Yunanistan’da doğmuş, büyümüş, yaşamış olan Türk-oğlu Türkler, Türklüklerini açıkça ifade edememekte ve Yunan makamlarının sürekli baskısı altında yaşama mücadelesi verirler iken Türkiye’de yaşayan Rumlar, Türkler ile eşik hak ve özgürlükler altında yaşamaktadırlar. Hal böyle iken, İstanbul’daki Rum Ortodoks Patriği, kendi kendine ekümeniklik ilan ediyor, bunu yazdırıyor ve söyletiyor!...
Son zamanlarda ABD ile kanka olduk ya, Başkan Donald John Trump Ankara’ya Büyükelçi olarak Arap kökenli bir şahsı gönderdi. Bu zat geldiği günden beri öyle demeçler veriyor ve söylemlerde bulunuyor ki, Kabul edebilmemiz mümkün değildir.
Rum Ortodoks Ruhban Okulu olarak bilinen, Türkiye'de kısaca Ruhban Okulu şeklinde de adlandırılan, Heybeliada'daki mekân aslında bir özel yüksek okuldur. Adanın kuzeybatısında Ümit Tepesi nde bulunan okul, Atina Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden sonra kurulan bu alandaki ilk akademik okuldur. 1844 yılında din adamı yetiştirmek için faaliyete geçen okul, 1923 yılına kadar Yüksek Ortodoks Teoloji Okulu adını taşır. Daha sonra bulunduğu ada ile özdeşleşerek Heybeliada Ruhban Okulu olarak anılmaya başlar. 1971 yılındaki Türkiye'deki tüm özel yüksek okulların devlet denetimine girmesi ile ilgili karar neticesinde, bu değişikliğe razı olmayan Fener Rum Patrikhanesinin karşı tutumu nedeniyle okulda teoloji eğitimi kaldırılır, okul yalnız lise düzeyinde eğitim vermeye devam eder. 1971-1972 eğitim döneminde "Heybeliada Özel Rum Lisesi" adını taşıyan okul, sonraki yıl patrikhane tarafından tamamıyla kapatılmıştır.
Esasen bu okul binası, 9. yüzyılda inşa edilen Aya Triada kilisesidir. Kilisenin Osmanlı döneminde de açık kaldığı tahmin edilmektedir. Alman Başrahip Stefanos Gerlach, İstanbul'a 16. yüzyılda yaptığı gezi sonrası kaleme aldığı, İstanbul'daki, kiliseler listesinde Heybeliada Aya Triada kilisesinden de söz eder. Kilise binası, 19. yüzyıl ortalarında din adamı yetiştirmek amacıyla, 1844 yılında teoloji eğitimi ağırlıklı bir okula dönüştürülür. Heybeliada Ruhban Okulu, 1844-1971 eğitim dönemi boyunca 1000'e yakın mezun vermiştir. Bu mezunlarda kimileri dini anlamda önemli pozisyonlara kadar yükselebilmişlerdir. Örneğin aralarında günümüz Patriği I. Bartholomeos’un da bulunduğu 12 kişi Fener Rum Patrikanesi bünyesinde patriklik makamında görev yapmışlardır.
Okul bir dönem başka amaçlar için de kullanılmıştır. Bahriye Nazırlığının 1918 yılında okula el koymasıyla, okulda bulunan yatılı öğrenciler Büyükada’da bulunan Aya Yorgi Manastırına yerleştirilmişlerdir. Okulda yerleşen bahriye öğrencileri Mondros Ateşkes Anlaşması imzalanana kadar okulda kalmışlardır.
Okulda her zaman yalnızca Rum öğrenciler eğitim görmedi. Demokrat Parti iktidarı döneminde 1952'de çıkarılan bir kararla, yabancı öğrencilerin okula kabulüne yeşil ışık yakılmıştır. Bu öğrenciler, 1964 yılında güvenlik gerekçesi ile yasaklanana kadar okulda eğitim alabiliyorlardı. Heybeliada Ruhban Okulunda, 1950-1969 eğitim döneminde 225 mezun vermiş. Bu mezunların 38'i Rum kökenli Türk vatandaşı, 187'si ise başta 162 öğrenciyle Yunanistan olmak üzere çeşitli diğer ülke vatandaşları olarak kayıtlara geçmiştir. Ayrıca okul mezunları sadece din adamı olmuyor, dişçilik gibi çeşitleri meslekleri seçen mezunlar vardır.
1971 yılında T.B.M.M. tarafından çıkarılan "Özel Yüksek Okul Öğrencilerinin Öğrenimlerine Devam Edebilmeleri İçin Açılacak Resmî Yüksek Okullar Hakkında Kanun" neticesinde okulun dini eğitime devam edebilmesi için bir Türk Üniversitesi veya ilahiyat fakültesine bağlanması şartı koyulmuştur. Okulun günümüzde kapalı kalması, mevcut yasa gereği Yükseköğretim Kuruluna bağlanması ve patrikhanenin isteği olan Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığına bağlı özel okul olma isteği konusundaki görüş ayrılıkları yüzündendir.
Kapalı kaldığı süre içinde okul binası çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapmıştır. Bunlar; 1998 "Teoloji ve Çevre sorunları" konferansı
2010 "İstanbul'un izini sürmek" isimli 101 Yunan sanatçının eserleriyle oluşturulan sergi re 2011 "Açık Kapı Mimarlık Festivali" kapsamında okul binası, mimarlıkla ilgilenenler için ziyarete açılmıştır.
Son yıllarda, ruhban okulu ABD'de Yunan lobisi tarafından bir mesele haline gelmiş olup, 1999 yılında ABD Başkanı Bill Clinton'ın Türkiye'yi ziyareti sırasında Ruhban Okulu'nu ziyaret etmiş ve dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'den okulun açılmasına izin verilmesini istemiştir, ama kabul görmemiştir.
***
ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın “Heybeliada Ruhban Okulu’nun Eylül 2026’da açılması hedefleniyor” şeklindeki açıklama yapması şahsen beni son derece üzmüştür. Bu zat kimdir ki, böylesine iddialı bir açıklama yapabiliyor? Nitekim peşpeşe tepkiler yağdı. Siyasetçi ve sivil topllumcu Av. Özcan Pehlivanoğlu, Barrack’ın Türkiye’nin iç işlerine müdahale ettiğini vurguladıktan sonra şunları söyledi:.
“Heybeliada Ruhban Okulunun açık olmaması, Fener Rum Ortodoks kilisesinden kaynaklanmaktadır. Çünkü Kilise, Ruhban Okulunu Tevhid-i Tedrisata aykırı olarak, Türk Eğitim sisteminin denetim ve gözetimi dışında ve özerk olarak açmak istemektedir. Heybeliada Ruhban Okulunun özerk yapıyla eğitim ve öğretime açılması hukuken mümkün değildir. Çünkü devletimizin denetim ve gözetimi dışında bir özerk yapı, Lozan Antlaşması 40. madde ve yürürlükteki anayasamızın 10., 24. ve 42. maddelerine aykırıdır.
Heybeliada Ruhban Okulu’nun özerk yapıyla açılması, bir başka soruna daha işaret etmektedir. Eğer devlet eğitim programlarını kullanmayan ve devlet denetim ve gözetimi dışında bir cemaate yani Ortodokslara özerk bir okul açma izni verilirse, diğer tüm cemaat ve mezheplere devlet program, denetim ve gözetimi dışında okul açılmasının yolu açılır. Böyle bir durumda nasıl bir kaos ve tehlikenin içine düşeceğimizi tasavvur edebiliyor musunuz? Oluşacak yeni durumun, laik Türkiye Cumhuriyeti ile hesaplaşmaya dönüşeceği gayet açıktır.
Diğer yanda, Yunanistan’da Batı Trakya’da yaşayan Türk kardeşlerimiz, kimlikleri inkâr edilip, başta din ve ibadet özgürlüğü olmak üzere ağır baskı ve zülüm altındadırlar. Türkiye Rum Ortodoks azınlığın hak ve hukuku, Batı Trakya’da yaşayan Türk kardeşlerimizle eşdeğer ölçüde belirlenmeli ve dengelenmelidir. Batı Trakya’da mütekabiliyet bağlamında iyileştirme yapılmadıkça, Fener Ortodoks Kilisesi ve Heybeliada Ruhban Okulu’na ayrı ve ilave bir imtiyaz vermek, affedilemeyecek büyük bir hata ve unutulmayacak ağır bir teslimiyet olarak tarihteki yerini alır. Durum böyleyken, karar alıcılar meşruiyeti Atlantik ötesinde değil, Türk hukuk sistemi ve milli vicdanda aramalıdırlar.”
***
Tom Barrack, ABD Başkanı tarafından mı yönlendirilmekte midir? Bilmiyorum. Bu günkü yaşa kadar gördüklerimden edindiğim tecrübelere dayanarak derim ki, bu şahıs Ülkemiz ile ABD arasını açacak söz ve davranışlarda bulunmamalıdır!...Bakınız bir başka şey daha yapmış, Yunanistan gazetesi Kathimerini’ye verdiği demeçte “Türkiye, Osmanlı’daki millet sistemi ile yeniden şekillenmeli ve Doğu Akdeniz’in jeoekonomik kilit rolünü üstlenmeli. 1919 sonrasında ulus-devleti temel alan sistemin Doğu Akdeniz’de ticaret, enerji ve ekonomik işleyişi kilitlediğini, Hazar havzasındaki dev enerji rezervlerinin Akdeniz’e taşınmasının en büyük engelinin Türkiye’nin mevcut ulus-devlet yapısı olduğunu” iddia eden Barrack daha sonra Türkiye-Yunanistan ilişkilerine değinerek, bu iki Devlet arasında sorun çıkaranın Türkiye olduğunu ima etti!...
Sözün burasında demek istediğim odur ki, bu “Eyalet Valisi” havasıyla aleyhimizde demeçler veren Barrack adlı şahsı ben sevmedim. Duruşu, bakışları, konuşmaları bana bu zatın, Türkiye’nin dostu olmadığı izlenimini verdi. Esasen, ABD Başkanı Trump da son zamanlardaki tavırları ve demeçleri ile bana güven vermiyor. Ama ben şuna güveniyorum ki; bu gün Ülkemizi yöneten irade Trump’ın da, bu Barrrack’ın da ne dediklerini ve Türkiye’yi nereye götürmek istediklerini çok iyi anlayıp değerlendirecek, siyasi ve diplomatik bilgiye sahiptir.
Keza Ortodoks Ruhban Okulu konusunda da, hem ABD, hem de Yunanistan hava alacaklardır. Çünkü bu Rum Ortodoks Ruhban Okulu, özellikle de Ortodoks Rum Patrikhanesinin geçmişte Türkiye aleyhinde ne haltlar yedikleri Milletimizin malûmudur. Dolayısiyle, şahsen ben, Heybeliada Ruhban Okulunun açılmasına da, İstanbul’daki Rum Ortodoks Kilisesinin ekümenik kimlik kazanmasına da karşıyım. Türkiye’deki tüm Türk vatandaşların da karşı olduklarına inanıyorum.
T.C.Devletinin malı olan Heybeliada’daki bu bina, YÖK tarafından kayda alınmalı ve burada kurulacak bir ilahiyat fakültesinde tüm dinler akademik seviyede ele alınarak, gerçek dindar insanlar yetiştirilmelidir. Yani bu akademide başta İslâm olmak üzere, tüm dinlerde dersler verilmelidir.