İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Bulgaristan'da Türk Olmanın Bedelini Ödeyenlerden Gazeteci-Yazar Salih Baklacıyev

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Bir dönem, Bulgaristan’daki Türkler’le yakın ilişkilerim vardı ve onlarla çeşitli zamanlarda ve mekânlarda sık sık görüşüyor ve tüm gelişmelerden haberdar oluyordum. Ama hayat öyle bir şey ki, bir anda her şey bitiyor ve çok yakın dostlarınızı bile göremiyorsunuz.

Bulgaristan Türkleri’nin çilekeş bireylerinden birisi olan Salih Baklaciyev’le dostluğumuz, bu kardeş ve komşu ülkede demokratik sistemin kurulmasından sonra başlamıştı. Onunla hem Türkiye’de, hem de Balkanlar’da zaman zaman bir araya geliyor, birlikte toplantılara katılıyor ve konuşmalar yapıyorduk. Özellikle bizim Türkiye’de yaptığımız toplantılara onu çağırıyorduk. Ayrıca bizim önderliğimizle Makedonya’da düzenlenen Hıdrellez Bahar Şenlikleri programı çerçevesinde Üsküp’te gerçekleştirdiğimiz sempozyumlara katılarak bildiri sunuyordu. Hatta bu toplantılara kimi zaman muhterem eşiyle birlikte geliyordu.

Benim, dolayısıyla Halk Kültürü Araştırmaları Kurumu’nun Şumnu Üniversitesi ile birlikte gerçekleştirdiği “Bulgaristan’da Türk Halk Kültürü Sempozyumu”nun mimarı Salih Baklacıyev idi. Dolu bir insandı. Türklük, özellikle Balkan Türklüğü için yaptığı özverili çabalarının bilinmesini ve takdir edilmesini istiyor, bu vefayı göremeyince üzülüyor, yeriniyordu.

Tüm Bulgaristan Türkleri gibi onun da gönlü Türkiye’de idi ve göç etmeyi düşünmüş ve hatta karar vermişti. Sofya’daki evini başaltmamış, Edirne’ye göç etmişti. Ama bir ayağı Sofya’da öteki ayağı Edirne’de idi. Hatta Edirne’de Güneydoğu Avrupa Araştırmaları Merkezi adıyla bir oluşumun içinde ve başında yer almıştı.

Zaman zaman telefonla, kısa notlarla bana ulaşıp, sorunlarını ve düşüncelerini anlatıyordu. Ama iki tane uzun mektubu vardı ki, bunları saklamıştım. Edirne’den gönderilen 21 Mart 1993 tarihli mektubunda diyordu ki:

Saygı değer dostum İrfan Bey,

Samimiyetle yazılmış mektubunuzu aldım, teşekkür ederim.

Evet, Sofya’da yapılan sempozyumun benim açımdan önemi şudur: “S iz beni kovdunuz amma ben yine buradayım ve karşınızdayım. Mutlu olduğum, sizin de belirttiğiniz gibi her halimden bellidir.” Demek istedim, boy gösterisi yaptım. Bildirimi de beğendiler. Önceleri de onların karşısına daima beğenilecek bildiriyle çıkıyordum.

Bundan böyle Bulgaristan’da bu tür toplantıların olacağını öğrendiğim gibi size peşinen haber ederim.

“Bulgaristan Türklerinin Atasözleri” mi. “Bulgaristan’dan Türklerin Atasözleri” mi diyeyim diye başlığını henüz tayin edemediğim çalışmamın tamamlanmış dizgisinden örneklik sayfa gönderiyorum. 1958 yılından bu yana, biricik biricik topladığım atasözlerini alfabetik sırayla dizdim. İbrahim Şinasi, Mustafa Nihat Özön, Feridun Fazıl Tülbentçi, Sebahattin Eyüboğlu, Ömer Asım Aksoy’un külliyatlariyle mukayese ettikten sonra, sadece Bulgaristan Türkleri arasında yaşamakta olduğu kanaatini getirdiğim atasözlerin karşısına (*) işaretini koydum. Altta da Türkiye’deki varyantını italik harfle verdim. Bulgar Bilimler Akademisi Etnograf Enstitüsünün arşivinde ve Petko R.Slaveykov arşivinden, Bulgarsko Narodno Tvorçestvo (Bulgar Halk Yaratıcılığı) yıllık külliyatında ve Osmanlı Hakimiyeti döneminde yayınlanmış Bulgarca gazetelerde kaydolunmuş Türk Atasözlerini de aldım…

…(Baklacıyev uzun uzadıya, hazırladığı kitabın içeriğini ve hazırlık safahatanı yazdıktan sonra…)

Sayın İrfan Bey, Afyon sempozyumu ile ilgili kaydım sadece:”Hey dost, ben de varım, unutmayın şu garibanı” demek istedim. Yoksa Afyon hakkında hiçbir bilgim yok. Sadece 1968 yılında içinden geçmiştim.

Moldavya Gagauzlariyle hiçbir ilişkim yok. Evet Tanasoğlu Edirne’ye geldiğinde bana uğrayacağına söz vermişti. Edirne üniversitesiyle hiçbir bağlantım yok. Zira Edebiyat Kürsüsü başkanı Prof.Hacıeminoğlu karşılaştığımızda bana küskün manda gibi bakıyor. Sanki babasının arpa tarlasını çiğnemişim. Boş ver…

…İrfan Bey, mektubumu uzattım, okurken size sabırlar dilerim ve beni mazur görmenizi rica ederim. Saygı dolu selamlarımı sunar, Ramazan bayramınızı tebrik ederken, her gününüzün bir bayram olmasını dilerim.

***

Salih Baklacıyev yine Edirne’den gönderdiği 17 Ocak 1994 tarihli mektubunda şunları yazmıştı:

“Merhaba sayın Nasrattınoğlu,

Yeni yıl tebrikini aldım, beni unutmadığınıza teşekkür ederim. Sempozyumla ilgili övgünüz, bu türden yeni yeni etkinlikler için cesaret veriyor. Bu günlerde Türk-Bulgar şiir gecesinin düzenlenmesi için uğraşıyorum. Bulgaristan’dan dört şair ile söz kesildi. T.C.Kültür Bakanlığı’ndan müsaade geldi. Bu geceye Edirne’nin yerli şairleri de katılıyorlar. Gecenin 19-20 Mart akşamında yapılması karar alındı. Severseniz benim misafirim olarak bu kültür gecesinde hazır bulunursanız, şeref vermiş olursunuz.

Sayın İrfan Bey, edebiyat etkinliği daha iyi olabilirdi, diye yazıyorsunuz. Fakat müsaade edin de, bu sempozyumun düzenlenme tarihçesini size bir anlatayım: Bundan tam üç yıl önce “Balkanlar’da Türk Edebiyatı” konusunda bir sempozyum yapılmasını, İstanbul Üniversitesi yanında Merkez’in Müdüriyetine önerdim. Müdür Prof.Ali İhsan Bey;”para yok” dedi, geçti. Bu arada tehdit niteliğinde sözler söylendi; “sen siyasi hata işliyorsun” dendi. “Benim ömrüm zaten siyasi hata işlemekle geçti” oldu yanıtım. “Seni buradan kovarlar” dendi. “Kovuldum geldim, kovulursam giderim, ama bu sempozyum düzenlenmeli, zira zaman bunu gerektiriyor” dedim. Bana böyle gözdağı verenler pek âlâ biliyorlardı ki, bu sempozyumda Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Yaşar Kemal gibi yazarlardan söz edilecekti.

Açıklama: C:\Users\İrfan Ünver\Desktop\Documents\N A S R A T T I N O Ğ L U\Ö Z E L FOTO\ETKİNLİK FOTOĞRAFLARI (Yurt içi-dışı)\YURT İÇİ Foto-Etkinlik\ESKİŞEHİR\Seyitgazi.jpg

Eskişehir-Seyitgazi’de Düzenlenen Panele götürdüğüm Baklacı’yı yanıma oturtmuş ve konuşmasını sağlamıştım.

Bir buçuk yıl sonra Türkiye Yazarlar Sendikası’ndan Oktay Akbal ile Demirtaş Ceyhun’a düşüncemi anlattım. Hemen razı oldular. Bundan sonuç çıkarmayı size bırakıyorum. Şu anda buna benzer yeni bir savaş safhasındayım, mesele şundan ibaret: 1994 yılı Uluslararası Hoşgörü Yılı diye ilan edildi. Bu kararın ruhunda, Ekim 1993’te “1994 yılı mayıs ayının ilk haftasında Edirne’de “Balkan halkları Hıdrellez’i nasıl kutluyorlar?” konusunda bir sempozyum düzenlensin. Yine bu halkların koro ve dans gruplarının katılımıyla şenlikler yapılsın” diye bir öneri getirdim. Diğer bir önerim de “Balkanlar’da Balkan Savaşları Tekrarlanmasın” veya “Balkanlar’da barış var olsun” gibi, bunlara benzer bir başlık altında düzenlenecek sempozyumda Balkan ülkelerinden katılacak tarihçiler iki Balkan savaşının nedenleri araştırılsın…

Bu önerime karşı itirazlar geldi. Derdim budur. Şifa bulmama yardımcı olursanız, ne büyük hayır etmiş olacaksınız. Şimdi bu iki önerinin gerçekleşmesi için kolları sıvamış bulunuyorum. 1992 yılında, böyle inatçılığımdan dolayı 6 ay için sözleşmem kesilmişti. Belki bu defa hepten kesilir.

Mektubuma şimdi bu kadarla son verelim de, ileride daha uzun mektup için vesile yaratmış oluruz. Saygı dolu selamlar, güzel temennilerimle hoşça kalın.”

***

Salih Bey güzel insandı. Hayatının bir döneminde, doğduğu ülkede mutlu yaşamıştı. Bir dönemde ise sıkıntılar yaşamış, ana ülkeye göç etmek durumunda kalmıştı. Edirne’de bir evi vardı ve Sofya’daki evi de duruyordu. 

1924 yılında Kuzeydoğu Bulgaristan’da bulunan Şumnu’ya bağlı Kulfallar köyünde dünyaya gelen Baklacı’nın babası Mehmet Bey Bulgaristan’ın en önemli kültür merkezi olan  Şumnu’daki Medrese’tün-Nüvvab’ın yüksek kısmını tamamladıktan sonra emekli olana kadar müftü kâtipliği görevinde bulunmuştur. Salih Baklacı da Şumnu’da ilk ve orta öğreniminin ardından 1944-1945 eğitim-öğretim yılında Nüvvab Medresesi’nden mezun olmuş; bir yıl Şumnu’da çalışmış ve Sosyal Demokrat Parti’nin Gençlik Kollarına üye olmuştur. Eğitimine devam etmek için gittiği Sofya’da da üyeliğini devam ettirmiş, Sosyal Demokrat Parti’nin Komünist Partisi’yle birleşmesinden sonra babasının itirazına rağmen bu partiye girmiştir.

Daha sonra Sofya’daki İktisat Fakültesi Köy Ekonomisi bölümünde bir süre eğitim görmüş, sonra Sofya Üniversitesi Şarkiyat Fakültesi Türkoloji bölümüne geçmiş 1964’te buradan mezun olmuştur.

Salih Baklacı, 78 yıl yaşadıktan sonra 2002 yılında uçmağa varmıştı. Ölümünden sonra, onun yakın arkadaşı olan Sabri Alagöz’ün yayımladığı Kaynak Dergisi’nin 2002 yılı Ocak-Şubat sayısında, Salih Baklacı’nın hayatı ile ilgili bir yazı yayımlanmıştı. Orada da belirtildiği üzere o bir gazeteciydi; hem yazılı basında hem de radyoda editörlük yapmıştı. Atasözleri ile ilgili kitabından başka, 1954 yılında “Gürleşen Sesler” adıyla hikaye derlemeleri, 1960 ve 61 yıllarında “Affet Beni” ve “Çay boyunda”  adlı iki hikaye kitabı yayımlandı. 1964 yılında da Rodop Türkleri’nin hayatını konu alan “Arda Dile Gelse” adlı bir uzun öykü kitabı basıldı.

 

Açıklama: C:\Users\İrfan Ünver\Desktop\Documents\N A S R A T T I N O Ğ L U\Ö Z E L FOTO\ETKİNLİK FOTOĞRAFLARI (Yurt içi-dışı)\YABANCI ÜLKE FOTOĞRAFLARI\BULGARİSTAN\S.Baklacı-eşi.jpg

Baklacı eşi Nazife hanımla

Yazarın Diğer Yazıları