İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Çerkezler

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Karadeniz Bölgemizde yaşayan insanlara toptan “Lazlar” diyen, Ülkem insanı, Kafkasya’dan yaşayan halklara da toptan “Çerkez” der geçer!...Bunun nedeni, benim insanımın, ülkemizde ve yakın çevremizdeki tüm insanları kardeş duygularıyla benimsemekte oluşudur…Evet Çerkesler Kafkasya'nın yerli halkıdır, ve komşu Kafkas halklarıyla akrabalık bağları vardır.

Günümüzdeki Çerkezlerin ataları, Sind-Meot kabileleri olarak bilinmektedir. Arkeolojik araştırmalar sonucu ortaya çıkan bulgular Sind-Meot kabilelerinin Kafkasya'nın yerli halkı olduğunu göstermektedir.

Kendilerini Adige olarak adlandıran Çerkezler bugün Rusya Federasyonu’na bağlı Adigey Kabartay-Balkar (Malkar), Karaçay-Çerkez özerk cumhuriyetleriyle Türkiye, Suriye, Irak, Ürdün ve İsrail’de yaşamaktadır. Kafkas-Rus savaşları (1763-1864) başlamadan önce Çerkezler batıda Karadeniz kıyılarından doğuda Sunja nehrine, kuzeyde Azak denizinden güneyde Kafkas dağlarına kadar uzanan 100.000 kilometrekareden geniş bir alanı kaplayan ve Kafkasya’nın dörtte birini teşkil eden topraklarda yaşıyorlardı.

Çeşitli kaynaklarda Proto-Çerkezler’in Kuzey Kafkasya’daki varlığının milâttan önce 3000’lere kadar uzandığı yazılıdır. Onlar Çeçen, İnguş, Karaçay-Malkar ve Osetler ile Kafkas dağlarının kuzeyindeki Abazalar’a da hâkimdiler.

Altın Orda ve Bizans’ın Karadeniz’de ticaret yapma izni verdiği Cenevizliler, XIII-XIV. yüzyıllarda Karadeniz’in kuzey ve doğu kıyılarında Kefe, Azak, Taman, Temrük, Anapa ticaret kolonilerini tesis ederek Çerkezler’le ticarî ilişkiler kurdular. Kolonilere tahıl, tuzlu balık, havyar, bal, bal mumu, yün, kereste, deri ve kürk götüren Çerkezler bunlara karşılık kumaş, sabun, tuz, baharat ve kılıç alıyorlardı. En kârlı ticaret bütün Doğu Akdeniz’de satılan kölelerdi. İstanbul’un fethinden sonra Akdeniz’le irtibatı kesilen koloniler Fâtih Sultan Mehmed’in emriyle 1475’te Gedik Ahmed Paşa, 1479’da Kasım Paşa tarafından Osmanlı idaresine alındı. Taman ile Soçi arasında sahilde yaşayan, Osmanlı kaynaklarının “Aşağıra Çerkezleri” adını verdiği Çerkezler Osmanlı hâkimiyetini tanıdı. Kafkasya’nın Karadeniz kıyıları bu tarihten itibaren üç asır boyunca Osmanlı hâkimiyetinde kaldı. 

Çerkezler, Osmanlı-Rus savaşlarında Osmanlılar’ın yanında yer aldılar. Ancak, Osmanlı yönetiminin hata üzerine hatalar yapması 1800’lü yılların ortalarına gelindiğinde, tanih yazarlarının vurguladıkları gibi, bir Çerkez sürgününün yaşanması, bu halkın Dünyanın çeşitli ülkelere dağılmalarına neden oldu. Bir buçuk milyon dolayındaki Çerkez nüfusu, İstanbul, Rumeli, Anadolu ve Suriye’ye yerleştirildi. Diğer Müslüman halklarla birlikte Rumeli’yi terketmek zorunda kalan Çerkezler Anadolu, Suriye ve Irak’a gönderildi. Kafkasya’dan göçler 1910’lara kadar devam etti. Çerkez aydınları tarafından İstanbul’da Çerkez İttihat ve Teâvün Cemiyeti, Çerkez Kadınları Teâvün Cemiyeti, müslüman kız ve erkek öğrencilerin birlikte ders gördüğü ilk okul olan Çerkez Numune Mektebi kuruldu. İstanbul’da Guaze (rehber), Kafkasya’da Adige Mak (Adige’nin sesi) gazeteleri yayımlandı.

Rusya’da Çarlık sisteminin devrilmesi üzerine Aralık 1917’de teşkil edilen Terek-Dağıstan hükümetine katılan Çerkezler, bu yönetimin dağılmasından sonra diğer Kuzey Kafkasya halklarıyla birlikte 11 Mayıs 1918’de Kuzey Kafkasya Dağlıları Birliği Cumhuriyeti’ni kurdular.

Batum’da imzalanan Dostluk ve Yardımlaşma Antlaşması gereği Kuzey Kafkasya’ya giren ve 6 Ekim 1918’de Derbend’i alan Osmanlı ordusu Mondros Mütarekesi’nin ardından Kasım 1918’de Kafkasya’dan çekildi. 1920’deki Sovyet iktidarından sonra Kuzey Kafkasya Sovyet Cumhuriyeti, 1921’de Dağlı Cumhuriyeti adıyla Sovyet Rusya’ya katılan topraklar 1922’de Karaçay-Çerkez, Kabartay-Balkar, Kuzey Oset, İnguş ve Çeçen özerk bölgelerine ayrıldı. 1936’da Adigey, Kabartay-Balkar, Karaçay-Çerkez özerk cumhuriyetleri kuruldu. Bu cumhuriyetler Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin dağılmasının (1991) ardından Rusya Federasyonu’nu oluşturan federal birimler haline geldiler.

Çerkezler’in İslâmlaşması Tatarlar’ın etkisiyle XIII. yüzyılda başladı, Osmanlı’nın bölgeye ulaştığı XV. yüzyılın son çeyreğinden itibaren yaygınlaştı. XVII. yüzyılın ortalarında Kabartaylar müslüman olmaya başladılar. Bölgede cami ve mescitler yapıldı. Geçmişte putperest ve hıristiyanların ibadet ettiği mâbedler mescide çevrildi. Çerkezler’in İslâmlaşmasında en büyük pay Ferah Ali Paşa’ya aitti. Onun inşa ettirdiği Anapa Kalesi, Çerkezler arasında yürütülen dinî faaliyetlerin merkezi haline geldi. 1784’te Temirgoy ve Bjeduğ topraklarına camiler yaptırıldı. 1785’te Anapa kadılığı kuruldu. XVIII. yüzyılın sonundaki yerel âlimlerin en ünlüsü Türkçe, Arapça, Farsça bilen, Nakşibendî tarikatına mensup olan Hacı İshak Abuk soyluları İslâmiyet’e bağladı. Arapça ve Türkçe bilen talebeler yetiştirdi, şer‘î mahkemeler kurdu. Kur’ân-ı Kerîm’i Çerkezce’ye çevirmeye teşebbüs etti. İslâmlaşma’ya destek veren Bâbıâli yerel ulemâyı dini öğretme hizmetlerine karşılık maaşa bağladı. İslâm’ı yaymak için din görevlileri gönderildi. Din bilginleri sayesinde XVIII. yüzyılda ve XIX. yüzyılın başlarında Çerkezler arasında Türkçe bilenlerin sayısı arttı. 

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği döneminde dinî ibadet ve eğitim yasaklandı. Dinî yapılar yıktırıldı. Ancak, 1990’lardan sonra yeni camiler inşa edildi. Günümüzde küçük bir grup Ortodoks Kabartay ve 2000-3000 Katolik Kabartay dışında bütün Çerkezler Sünnî-Hanefî müslümandırlar.

Ortaçağ’da güzellik, cesaret ve savaşçı yetenekleriyle bilinen Çerkezler Abbâsî, Eyyûbî, Memlük sarayları ve ordularında önemli rol oynadılar. Şah I. Tahmasb’dan itibaren Safevî sarayı ve ordusunda Gürcüler ve Ermeniler’le birlikte etkili oldular. Sultan Berkuk’tan (1382) devletin yıkılmasına kadar (1517) Memlük sultanları Burcî denilen Çerkezler’di. Mısır’da Memlük beylerinin siyasî, askerî, iktisadî etkinlikleri XIX. yüzyıla kadar sürdü. İlk Çerkez gazetesi İttihad 1899’da Türkçe olarak Kahire’de yayımlandı. XV. yüzyılda Osmanlı sarayı ve ordusuna girmeye başlayan Çerkezler, XVIII. yüzyıldan Osmanlı Devleti’nin sonuna kadar Harem ve Enderun’daki en kalabalık unsurdu. Osmanlı tarihinde on bir padişah annesi ve vâlide sultan, sekiz sadrazam, birçok vezir, asker, bürokrat ve saray görevlisi Çerkez’di. Mısır’da ve Kafkasya’daki Osmanlı kalelerinde Çerâkise Bölüğü denilen tamamı Çerkezler’den oluşan birlikler vardı.

Kafkas dillerinin Adige-Abhaz grubunda yer alan Çerkezce (Adigebze) doğu ve batı lehçelerine ayrılır. Çoğu ünsüz olmak üzere elli dört sese sahip, uzun bir geçmişe, zengin kelime hazinesine ve kültüre dayanan, ifade gücü yönünden işlek bir dil olan, geçmişte farklı alfabelerle yazılan Çerkezce, Sovyet döneminin ilk yıllarında önce Arap, ardından Latin, 1936-1938’den sonra Kiril alfabesiyle yazıldı. 1924-1938 arasında Batı ve Doğu Çerkez lehçeleri üzerine iki ayrı yazı ve edebiyat dili oluşturuldu. Çerkezler’in milâttan önce 3000’lere dayanan Nart destanı ile başlayan sözlü edebiyat geleneği de çok gelişmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde önemli işlevleri olan Çerkezler, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamasında da çok yararlı hizmetlerde bulundular. Çerkez Ethem ve kardeşleriyle ilgili tarihi bilgiler, kitaplarda yer almıştır. Keza spor da dahil, çok değişik konularda, Çerkez asıllı yurttaşlarımızın unutulmaz hizmetleri vardır. Örneğin, Türk spor, özellikle futbol tarihinin unutulmaz simalarından Süleyman Seba, Beşiktaş ve Milli takımın seçkin futbolcuları arasında yer aldığı gibi, Kulüp Başkanlığı döneminde de, kulübüne şampiyonluklar yaşatmıştır. 

Görev yaptığım Askeri Birliklerde de Çerkez arkadaşlarım-meslektaşlarım oldu. Örneğin Kenan Arutan isimli Astsubay Arkadaşım, samimi arkadaşlarımın başında gelirdi…Keza bir başka arkadaşımın evlenmek istediği Çerkez kızını, eşimle birlikte Bilecek’e giderek istedik ve iki gencin evlenmelerini sağladık. O vesileyle de, bir Çerkez ailesinin evini ziyaret etmiş olduk. Ayrıca benim Afyonkarahisar’daki iki amcamın eşleri Çerkez idiler… Sözünü ettiğim arkadaşlarım ve amcalarımın eşleri vasıtasiyle tanımış olduğu Çerkez kızlarının güzelliklerini de burada belirtmek isterim…Tüm bu kişisel ilişkilerim sayesinde öğrendiğim bir gerçek daha vardır ki, Çerkez kızı, kocası eve gelip yatmadan, yatağına girmezdi…

Attachment Çerkez Folk Dans grubu

Attachment Çerkez kızı

Yazarın Diğer Yazıları