26 Kasım 1977 tarihinde saat 10.50’de Roma hava alanına indiğimizde rehberimiz Claudio’yu karşımızda bulmuştuk. Roma’nın Leonardo da Vinçi hava alanı, şehir merkezine 32 Km.uzaktaydı. O tarihte İtalya’nın nüfusu 56 milyondu ve nüfusun 3 milyon 200 bini Başkentte yaşıyordu. Oysa ikinci dünya savaşına kadar nüfus bir milyonu geçmiyordu. Roma’da hırsızlık ve yankesicilik olayları sıkça görülüyordu. Bu nedenle rehberlerimiz tarafından birkaç kez uyarılmıştık.
Verilen bilgilere göre, Avrupa’nın en çok turist çeken ülkesi İtalya idi ve yılda ortalama 37 milyon turist geliyordu. Bunların 12-19 milyonu ise mutlaka Roma’ya uğruyordu. Ülkenin güneyinin az gelişmişliğine karşın, Kuzey İtalya sanayileşmişti. Turizm ise, en önemli endüstri idi ve tüm Roma, turizm için çalışıyordu.
Otobüs içinde kent merkezine doğru yol alırken, 1960 olimpiyatlarının yapıldığı stadyumun önünden geçmiştik. Sonra Tiber Nehri karşımıza çıkmıştı. O arada rehberimizin verdiği şu ilginç bilgiyle gururlanmıştık: Roma’nın ilk sakinleri Batı Anadolu’dan gelmişlerdi ve yapılan kazılarla yeni bulgular elde ediliyordu.
Roma’da 1 milyon 200 bin motorlu vasıta vardı. Buna göre 3 Romalı’dan birinin arabası bulunuyordu. Benzin ve şarap fiyatları eşitti: 500 Liret…İspanya gibi burada da duvarlar çeşitli sloganlarla doldurulmuştu! Komünizme övgüler ve NATO’ya yergiler çoğunluktaydı!...
Roma da İstanbul gibi 7 tepe üzerine kurulmuştu. Başkentte yaşayan Müslümanların sayıları da az değildi ve görkemli bir camii inşası için çaba harcıyorlardı.
Nord Otel’e gelmiş ve Nerim beyle birlikte 87 No.lu odaya yerleşmiştik. O tarihte 1 İtalyan lireti, 32 TL idi. Bankalar Türk Lirasını da liretle değiştiriyorlardı. Tabii karaborsa change yapanlar da vardı. Hemen şehri dolaşmaya başlamıştık.
Plaza Republica’daki ünlü çeşmenin önünden geçerek, Museo Nazionale Romano’yu görmüş ve Nazionale caddesine çıkmıştık. Bu caddede mağazalara girip çıkarak yolumuza devam etmiştik. Görmüştük ki, bize göre her şey pahalıydı. Uzun yürüyüş bizi Terme di Traiano’ya götürmüştü. Burada, Roma medeniyeti bütün haşmetiyle görülüyordu. Cavour caddesi üzerinden dolaşarak tekrar Nazionale’ye ulaşmıştık.
Sinemalarda sex filmleri gösteriliyordu! O arada komünist partinin mitingine rastlamıştık. Miting nedeniyle şehir içinde yoğun bir polisiye tedbir gözleniyordu.
Akşam yemeğini Nord Otelde yemiştik. Otelin restoranı, yemekler ve servis mükemmeldi. Yemekten sonra gruptaki arkadaşlarla bir süre sohbet etmiş, sonra Cinema Moderno’ya giderek, başrolünü Nathalie Delon’un oynadığı “Fransız Usulü Aşk” filmini seyretmiştik. Sinemadan çıktıktan sonra M.Ali Saraylı ve Nerim Demircioğlu ile şehir içinde gezinmiştik…Roma’daki sokak kadınları, otomobilli idiler ve köşe başlarında müşteri bekliyorlardı…Tren istasyonunun içinde de bir süre dolaştıktan sonra saat 02.00’de otele dönmüştük.
Panoramik Roma Turu
Ertesi sabah Roma panoramik turu başlamıştı…Roma, tarih kitaplarında okuduğumuz gibi geniş ve büyük tarihi olan şehirdi. Bu şehir, büyük Roma İmparatorluğu’na adını vermişti. Ayrıca Türk tarihi bakımından da önemli olan bir başkentti, Roma…Büyük Hun İmparatoru Attila, Avrupa’nın her yanını istila ederek Roma kapılarına kadar gelmiş; ama buradaki hristiyan din adamlarının ricaları üzerine, burayı almadan, geriye dönüp gitmişti…
Roma, sanat kitaplarında da yazılı olduğu gibi, çok değerli sanatçıların yaşadığı ve eserlerin bulunduğu bir kentti. Nitekim kentin neresine giderseniz gidiniz, sanatı ve kültürü somut olarak görebiliyordunuz. Bu koca kentte metro, otobüs, tramvay, taksi gibi tüm kitle ulaşım araçları mevcuttu. Trafik yoğunluğu ve taksi çokluğu nedeniyle, taksi şoförlerinin ehliyet ve ruhsat alabilmeleri oldukça güç oluyordu. Öte yandan metro hatları inşa edilirken çıkan tarihi eserler yüzünden, bu konudaki çalışmalar da aksıyordu.
Roma’da çok sayıda meydan vardı. 400 adet çeşme, 450 kilise olduğu söyleniyordu. Burası bir anıtlar şehriydi; tarihi olaylar, krallar, sanatçılar, önemli şahsiyetler anıtlaştırılmıştı. Keza sokak, cadde ve meydanlara da bu kişilerin adları verilmişti. Tüm bu özelliklere rağmen, Roma da İstanbul gibi pisti. Trafik kazaları, anarşik olaylar, hırsızlık, yankesicilik ve işsizlik burada da vardı. 2 milyon işsiz bulunduğunu söylemişlerdi.
Roma şehir turumuz, Viktorya Emanuel anıtı önünden geçerek başlamış ve Via Nazional’e girmiştik. Burası bir sanat müzesiydi. Yanında İtalyan Merkez Bankası vardı. Bu bankada sadece 1200 Kg. altın vardı ve bu nedenle enflasyon sürekli yükseliyordu… Sonra Kuininal tepesi ve saray…Burada cumhurbaşkanının malikanesi vardı. Saray 16.yüzyılda yapılmıştı. Önünde ulusal giysili nöbetçiler ve bir de üç stilli çeşme görülüyordu. Bir de Mısır’dan getirilen obelisk! Viyana’da da Türkiye’den giden benzeri bir obelisk’in olduğunu; bunlardan Roma’da 18 tane bulunduğunu, orada öğrenmiştim…Kolona’nın köşkünden geçip, Troyan meydanına çıktığımızda muhteşem anıtı görmüştük. Bu anıt 12x12 metre ebadındaydı. Buradaki Viktorya Emanuel anıtı, Roma’nın bu en büyük kralı adına yaptırılmıştı ve İtalyanlar bu anıta önem veriyorlardı. İtalyanlar; “Garibaldi İtalyanlar’ı birleştirdi; Emanuel yüceltti” diyorlardı. Venedik meydanı da hemen oradaydı. Mussolini, buradaki binanın balkonundan halka hitap etmişti. Onun yanındaki binada da Napolyon Bonapart’ın annesi oturmuştu. Saraylar…tarihi kalıntılar ve tüm eski Roma…Ve Roma’nın alış-veriş merkezi olan Via del Corso…
Trevi-Aşk Çeşmesi
Roma’ya gidip de, “Trevi”, yani “Aşk Çeşmesi”ni görmemek olmazdı. Corso caddesi üzerindeki çeşmede fotoğraf çektirmeyen ve önündeki havuza adak parası atmayan turist yoktu. Oysa 1773 yılında inşa edilen çeşmenin fazla bir özelliği de yoktu…İtalyanlar diyorlardı ki; “buradaki havuza bir para atan nişanlanır; iki para atan evlenir, üç para atan ise boşanır! Ama 4 para bir daha buraya getirir.,..”
Abideler…abideler…ve Başbakanlık binası. İtalya o yıllarda da sürekli koalisyonlarla idare ediliyordu…Pantheon kubbemsi bir tapınaktı; ilginç bir mimarisi vardı. Kubbe 19 metre çapındaydı. Hadrianus döneminde inşası tamamlanan kubbenin ebadı 43x30 metre idi ve Avrupa’nın en büyük kubbesi olduğunu iddia ediyorlardı. Üzerindeki açıklık, zamanı ve mevsimleri bildiriyordu. Tabii açık olan yerden yağmur suları giriyordu. Ağustos başı ile eylül sonunda yağan yağmur esnasında doğan güneş kubbeden içeriye giriyor ve kristal bir kolon oluşturuyordu. Binanın içi otantik şekliyle korunuyordu. İçeride Kral Umberto, Viktorya Emanuel ve ressam Rafael’in mezarları vardı. Bir Katolik kilisesi olan binada kralların yatmakta oluşu, nedeniyle mekân, kutsal sayılıyordu. Bina içindeki 7 niş 7 kat göğü simgeliyordu. Tarih içerisinde burada kurban kesilirken, bu gelenek sonradan kaldırılmıştı. Tapınağın kapısı bronzdandı ve ağırlığı 20 tondu.
Minerva otelinin önüne gelince, grevle karşılaşmıştık. Çalışanlar oteli işgal etmişlerdi!
Senato binasını da gördükten sonra Navona meydanında, Rönesans döneminden kalma bir çeşme görmüştük…Sonra 1911’de inşa edilen ve tepesinde 4 at heykeli bulunan Adalet Sarayını görmüştük…Ve Tiber Nehri…Üzerinde çok sayıda köprüler bulunan…kimi yeni, kimi eski köprüler…
(DEVAM EDECEK)
Roma,1977
Roma Aşk Çeşmesinde