı. 1254 yılında ise İtalya’da yaşayan tüm Bogomillere karşı bir haçlı seferi ilan etti.

13.yüzyılda Bogomilizm Sicilya'ya kadar ulaştı, sonra da Fransa’ya doğru yayıldı.Avrupa genelinde kadınlar ve erkekler arasında yaklaşık 4.000 Bogomil vaizi bulunmaktaydı.Bulgar Bogomilleri ile İtalya’daki farklı gruplar arasındaki bağlantı, kuzey İtalya’da kullanılan Bulgar isimleriyle yaygınlaştı.

Hükümetlere, devlet kuruluşlarına ve toplumun kurallarına karşı eleştirel bir tavırları vardı. Takipçilerini yetkililere karşı isyana teşvik etmelerinin yanında, köleleri efendileri için çalışmaktan alıkoydukları aktarılmaktadır. Çar için çalışanların Tanrı’nın gözünde kötü olduğunu öğreterek, kurulmuş olan Kilise hiyerarşisine ve ayrıcalıklı soylulara saldırıyorlardı.

Bogomillerin Makedonya ve Bulgaristan’daki varlığı Çar Peter zamanında, yani Çar Simeon’un ölümünün ardından Bizans tarafından ezilen şehir halkının yaşadığı bir dönemde görülür. İdeolojik olarak bu öğreti, Bizanslı işgalcilere, ılımlı yerel soyluluğa ve Ortodoks Hristiyan Kilisesi hiyerarşisine karşıydı. Hem Yunan hem de Roma Katolik Kilisesi, Ortaçağ boyunca Bogomillere eziyet etmişlerdir.

Bogomiller 

Rahip ve rahibeler yerine, her Bogomil misyonuna liderlik etmek için bir grup yaşlı seçilirdi. Bu nedenle, toplumdaki tüm inananlar liderlik etme potansiyeline sahipti. Toplantıları, Tanrı’nın insanlar tarafından belirlenmiş taş binalarla sınırlanmadığına inanmaları nedeniyle, herhangi bir evde veya yapıda ya da dışarıda gerçekleşirdi. Her insanın kalbinde yer alan Tanrı’nın ruhu, herhangi bir yere getirilebilir ve bu şekilde ibadet yerine getirilirdi. Bu görüş, Kilise için açık bir tehdit anlamındaydı. Ayrıca, toplumlar içindeki popülerliği de bir tehditti. Bogomilizm hızla yayıldı; çünkü inananların kazançlarının bir kısmı yoksullara, hastalara ve hacca gidenlere verilmek üzere toplanırdı.

Bogomiller, esas olarak İncile dayanarak, Tevratı reddetmekteydi. Daha sonraki Bizans Bogomilleri, Mezmurlar ve diğer peygamberlerin on altı kitabını da kabul ettiler. Onların ibadet anlayışı, Hristiyanlığa eklemeden önce, İlkel Kilise’nin en saf haldeki inancını yaşamayı amaçlayan bir çabaydı. İstavroz, yani Tanrı, İsa ve Kutsal Ruh’tan oluşan kutsal birlik bir yanılsama olarak görüldü ve reddedildi. Çarmıh, Mesih’i öldürmek için kullanılan araç olduğundan, şeytani bir nesne olarak kabul edildi. “Birisi kralın (Tanrı’nın) oğlunu bir parça ahşapla öldürdüyse, kralın bu aracı kutsal saydığına inanıyor musunuz?” diye soruyorlardı. Bu nedenle haç işaretini kullanmak da reddedilmişti. Rab’bin Duasını tercih ettiler; çünkü manevi bir liderin öldürülmesini desteklemiyor ve övmüyorlardı.

İkinci aşamada, Son Yargı (Mahşer) ve ölüler için diriliş konusundaki inançları da reddettiler. Hepsi maddi bedenin kurtuluşuyla ilgiliydi ve Bogomiller, maddenin bir kötülük kaynağı olduğunu düşünüyorlardı. Kendilerinden önceki eski Gnostikler gibi, bu kötü maddi dünyada insanın sahip olduğu tanrısal “kıvılcım” ya da ruhunun tuzağa düştüğüne inanmışlardı. Tanrı ile birleşmek için insan, bedensel dünyayla temas kurmaktan kaçınmalıdır. Dolayısıyla, “seçilmiş” kişiler, cinsel ilişki, et ve şaraptan kaçındılar; bu, Bogomil tarihinin büyük bir bölümünde başarıyla sürdürülen bir uygulamaydı. Kendileri için böyle bir yol seçerken, Ortodokslar onları dinsizlik, serkeşlik ve soygunculuk gibi şeylerle suçladılar.

Bogomillerle Ortodokslar arasındaki en büyük farklardan biri de onların kötülüğe ilişkin görüşleriyle ilgilidir: Kilise, Tanrı’nın bütün mükemmelliğin kaynağı olduğunu ve görünen-görünmeyen bütün dünyanın O’nun eseri olduğunu öğretmektedir.

13. ve 14. yüz yıllarda, Balkanlar'daki “sapkınları” dönüştürmek üzere birkaç Franciskan misyoner delegasyonu gönderildi; dönüştürmek konusunda başarısız olanlar bölgeden sürüldüler. Bogomilizm, Osmanlıların 15. yüzyılda güneydoğu Avrupa’yı fethedişine ve mezheplerinin sekteye uğramasına kadar Bulgaristan’da güçlü kalmışlardır. Dualist inançlarının kalıntıları, güney Slav (Eski Yugoslav Devletleri) folklorunda bulunabilir; ancak bir zamanlar güçlü ve yaygın olan mezhepten geriye bir şey kalmamıştır.

Onların doktrini, toplumsal olarak yaratılan her şeyi reddediyordu. Bu nedenle kurulan kilise, devlet ve toplumsal hiyerarşi Bogomilizm tarafından tamamen reddedildi. Takipçileri, vergi ödemeyi, çalışmayı veya devletler için savaşmayı da reddettiler.

Tarihçiler arasında ilk anarşist nüvelerden birisi olarak kabul edilen bu anlayış, Katolik Kilisesi ile İslam ordularının çift taraflı baskıları ve kanlı saldırıları nedeniyle 15. yüz yıldan itibaren varlığını yitirmeye başladı. Geriye, toplumsal alanda varlığını sürdürmekte olan ve (bilmeksizin) bu ve benzeri düşünsel zeminlerden beslenmeye devam eden özgürlük ve eşitlik isteğini miras bıraktı.

Yazarın Diğer Yazıları