İrfan Ünver Nasrattınoğlu

HİNDİSTAN'LI MÜSLÜMANLAR PAKİSTAN -1-

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Hindistan’ı, uzun yıllar, Türk kökenli insanların yönettiklerini biliyordum. Bildiğim bir şey de Hindistan’da çok sayıda Müslümanların yaşadıklarıydı. Bu yüzden bu ülkeye, içten bir sevgim ve sempatim vardı. Tarih merakım, millî mücadelemiz yıllarında, Hindistanlı Müslümanların, yani Pakistanlı’ların kendi aralarında topladıkları, dişlerinden tırnaklarından arttırdıkları paraları Atatürk’e göndermiş olduklarını da öğretmişti. Sonraları, Muhammed Ali Cinnah’ın, Atatürk için yazdığı şiiri de okumuştum.
1970’li yılların başında tanıdığım Feyzi Halıcı, Türkiye-Pakistan Kültür Derneği’nin başkanıydı. Kısa bir süre önce hayata gözlerini yuman bu değerli şair, Konya’da düzenlediği aşık şölenlerine davet ederek, jüri üyeliği yapmamı, bilahare başkanı olduğu Türkiye-Pakistan Kültür Derneği üyesi olmamı sağlamıştı. Çok geçmeden bu derneğin yönetim kuruluna seçilmiş, giderek önce genel sekreteri, sonra başkanı olmuştum.
Kısa sürede öğrenmiştim ki, Muhammed Ali Cinnah ve tüm Pakistanlı aydınlar, Mevlâna hayranıydı. Mevlâna’yı ve onun şiirlerini, Türkiye’de yaşayan milyonlarca insandan daha fazla anlıyorlardı.
Pakistanlı Müslümanların bağımsızlık mücadelelerini ve 1947 yılında bağımsız Pakistan Cumhuriyeti’nin kuruluşu aşamasını on’lu yaşlarımda, özellikle radyo haberlerinden izlemiştim. Türk basınının ve o tarihte ülkemizi yönetenlerin, Pakistan halkının onurlu mücadelesini desteklerini hatırlıyorum. Tıpkı yıllardır ve bugün de Keşmir konusunda devletimizin bütün kademelerinin ve milletimizin Pakistan’ın yanında yer alışı gibi…
Yönetiminde uzun yıllar bulunduğum Türkiye-Pakistan Kültür Derneği, hemen her yıl, Keşmir konusunda toplantılar düzenleyerek, Pakistanlı kardeşlerimizin yanında olmuştur. Bu toplantılardan birisinde yaptığım konuşma metnini, elinizdeki kitabın son sayfalarında yayınlıyorum.
Gidip görmeyi çok arzu ettiğim Pakistan’a bir defa da olsa, giderek, gezip görebilme şansını elde ettim. Kırk yıldır dünyayı fır-dönüyorum. Diyebilirim ki, Pakistan seyahatim, tüm öteki seyahatlerime göre, yüreğimde ayrı bir yer almıştır.
Bu günden başlayarak, Pakistkan’da nereye gitmiş, ne görmüş, kimlerle görüşmüş ve neler yaşamış isem, onları yazdım.
PAKİSTAN YOLUNDA
Kültür Bakanlığı eski Müsteşarlarından Dr.Mehmet Önder ile birlikte davet edildiğimiz Pakistan’a gidiyorduk…THY’nın Boing 737-500 tipi uçağı saat 19.45’de İstanbul’dan havalandı ve 4 saatlik uçuştan sonra, Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu-Dabi hava alanına indik. Abu Dabi yeni bir kentti. Tüm Arap emirliklerinin toplam nüfusu 2 milyon. Abu- Dabi nüfusu ise 350 bin idi…
Bir süre Abu Dabi hava alanında bekledikten sonra,uçağımız tekrar havalandı ve sadece 15 dakika uçtuktan sonra, Dubai hava alanına indi…Biz de uçaktan inerek, terminale götürüldük. Burası yeni inşa adilmiş modern bir hava alanı ve terminali. Duty Free Shopları dolaştık. Elektronik şeyler bize göre daha ucuzdu. Dubai’nin serbest Pazardı… Mağazalarda, ABD ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde üretilen mallar satılıyordu. Hatta Amerika’da üretilen her türlü ilaç ve vitaminleri bulmak da mümkündü.
Dubai hava alanında uzun süre beklerken sabah olmuştu!…Gökyüzü pırıl pırıldı. Derler ki, buranın kışı, İstanbul’un yazı gibidir. Gerçekten öyle de görünüyordu.
Dubai-Karaçi uçağımız, 08.15’de idi. Uçuşa bir saat kala, 1 no.lu bekleme salonuna aldılar. Tüm koltuklar doluydu ve mecburen ayakta bekleyecektik. Mehmet Önder; “elin Arabı nelere malik olmuş? 2 milyonluk ülkenin 200 tane uçağı var. Ama buraların jandarması Amerika!…” Nihayet, Emirates’in Airbus A300-600R uçağına binip, yerlerimize oturmuştuk.1,5 saatlik uçuştan sonra Pakistan’ın en önemli liman kenti olan Karaçi hava alanına inmiştik. Bir şahsın elindeki “Uluslararası Edebiyat Konferansı” yazısını görüp, yanına varmıştık. 4-5 Romanyalı, ikisi kadın 4 Lübnanlı, 1 Ugandalı, 1 de Ürdünlü, karaşının etrafında toplanmıştık. Topluca bizi, iyi bir salona almışlardı. Biz de dahil, herkesin uykusuz oldukları gözleniyordu. Nitekim az sonra uyuyanların sayısı, uyuklayanlardan daha fazlaydı.
Karaçi hava alanı, geri kalmış olan Arap ülkelerinin hava alanlarını andırıyordu. Bu salt alanın ilkelliğinden değil, çalışanların davranışlarından da anlaşılıyordu… Karaçi-İslamabad uçuşumuzu Pakistan iç hatlar uçağı ile yapacaktık… Tam 2 saat uçuştan sonra İslamabad hava alanına ulaşmıştık. Alanda karşılaştığımız Hanif Fauq’la kucaklaşırken, onun da bizimle birlikte, aynı uçakla gelmiş olduğunu öğrenmiştik…Bizden sonra alana inen uçaktan, dostumuz Muhammed Yakub Mughul da inmiş, onunla da kucaklaşmıştık… Nihayet Holiday Inn-İslâmabad Oteline gelmiştik. Bize mihmandar olarak tayin edilen Hameeda (Hamide) Sabah Kiyani, otelde bizi bekliyordu. Bu genç kız, master öğrencisi idi ve bizden edineceği bilgiler, master tezi için kaynak olacaktı.
Oteldeki açık büfe de nefis bir akşam yemeği yemiş, sonra hemen odalarımızda istirahate çekilmiştik. O arada diplomat dostumuz Shakil Akhtar telefonla aramış ve sabahleyin otele geleceğini söylemişti. Banyo alıp, bir süre TV seyrettikten sonra yatağa girerken, Yüce Yaradana şükretmiştim. Nihayet, Pakistan da idim…

Yazarın Diğer Yazıları