İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Dürziler

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Defalarca yazdım ve topluluk içerisinde söyledim. Ben Elhamdilillah Müslümanım. Goca dedemin Afyonkarahisar halkı nezdindeki adı: “Hacı Hafız Mehmet”tir. Babam Kur’an’ı ezbere okurdu. Beni de Kur’an dersleri ve İslâmî esasları öğrenmem için özel Hoca’ya vermişti. Sonra, kendi insanımızı ve Dünya’nın çeşitli coğrafyalarında yaşayan insanları tanıdıkça, bizim inançlarımızın dışında da, çok sayıdaki insanların, dini anlayış ve yorumları, kafamda derin düşüncelere yol açtı. Örneğin Alevi-Sünni inanç sistemi…Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleri…Babam, “biz Hanefi”yiz demiş, tabii ben de Hanefi olmuştum. Babam “Şafii’yiz oğlum” deseydi, ben başka bir mezhebi seçebilir miydim? Yıllar geçtikçe, Yüce İslâm Dinimiz içerisinde daha nice inançların bulunduğunu öğrenmiştim ve hâlâ öğrenmeye devam ediyorum…

Örneğin “Dürziler”…Halamın kocası (Öğretmen, Nahiye Müdürü, Kaymakam) Hasan Özatman eniştem, oğulları Talât ve Nurettin’e ya da bir başkasına çok kızdığı zaman “dürzü” derdi. Bu sözcüğün “dürzi” olduğunu yeni öğrendim… Zira Dürzî, Dürzü biçiminde de söylenmektedir.

Neyse ben bu Dürzi sözcüğüne taktım, kaynaklara baktım ve aşağıdaki bilgileri okurlarımla paylaşmaya karar verdim…

***

Altıncı Fâtimî Halifesi Hâkim Biemrillah, halkına karşı sert ve acımasız bir yönetim şekli uygulayan bir lider olarak tanına gelmişti. Fakat, bu katı tavrı aynı zamanda onun, kimileri için saygın birisi olarak görülmesine sebep olmuştu. Sadece halkı üzerinde değil, devlet kurumları ve dönemin âlimleri üzerinde de kontrol sahibi olan Hâkim, bir müddet sonra çevresindeki İsmailî âlimlerin gözünde bir halifeden çok daha üst bir konuma ulaşmıştı.Değişik kişiliği ile İslâm tarihinin en ilginç figürlerinden biri olan Hâkim Biemrillah aynı zamanda Dürzî inancının ortaya çıkmasına sebep olan kişiydi. 

Hâkim’in Sünnîlere karşı ortaya koyduğu tavır, halkın büyük bir kısmı tarafından tepkiyle karşılanmış olsa da, bir grup insanın Hâkim’e fazlasıyla bağlanmasına sebep oldu. Hâkim ile çok yakın ilişkide olan İsmailî âlimler, Hâkim’in oluşturduğu bu algıyı yeni bir dinî yorum ortaya koymak için kullandı. Böylece, özellikle Hamza b. Ali’nin katkılarıyla Dürzîlik inancının temelleri atılmış oldu.

Dürzîlik, Hâkim Biemrillah tarafından kurulan Darulhikme'de bulunan İsmailî âlimler tarafından Kahire'de kuruldu ve diğer bölgelere buradan yayıldı.

Hamza b. Ali tarafından ortaya konulan inanç ilk yıllarında gizli bir şekilde yayıldı. Hamza davet çalışmalarının büyük bir titizlikle, gizlenerek yapılmasını istemesine rağmen, en önemli adamlarından biri olan Muhammed b. İsmail ed-Derezî, 1017’de açıktan davete başladı. Asırlarca

bu inanç Derezî’ye atfen Dürzîlik olarak adlandırıldı. 

Derezî, Hâkim’in tanrı olduğunu anlattığı risalesini Kahire’de belli başlı camilerde okutmaya başlayınca büyük bir tepki topladı. Eseri okumakla görevli birçok kişi, halk tarafından linç edildi. Kahire’de bir anda oluşan bu gergin atmosfer devam ederken Hâkim, Derezî’yi himayesine alarak sarayında sakladı.

Kahire’deki gerginliğin yatışmasının hemen ardından Derezî, yanındaki küçük bir toplulukla Şam’a doğru yola çıktı. Derezî bir süre sonra imamlık iddiasında bulunmaya başladı. Kendisini Dürzî inancı içerisinde imam pozisyonuna yerleştiren Hamza b. Ali ise konumunu korumak için Derezî’nin bu söylemlerine karşı harekete geçti. Derezî müridleri tarafından öldürüldü. Bir gece vakti Hâkim Biemrillah’ın da öldürülmesiyle Dürzî inancı büyük bir darbe yedi. Hâkim’in yerine geçen Zâhir babasının Tanrılık iddialarını yalanladı. Dürzîlere karşı büyük bir mücadeleye girişen Zahir, onları büyük şehirlerin dışına; Suriye, Lübnan gibi bölgelere sürdü. Dürzîler, sürgünden önce neredeyse tüm büyük imamlarını kaybetmişti.

Bahauddin gibi geriye kalan birkaç Dürzî âlim, inancı koruma altına almak için Dürzîliğe geçişi sınırladı. O saatten itibaren Dürzî inancı dışa kapalı bir mahiyete bürünürken; Kahire, Şam gibi şehirlerden çıkartılan Dürzîler, Lübnan, Suriye ve İsrail’e göç etmeye başladı.

Lübnan Dürzîleri Suriye ve İsrail'de yaşayan dindaşlarının aksine Araplarla yakın kurdular. Lübnan, Hakim Biemrillah’ın ölümünden sonra yerine geçen Zâhir Lii‘zâzidînillâh’ın baskılarına uğrayan Dürzîlerin ilk durak noktası oldu. Sayıları da artınca  Lübnan içerisinde oldukça etkili bir duruma geldiler.

Fransa’ya karşı gösterilen direnişlere destek veren Dürzîler, Lübnan’ın kurulmasının ardından, bu sefer de devlete muhalif bir tutum takındılar. Lübnan Anayasasının yönetim kanadı için Cumhurbaşkanı’nın bir Marunî (Lübnan Katolik Hristiyanları), başbakanın bir Sünnî, meclis başkanın ise bir Şiî olmasını zorunlu kılması, Dürzîlerde siyasî arenadan dışlanmış hissi yarattı. Kurdukları partiler yoluyla siyasî mücadele yöntemini benimseyerek İkinci Dünya Savaşı sonrasında resmî bir mezhep olarak tanındılar, Hükümette iki de Bakanlık kazandılar.

Dürzîler 1975 yılındaki iç savaşta Lübnan Ulusal Hareketi adı altında Marunîlere karşı mücadele etmiştir. Uzun süren iç savaşta liderlerini kaybeden Dürzî cephesi, 1989’da ABD ve Suriye öncülüğünde yapılan Taif Antlaşması ile ülkedeki konumlarını güçlendirdiler. Dürzîlerin parlamento içerisinde güçlerini arttırmalarının ardından, 2005’teki Haruri suikastından sonra, iki büyük ailenin liderlerinin farklı taraflara geçmesiyle iki cepheye ayrıldılar. Arslan ailesinin lideri olan Talal Arslan, Hizbullah liderinin öncülük ettiği Şiî hareketiyle yakınlaşırken; Canbolat ailesinin lideri olan Velid Canbolat Sünnîlerin Suriye karşıtı 14 Mart Hareketi içinde yer aldı.Toplam nüfusları 700 bin civarında olan Suriye Dürzîleri Halep ve Şam gibi büyük şehirlerin yanı sıra ağırlıklı olarak Suriye’nin Süveydâ şehrinde yaşıyorlar. Bunlar Lübnan Dürzîlere ile yakın akrabadırlar.

2011 yılında Suriye’de başlayan olaylarda sonra Dürzîler rejim yanlısı bir tutum sergilediler. Dürzîler, yüzde 90’a yakın bir oranla, nüfusun çoğunluğunu oluşturdukları Süveydâ’da her zaman söz sahibi idiler. Suriye’nin Fransa tarafından işgal edilmesinin ardından burada Fransa destekli özerk bir devlet kuran Suriye Dürzîleri, bağımsızlık mücadelelerinin başlamasının ardından Fransa’ya karşı ayaklandılar.

Bağımsız Suriye devletinin kurulması aşamasında destekçi olan Dürzîler, Arap milliyetçilik hareketinin baş göstermesi sebebiyle devlete karşı ayaklandılar. 1947’den 1954’e kadar süren Suriye devleti ve Dürzîler arasındaki bu çatışmalar, Dürzîlerin ağır  yenilgisiyle sona ermiştir.

Bu süreçten sonra Devlet içinde kadrolaşarak, özellikle Baas ve Suriye Ordusu içinde örgütlenen Dürzîler, Sunni Araplara karşı Nusayrilerle işbirliği içine girdiler. 1966’da Salim Hâtum ve Talal Ebu Asali adında iki Dürzî subayın darbe girişimlerinin başarısızlığa uğraması, Dürzîlerin devlet kurumlarından tasfiyesine neden oldu. Hafız Esed döneminde, farklı seslerin bastırılması uygulamaları dolayısıyla Dürzîler devlet sisteminin dışına itildiler.

Öte yandan Devletine oldukça bağlı olan İsrail Dürzileri, diğer ülkelerde yaşayan Dürzî topluluğun aksine muhalif bir tutum içerisinde olmadılar. İsrail’e göçmüş olmadıklarını, aksine her daim bu topraklarda var olduklarını iddia eden İsrail Dürzîleri, 150 bine yakın nüfusları ile İsrail devletinin önemli bir parçasını oluşturdular. İsrail’deki Dürzîlerin büyük bir çoğunluğu İsrail devletine sadıkken, kendilerini Müslümanlardan ayırmakta ve Arap olarak anılmaktan hoşlanmamaktadırlar. Henüz İsrail devleti kurulmadan önce başlayan Yahudi-Dürzî dostluğu, 1948’de bir Yahudi devleti kurulduğunda çok daha üst derecelere ulaştı!... Esasen Müslüman Araplarla ilişkileri iyi olmayan Dürzîler, Yahudilerin Filistin topraklarına yerleşmesi sırasında, Arapların karşısında yer alarak Yahudilere yardım ettiler!...

İsrail yönetimi ve bu topraklarda yaşayan Dürzîlerin arasındaki iyi ilişki, Suriye ve Lübnan gibi bölgelerde yaşayan Dürzîlere de yansımıştır. İsrail, kendi toprakları dışında yaşayan Dürzîlerle iyi ilişkiler geliştirmiş, onlarla Yahudilere saldırmamaya dair anlaşmalar imzalamıştır. İsrail devleti tesis edilen bu iyi ilişkiyi zaman zaman Suriye ve Lübnan’ın iç işlerine karışmak için de kullanmıştır. İsrail'de yaşayan Dürzîlerin büyük bir çoğunluğu Golan Tepeleri'nde yaşamaktadır.

***

Hamza b.Ali tarafından şekil verilen Dürzîliği İslâm dinî içerisinden çıkmış olan diğer inançlarından ayıran en büyük özellik Hâkim Biemrillah’ın Tanrı olduğuna inanmalarıdır.

Tanrı’nın ilahî ve insanî iki özelliği olduğuna inanan Dürzîler, Hâkim Biemrillah’ın bu insanî özelliği taşıdığını düşünmektedirler. Onlara göre Tanrı daha önce başka insanların bedeninde yer ettiği gibi, Hz. Ali’nin ruhunu taşıyan Hâkim’de tecessüm ederek, yeryüzüne inmiştir. Fakat Tanrı’nın Hâkim’in bedeninde cisim bulması, daha öncekilerden oldukça farklı olarak mükemmel bir şekilde zuhur etmiştir.

Dürzîler, Hâkim’in öldürülmesini, gayba karışma olarak algılamaktadır. Hâkim Tanrı olması sebebiyle ölmemiş, sadece belli bir süreliğine dünyadan çekilmiştir ve yeryüzüne tekrar geri döndüğünde, dünyanın hâkimiyetini Dürzîlere verecektir. Dürzîler, Tanrı’nın farklı insanlarda kendini göstermesi fikrinin bir yansıması olarak, insanların da öldükten sonra farklı bedenlere geçiş yaptığını düşünmektedir.

Dürzî alimler, Zâhir tarafından Kahire'den göç etmeye zorlandıklarında Dürzîliği dışarıya kapalı bir grup haline getirdiklerinden bugün Dürzî inancına dair birçok metin, diğer insanlardan gizlenmektedir. 

Dürzîler, Namaz, oruç, hac gibi hükmü kaldırılan ibadetlerin yerine Hamza b. Ali tarafından oluşturulan yedi ilkeye uyarlar. Birinci ilke “doğru sözlülük” olup namazın yerine getirilmiş bir kuraldır. “Din kardeşlerini korumak” olan ikinci ilke, Dürzî toplumunu bir arada tutmak gibi bir anlayıştan ortaya çıkmıştır. Oruca karşılık getirilmiş olan üçüncü ilke ise "var olmayan ve yalan şeylere ibadetten vazgeçmek” tir. Dördüncü ilke olan “İblisler ve azgınlardan uzaklaşmak” tır. Son üç ilke ise Hâkim’in mutlak tanrı olduğu, her şeyin ondan geldiği ve ondan gelene boyun eğme prensiplerini içermektedir.

***

Lübnan ve Suriye’deki bazı Dürzîler IX.Yüzyıldan itibaren Amerika, Avustralya ve Batı Afrika’ya göç ettiler. Şu anda Latin Amerika’da, özellikle de Meksika, Kanada, Avusturalya, Venezuella, Brezilya, Arjantin ve Meksika’da, küçük topluluklar halinde de Şili ve Kolombiya’da 40.000 civarında Dürzî yaşamaktadır. Bazı Dürzîler de Doğu ve Batı Hint Adaları ile Filipinler’de bulunmaktadır. Suriye’de 1983 yılında 180.000 olan Dürzî nüfusu bugün 260.000 civarındadır. Bunlardan 15.000’i Halep’te, 20.000’i Şam civarında, 25.000’i Güneybatı Suriye’deki Katana, Kuneytra’da, 200.000’i de Cebelü’d-Dürûz’da yaşamaktadır. Ürdün’deki birkaç bin Dürzî çoğunlukla Zerka ile başkent Amman’da yaşıyorlar. İsrail’deki Dürzîlerin çoğu Batı Galilee ve Golan tepelerinde yaşamaktadır. Filistin’deki Dürzîler ise gelirlerini sahip oldukları küçük topraklardan sağlayan çiftçi bir toplum hüviyetindedir. Dürzîler kendi aralarında ve bu ülkelerde yaşayan Arap kökenli insanlar ile aralarındaki bağları kuvvetlendirici faaliyetlerde bulunan dernekler oluşturmuşlardır. 

Bugün Beyrut’ta dini, kültürel ve sosyal organizasyonların odak noktası olan bir “Dürzî Merkezi” bulunmaktadır. Bunun yanında, Abey köylerinde yetimhane, huzurevi, Beyrut ve diğer yerlerde okullar, dernekler ve kulüpler gibi sivil toplum kuruluşlarına sahiptirler. 

***

Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturan Selçuk ve Osmanlı İmparatorlukları gibi bu günkü Devletimiz de çok ulusludur. Yani Türk’ün kaderini paylaşan, gerektiğinde Türk’le omuz omuza savaşarak, kader birliği etmiş olan tüm etnik topluluklar bizim yurttaşımızdır. Örneğin Tarihimizde olumlu izler bırakmış olan bazı Dürzi yurttaşlarımızı burada anmak isterim.

MAANOĞLU FAHREDDİN

Maanoğlu Fahreddin  (Doğ.1572-Ölüm 1635 İstanbul) , Osmanlı'ya isyan eden Dürzi Emir Lübnan Dağlarındaki Dürzi ve Maruni halklarını birleştiren kişi.Lübnan'ın ileri gelen ailelerinden olan Maanoğulları ailesinden Emir Korkmaz'ın oğludur. Ailesi I.Sultan  Selim döneminde Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetini kabul etmiş ve aileye sancak beyi statüsü tevdi edilmiştir.

EMİR ARSLAN BEY

Mustafa Arslan Bey'in oğlu olan Mehmet Arslan Bey,1908'de Osmanlı Mebusan Meclisi’nde Lazkiye Mebusu olarak yer aldı. seçilmiştir. Hariciye Encümeni Reisliği de yaptı. İleri gelen Dürzi ailelerden birine mensuptur. 1869'da Şüveyfât'ta doğdu. Amerikan okulunda başladığı eğitimine 1879'da Beyrut'ta Maruni okulunda devam etti. Fransızca öğrendi ve Arap tarihi ve edebiyatı alanında kendisini yetiştirdi. 

Açıklama: https://turkiyearastirmalari.org/wp-content/uploads/2025/03/asdsdsas.jpg

Velid Canbolat

 

KEMAL CANBOLAT

(Doğ.1917-Ölüm.1977)Lübnan'daki İlerici Sosyalist Partisi'nin (PSP) kurucusu ve Lübnan Dürzilerinin geçmişteki lideriVelid Canbolat'ın babası. Babası Fuad Canbolat’ın bir suikastte öldürülmesi üzerine yerine annesi Nazire geçti. 1926 yılında Kemal Canbolat, bir Hristiyan okuluna girdi ve ilk eğitimini 1928 yılında tamamladı. Liseden, FransızcaArapça, bilim ve edebiyat eğitimi alarak 1936 yılında mezun oldu. 1948'de, Dürzi Emir Şekib Arslan'ın kızı May Arslan ile evlendi. Yedi kez milletvekili seçilen Canbolat, siyasi parti liderlikleri, bakanlıklar yaparak, Lübnan siyasi tarihinde önemli izler bıraktı. Kemal Canbolad, 16 Mart 1977 tarihinde Suriye kontrol noktasının yüz metre yakınında Esad’ın BAAS militanları tarafından öldürüldü.

VELİD CANBOLAT 

Velid Canbolat 1949 yılında doğdu. Lübnan’ın İlerici Sosyalist Partisi'nin Genel Başkanı ve Dürzi topluluğunun en tanınmış lideridir. 

Canbolat Aşireti AdıyamanKahramanmaraş ve Malatya arasında yerleşik bir aşirettir17. yüzyılda çıkardıkları isyandan sonra Dürz Dağı bölgesine yerleştirilmiştir, daha sonra Dürz dağında yaşadıkları için zamanla Dürzi denmiştir. Canbolat ailesinin ismi Şamil Canbolat'tan gelir. 1530-1580 yılları arasında Halep valiliği yapmış olan Canpolat İbn Kasım El-Kûrdî El-Kayserî'ye dayanır. Velid Canbolat, Kemal Canbolat'ın oğludur. Ayrıca anne tarafından Emir Prens Şekib Arslan'ın torunudur. İlk eşi, Çerkes asıllı 'Gigi' lakaplı Ürdünlü Gervette, oğlu Teymur'un annesidir. Velid Canbolat Beyrut Amerikan Üniveritesi Siyasal Bilimler Fakültesi mezunudur. 

Yazarın Diğer Yazıları