İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Fatih Sultan Mehmet Ve Hocası Akşemseddin

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Tarihimizin büyük simalarından olan Fatih Sultan Mehmet, 1453 yılında İstanbul’u fethederek, bir çağı kapatmış, yeni bir çağ açmıştır. Bu büyük insanımız hakkında çok şey yazıldı, filmler çekildi. O’nu ve zaferini perdeye en güzel aksettiren film ise, TRT’nin yaptığı ve geçtiğimiz günlerde final bölümü gösterilen “Mehmed” adlı filmdir.

Şahsen ben, ilk bölümünden son bölüme kadar Mehmed dizisini ilgiyle seyrettim ve Fatih’i daha iyi tanıma olanağını buldum,.

Tarihi kaynaklardan öğrendiğimize göre, Fatih’in kişiliğinin oluşmasında, Akşemseddin’in büyük rolü vardır. Zira bu büyük Türk Bilgini olan Akşemseddin, önemli bir Tıp Bilgini olduğu gibi, Türk Tasavvufunun kurucusu ve en önemlisi de Fatih Sultan Mehmet’in Hocasıdır…

1389 yılında Şeyh Hamza’nın oğlu olarak Şam’da dünyaya gelen Akşemseddin, küçük bir Şehzade olarak Amasya’ya gelen, Sultan Mehmet’in eğitimiyle meşgul olmuştur.

İlk tahsilini babasından alan Akşemseddin daha  7 yaşında hafız olmuş, ailesiyle birlikte Çorum-Osmancık ilçesinin Sarpın Kavak köyüne yerleşmiştir. 

Babasının vefatından sonra Amasya ve Osmancık medreselerinde eğitimini tamamlayan Akşemseddin, Osmancık Medresesine müderris oldu. Ayrıca, tıbba ve eczacılığa merakı, onu  tıp bilimine yöneltti. Seyyid Abdülkâdir Geylânî, İmam-ı Gazali ve Muhammed Celaleddin-i Rumi gibi bilginlerde görüldüğü gibi, ilim tahsili ile tatmin olmayan Akşemseddin, Tasavvufa olan ilgisinden dolayı,  önce İran'ı dolaştı ama umduğunu bulamadığı için tekrar Anadolu'ya dönmek zorunda kaldı.

Ankara'ya giden Akşemseddin, Hacı Bayram Veli'nin öğrencilerinin nefislerini kırmak, fakirlere yardım etmek ve yoksullara ikramda bulunmak için de olsa  yardım kabul etmesi, çarşı pazarda devran yaptırması gibi hallerinden hoşlanmadığı için Ankara'dan ayrıldı ve başka bir mürşid aramak için Halep'e gitti. Halep'te bir gece rüyasında boynuna bir zincirin takılmış olduğunu, zincirin diğer ucu Hacı Bayram Veli'nin elinde ve kendisini Ankara'ya doğru çektiğini gördü. Bunun üzerine yeniden Ankara'ya döndü. 

Hacı Bayram Veli'nin yanında özel bir ilgi gören Akşemseddin, kendisine gösterilen bu ilgiyi en iyi şekilde değerlendirdi. Kısa süre tasavvufun bütün yollarını ve inceliklerini öğrenen Aksemseddin, bu başarısından dolayı Hacı Bayram Veli'den icâzet aldı ve hilafet tacı giydirildi. Bunun sonrasında Hacı Bayram Veli'den aldığı izinle Ankara'dan ayrıldı ve Beypazarı’na yerleşti.

Beypazarı’nda büyük bir üne ulaşan Akşemseddin, kısa bir süre sonra oradan da ayrılıp ve İskilip'e yerleşti. Ancak orada da beklediği ortamı bulamayınca, bu kez Bolu'nun Göynük ilçesine yerleşti. 

Göynük'te bir değirmen ve mescid inşa ettirip, kendi çocuklarının tahsil ve terbiyesi ile meşgul olmuş, diğer taraftan mevcut eserlerini yazmış ve yedi kere hacca gidebilme imkânı bulmuştur. Akşemseddin'in kimi kaynaklarda on, kimi kaynaklarda da oniki evladının olduğu kaydedilmiştir.

Akşemseddin'in asıl ünü, Osmanlı Padişahı II.Murad’ın emir ve isteğiyle II. Mehmed'in hocalığına tayin edilişiyle başlamıştır.

Akşemseddin, II. Mehmed'in hem Hocası, hem de danışmanıydı. Bu yönleriyle, kuşkusuz, İstanbul'un fethine katkıda bulunmuştur. Çocukları, öğrencileri ve müritleriyle birlikte fetih ordusuna katılmışlardır. 

Fatih Sultan Mehmed, Akşemseddin ile birlikte İstanbul'a girerken şehir halkı tarafından karşılanıyor, şehir halkı Akşemseddin'i II. Mehmed sanıp ona çiçekler uzatılıyor. 

kşemseddin ise "Padişah ben değilim" diyerek yanındaki Fatih Sultan Mehmed'i gösteriyordu. II. Mehmed ise "Hünkar benim ama, o benim hocamdır. Çiçekler O'na Layıktır!" sözüyle tebessüm ediyordu. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethinin ardından Ayasofya'da hutbesini tamamladıktan sonra, minberden inmiş ve Akşemseddin'i imâmete geçirmişti. Böylece fethin ilk Cuma namazını Ahşemseddin kıldırmıştı. Ayrıca Akşemseddin’in, Fetih'ten sonra Fatih’in isteği üzerine Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin kabrini tespit ettiği rivayet edilmiştir… 

Akşemseddin, fetihten sonra, II. Mehmed'in ısrarına rağmen İstanbul'da kalmak istemedi, Bolu’nun Göynük İlçesine çekildi ve 16 Şubat 1459 yılında 70 yaşında vefat eti..

Kaynaklarda Akşemseddin'in tıp ilmini kimden ve nasıl öğrendiğine dair somut bilgiler yoktur. Bu konuda İskoçyalı bir Doğubilimcinin History of Ottoman Poetry adlı eserinde, Akşemseddin'in tıp alanındaki ilmini, Hacı Bayram Veli ile beraber olduğu yıllarda elde ettiğini kaydetmekte ve kendisinden âlim ve mübarek bir kimse diye söz etmektedir. Onun sadece bedensel hastalıkların değil, aynı zamandan ruhsal hastalıkların da hekimi olduğu vurgulanmıştır. 

Akşemseddin’in Eserleri:

1. Risaletü'n-Nûriye.

2. Hall-i Müşkilât.

3. Makamât-ı Evliyâ

4. Kitabü't Tıb.

5. Maddetü'l-Hayat.

6. Def'ü Metain.

7. Nasihatname.
 

Yazarın Diğer Yazıları