Büyük mütefekkir, siyaset, politika ve gönül adamı olan Ziya Gökalp’in büyük bir şair olduğu da, hakkında bilinen önemli özelliğidir. Bir şiirinde;
"Vatan ne Türkiye'dir Türklere ne Türkistan;
Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan"
Diyen Ziya Gökalp, Turancılıkla ilgili şöyle bir açıklama yapmıştı: "Turan kelimesi, Turlar yani Türkler demek olduğu için, münhasıran Türkleri ihtiva eden câmiavî bir isimdir. O halde, Turan kelimesini bütün Türk şubelerini ihtiva eden büyük Türkistan'a hasretmemiz lazım gelir. Çünkü Türk kelimesi bugün yalnız Türkiye Türklerine verilen bir unvan hükmündedir.”
Ziya Gökalp, Türkçülük ve Turancılık fikir akımlarını sistemleştirerek bugün bile etkisi devam eden bir ülkü hâline getirdi. Gökalp,
“Oğuzlar yakın bir zamanda Türk isminde birleşeceklerdir. Fakat Tatarlar, Özbekler, Kırgızlar ayrı harslar vücuda getirdikleri takdirde, ayrı milletler hâlini alacaklarından, yalnız kendi isimleriyle anılacaklardır. O zaman bütün bu eski akrabaları kavmî bir camia hâlinde birleştiren müşterek bir unvana lüzum hissedilecek. İşte bu müşterek unvan Turan kelimesidir” demişti.
Gökalp, Turan kelimesini ilk olarak Türklerin anayurdu olan Orta Asya, Ötüken çevresi ve Altay Dağları için kullanmıştır. İkinci olarak ise Türklerin fethettiği ve bir şekilde yaşadıkları her yer Turan ile ifade edilmiştir. Gökalp'e göre Turan kelimesinin üçüncü anlamı Türklerin esaretten kurtulma ve hürriyetlerine kavuşmaları ülküsüdür. Son olarak ise Turan kelimesiyle "Büyük Türk Birliği"ni kastetmişti. Büyük Türk Birliği için Turan kelimesinin yanında "Kızılelma", "Büyük Emel" gibi kavramlar da kullanmıştı. Gökalp, Kızılelma'yı zaman zaman Turan gerçekleştikten sonra Cihan hakimiyeti hedefi olarak ifade eder.
Ziya Gökalp, Türkçülüğün yakın ve uzak ülküsünün gerçekleşip gerçekleşemeyeceğini de yorumlar. Gökalp'e göre yakın ülkünün gerçekleşme imkânı varsa da uzak ülkünün gerçekleşip gerçekleşememesi üzerinde durulmamalıdır. Çünkü "uzak mefkûre ruhlardaki coşkunluğu sonsuz dereceye yükseltmek için seçilen çok cazibeli bir hayaldir. İşte Turan mefkûresi de bunun gibidir".
Ziya Gökalp, Türkçülük ve Turancılık fikir akımlarını sistemleştirerek bugün bile etkisi devam eden bir ülkü hâline getirdi. Gökalp'in Turancılık anlayışı başlarda daha çok romantik özellikler taşırken daha sonra realist bir bakış açısıyla sistemli bir düşünce ürününe dönüştü.
Mustafa Kemal Atatürk, Ziya Gökalp’in Türkçülük ve milliyetçilik görüş ve düşüncelerinden çok etkilenmişti ve Büyük Zafer’den sonra o düşüncelerin hayata geçirilmesi hususunda mücadele etmişti. Bir konuşmasında şunları dediği, kaynaklarda yazılıdır:
"Şuursuz ve ölçüsüz bir dava şeklinde mütalaa edilmemelidir. Bu, şuurlu bir ülkü meselesidir. Türkiye dışında kalmış olan Türkler, önce kültür meseleleriyle ilgilenmelidirler. Nitekim, biz Türklük davasını böyle müspet ölçüde ele alıyoruz"…
Şair Orhan Seyfi Orhon Turan kelimesini açıklarken, "Türk tarihinde büyük Türk ırkının kendisine vatan olarak seçtiği yerdir" demiştir. Ona göre milliyetçilik fikirlerinin henüz yayılmadığı zamanlarda, Osmanlı döneminde Türk tarihi Ertuğrul Gazi ile başlıyordu. Buna mukabil, Milletimizin Osmanlı sınırlarını aşarak eski Türk tarihini hatırlamasıyla "Turan" kelimesi Türk milliyetçiliğinde önemli bir mefkûreye dönüştü.
Farslar, İran'ın kuzeydoğusundaki coğrafyayı Turan olarak isimlendirmişlerdi. Daha sonra Ural-Altay ile Fin-Macar halkları, Turan ırkı olarak tanımlandı ve bunların anayurtları da Turan olarak anıldı.
Turancılık ile aynı manada olan "Pantürkizm", Panslavizme karşı Rusya'daki Türk aydınları tarafından savunuldu ve onlar aracılığıyla Osmanlı topraklarına taşındı. Türkçülük ve Turancılık fikir akımları, Osmanlı topraklarında özellikle II. Meşrutiyet'in 1908'de ilanıyla toplumda kendine yer bulmaya başlayıp giderek yaygınlaştı. 1908'de kurulan Türk Derneği, 1911'de kurulan Türk Yurdu Cemiyeti ve 1912'de kurulan Türk Ocağı bu fikirlerin yaygınlaşmasında oldukça etkili oldu.
Türkçülük fikir akımı Rusya bayrağı altında yaşayan Müslümanlar arasında oldukça etkiliydi. İsmail Gaspıralı, Hüseyinzade Ali, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, Mustafa Çokay gibi aydınlar Türkçülük fikrinin yayılmasında önemli rol oynadılar. Ancak Rusya'nın komünizm rejimine geçmesinden sonra Sovyet Rusya idarecilerinin baskıları sonucu etkileri azaldı.
Osmanlı aydınları, 19. yüzyılın ikinci yarısında Batı'da Türkoloji alanında çalışmalarla birlikte Türk dili ve kültürüyle ilgili çalışmalar yapmaya başladılar. Mesela, Ahmet Vefik Paşa hazırladığı "Lehçe-i Osmanî" adlı lügatinde Osmanlı Türkçesi'nin Türk dili içerisinde sadece bir şive olma özelliğine sahip olduğunu ortaya koymuştu. Azerbaycan'dan, Kazan'dan gelen Türk fikir adamları da Türk dili ve kültürüyle ilgili çalışmalara hız kazandırdılar.
Bazı araştırmalarda Ziya Gökalp'in Turancılık anlayışının konjonktüre göre değiştiği ifade edildi. Ancak onun Turancılık fikrinin aslında değişmediği gerçeği göz ardı edilmedi. Gökalp, Turan ülküsüyle dünyaya yayılmış olan Türklerin önce dil ve kültür birliğinin, daha sonra ise siyasi birliğinin sağlanması gerektiğini savundu. O Türk'ün yakın ülküsünü şu sözlerle açıklamıştı:
"Türk bir milletin adıdır. Millet, kendine mahsus kültürü olan bir zümredir. O hâlde Türk'ün yalnız bir dili ve bir tek kültürü olabilir.
Türklerin Anadolu dışında kalan kolları başka bir dil ile ayrı bir kültür meydana getirirlerse, Türk milletinin hududu daralmış olur. Mesela uzak diyarlarda yaşayan Kırgızlar, Özbekler, Tatarlar ve Altay Türkleri zamanla farklı bir dil ve kültüre sahip olurlarsa bunları Türkiye Türkleri ile birleştirmek güçleşir. Böyle bir tehlike mevcuttur. Çünkü diğer Türk boylarıyla bağlantı kurmak bugün imkânsızdır. O hâlde birleşmesi ve birbiriyle ilgi kurması mümkün olan Oğuz birliğini sağlamaya çalışmalıyız. Böylece Türkçülerin yakın ülküsü bu olmalıdır. Ancak, bu birlik şimdiki siyasi alanda birleşmek şeklinde düşünülmemelidir. Yarın neler olacağını bilemeyiz. Fakat bugünkü ülkümüz Oğuzların kültür bakımından birleşmesidir."
Ben burada, Turan konusundaki saptamamı belirtmek isterim. Bugün Ülkemizi yöneten siyasi otorite Turan ideali üzerinde çok önemli adımlar atmıştır. Örneğin nerede Türk yaşıyorsa orada T.C.Devletinin adını, şanını ve otoritesini anlatmış ve tanınmasını sağlamıştır. Kısa bir süre önce Türk Devletleri Birliği’nin kurulması sağlanmıştır ki, bu Birlik içerisinde Macaristan da yer almış, yapılan zirve toplantılarına, bu ülkenin Başbakanı Orban da katılmıştır.
1850'lerden sonra Macaristan'da Türkoloji çalışmaları hayli önem kazanmış, ben de defalarca gittiğim bu ülkede, çok sayıda, Türk olduğunu ifade eden insanlar tanımış, tanışmıştım. Orada gördüğüm Turan Cemiyeti’nin daha 1910 yılında kurulmuş olduğunu öğrenmiştim. Bu Cemiyet içerisinde faaliyette bulunan gençler, son yıllarda Macaristan’da Turan şölenleri düzenlemekte ve bu etkinliklerde dünyanın her yanından ve elbette Ülkemizden, her seviyede insanın yer almakta olduğunu gördüm.

