Geleneksel Türk âşıklık geleneğinin büyük ustalarından Ali Taş’ı, İstanbul’da tanımıştım. Elinde sazı, dilinde sözü ile hemen dikkati çekiyor, çalıyor, çığırıyor ve âşık sanatının bütün gereklerini başarıyla yerine getiriyordu. Onu tanıdıktan sonra, bizzat düzenlediğim âşık şölenlerine onu da mutlaka davet ediyordum.
Ali Taş, 2 Şubat 1943 tarihinde Afyonkarahisar ilinin Dinar ilçesinin Bademli köyünde dünyaya gelmişti. Bu köy, Osmanlı’nın 17. yüzyılın sonunda zorunlu olarak iskân ettiği Yörüklerden oluşuyordu. Türkmen kökenli Ali Taş’ın babası Afşar Yörüklerinden Mehmet Ağa, annesi ise Sarıkeçili Yörüklerinden Zeynep Hanım’dı.
On beş yaşına kadar köyünde yaşayan Ali Taş, ilköğretim eğitimini de burada tamamlamış ve bu süre içerisinde çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan ailesine yardımcı olmuştu.
İlkokul yıllarında irticalen türküler söylüyor, konuşmalarında cinaslı sözler kullanıyor ve tekerleme söyleme konusundaki becerileri ile akranlarından ayrılıyordu.
On beş yaşında, bir kan davası meselesinden dolayı köyü terk etmek zorunda kalan Ali Taş; Nazilli, Muğla, Denizli, İzmir, Uşak gibi yerleri dolaşarak buralarda bir taraftan işçi olarak çalışmış diğer taraftan da saz çalıyor, şiirler söylüyordu.
Daha sonra İstanbul’a giden Taş, burada Türk halk müziği sanatçısı Mihrican Bahar ile tanışmış, onunla kurulan dostluk neticesinde Ali Taş musikiye yönelmiş ve bu konuda epey yol katetmişti.
Bir süre, Antakya ve İskenderun’da dolaşan Taş, İstanbul Heybeliada’da, Bahriye Onbaşı olarak askerlik görevini yerine getirirken, arkadaşı olan Mehmet Arslan’ın yardımları ile saz çalma becerisini daha da geliştirmişti.
Terhisini müteakip İstanbul’a giderek, musiki çalışmasını orada sürdürmüş ve ilk plaklarını yayınlamıştı..
Zaman zaman köyüne giden Ali Taş, bu seyahatlerinden birinde Yörük Mehmet’in kızı Ulviye’ye âşık olmuş ve o kızı kaçırarak evlenmişlerdi. Bu evlilikten Zeynep (1972) adlı kızı ile Özgür (1975) adlı bir oğlu Dünyaya gelmişti.
Âşık Ali Taş, İstanbul’da yaşadığı dönemde Anadolu’da düzenlenen pek çok şölenlere katılıp sazı ve sözü sanatını icra etmişti. Bu konuda gelişmeler kaydedince aldığı çağrılarla Almanya, Hollanda, İsviçre, Belçika ve Avusturya gibi ülkelerde de çalıp çığırmış ve deyişler üretmişti.
1980 yılında Denizli’ye yerleşen Taş, ömrünün sonuna kadar Sevindik semti, Aktepe mahallesindeki mütevazı evinde yaşamıştı.
Denizli’de düğünlerde çalgıcılık yaparak geçimini sağlayan Taş, 3 Şubat 1991 tarihinde hayatını kaybetmiş olup, ebedi istirahatgâhı Denizli Asrî Mezarlığı’ndadır.
10 Mayıs 1991 tarihinde Ali Taş için düzenlenen anma töreninde Murat Çobanoğlu, Şeref Taşlıova, Mihrican Bahar, Şinasi Uslu gibi ünlü meslektaşları onun için çalıp çığırmışlardı.
***
Ali Taş’ın şiire olan ilgisi, Taş ailesinin komşularından olan ve Deli İbrahim lakabıyla bilinen İbrahim Öz sayesinde gelişmiştir. Kendi şiirlerini sazı ile söyleyen Deli İbrahim’in performanslarını daha çok küçük yaşlardan itibaren ilgi ile dinleyen Ali Taş, bu sayede âşıklık geleneğine merak duymaya başlamış ve bir bağlama alarak Deli İbrahim’den saz çalmayı öğrenmişti. Bir anlamda onun saz ustası Deli İbrahim’dir.
O dönemde âşıklığa davet edilmesine dair bir rüya gören âşık, bu yönü ile bâdeli âşıklardan kabul edilebilir. Âşığın yetişmesinde etken olan Dinar Yöresi’ne ait Kerem havaları ve Teke yöresine ait yerel musiki geleneği, onun eserlerinde ezgi boyutunda kendini göstermektedir.
Âşığın şiirlerinin önemli bir kısmı dokuz plak ve beş kasetçalar bandı şeklinde, bir kısmı da kendisi üzerine yapılan bir monografi aracılığı ile tüketicilere sunulmuştu.
Dinarlı hemşehrimiz Raif Öztürk’ün 2020 yılında yayımlanan “Bu Toprağın Sesi: Dinarlı Âşık Ali Taş” adlı eseri, deyim yerinde ise, Ali Taş’ı ölümsüzlüğe ulaştırmıştır. Âşığın hayatı ile ilgili kapsamlı bir araştırma yapan Öztürk, onun yakınları ile görüşmeler yaparak hayatı ve âşıklığı hakkında bilgi vermektedir. Bunun yanında âşığın notlarından ve defterlerinden bulduğu şiirleri aynı esere ekleyerek, kitabın içeriğini daha da zengin hale getirmiştir.
Ali Taş ile ilgili bir başka eser eser ise Yaşar Sağlam ve Raif Öztürk’ün birlikte hazırladıkları ve 2011 yılında yayımlanan “Dinarlı Şairler” adlı eserdir. Bu eserin içinde de Ali Taş hakkında bilgiler ve şiirlerinden örnekler yer almaktadır. Benim “Afyonkarahisarlı Halk Ozanları” adlı kitabımda da âşığın kısa yaşam öyküsü ve birkaç şiiri bulunmaktadır. Bunların dışında Şükrü Tekin Kaptan tarafından Ali Taş’ın hayatını anlatan bir kitap hazırlandığını ve basılmak üzere Denizli Valiliği’ne teslim edildiğini, fakat ne yazık ki bu kitabın basılmadığını, Raif Öztürk kardeşimizin yazısından öğreniyoruz.
Âşığın Şiirlerde kullanılan dil açık bir Türkçedir ve bu dilde yer yer Ege Bölgesi’nin Teke Yöresi olarak adlandırılan bölgesine ait yerel ifadeler görülmektedir. Ürettiği şiirlerin çoğunluğu koşma formundadır. Bunun dışında semai ve âşık tarzı şiir geleneğindeki destan türüne dair örnekler de yer almaktadır. Şiirlerinde ele aldığı konuların başında memleket ve ülke sevgisi gelmektedir. Özellikle genç yaşta gurbete çıkması, bu temaların gelişmesinde etkindir. 1970 – 1980 yılları arasında çeşitli Avrupa kentlerinde verdiği konserlerinde memleket ve ülke sevgisini içeren bu şiirlerin büyük bir ilgi gördüğü bilinmektedir.
1974 yılında gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekâtı’na istinaden ürettiği “Haddini Bil Yunanlı” başlıklı şiiri aşığın milliyetçi duygularının sanatsal bir dışavurumu olarak okunabilir.
1977 yılında MÜZİK-SAN Vakfının düzenlediği, “Âşıklar Yarışması’nda, Türkü dalında birincilik; yine aynı Vakfın 1981 yılında düzenlediği yarışmada “Atatürk Destanı” şiiriyle “Üstün Hizmet Ödülü almış olan Ali Taş’ın, Millî duygular dışında sosyal ve kişisel sorunların, aşkın, doğanın işlendiği pek çok şiiri bulunmaktadır.
Gönlüm, Ali Taş şiirinden örnek olarak, “Atatürk Destanı”nı vermek ister ama, çok uzun olduğu için, onun yerine iki Afyonkarahisarlı âşığın, karşılıklı atışmalarını sunacağım:
ALİ TAŞ ASLI BACI ATIŞMASI
Aslı Bacı:
Ey Ali Taş çıktın yine karşıma
Sazında nağmeyi sezer giderim
Kaleden ses verip Hakk’ın arşına
Zaferi Afyon’da yazar giderim
Ali Taş:
Halkın ozanıyım halkın diliyim
Kumalar Yaylası’nda açan gülüyüm
Kocatepe’den coşan zafer seliyim
Nice engelleri bozar giderim
Aslı Bacı:
Öfkelenip basma benim telime
Damgayı basarım senin puluna
Set çekip çıkarsın benim yoluma
Seni bu meydanda tozar giderim
Ali Taş:
Sözü değiştirdi bu Kocakarı
Yüzüne bakılır şey olsa bari
İlk akşamdan gece olmadan yarı
Ben senin sırrını çözer giderim
Aslı Bacı:
Ayağına giymiş gönden çarığı
Karşımda duruyor çardak sırığı
Kaymağı ne sanmış Dinar Yörüğü
Yoğurdun çanakta ezer giderim
Ali Taş:
Sanki uçuruma giden bir yolsun
Üstüne yılanlar çıyanlar dolsun
Ben kaptan-ı derya sen küçük gölsün
Ben senin üstünden yüzer giderim
Aslı Bacı:
Bilirsin meşhurdur Afyon sucuğu
Yağırı gocunur alır gıcığı
Madalyalar takmış sünnet çocuğu
Alnına maşallah çizer giderim
Ali Taş:
Bir yiğide yiğit gerek meydana
Kadınla atışmak ar gelir bana
Türk’e ambargo koyan zalim düşmana
Boyunca bir mezar kazar giderim
Aslı Bacı:
Aslı der sözümüz muhabbet ola
Zaferin şenliği dillerde kala
Bülbüller misali konalım dala
Muttalip Bağı’nda gezer giderim
Ali Taş:
Ali Taş der Aslı Bacı gel hele
Türk Milleti hep olalım el-ele
Giderim Ata’mın çizdiği yolaa
Asırlar boyunca uzar giderim