Butto ve Leghari
O tarihte, tesadüfen, üç İslâm ülkesinin başbakanları kadınlardı. Bunlar Türkiye (Tansu Çiller) Bengaldeş ve Pakistan başbakanlarıdır. Pakistan başbakanı Benazir kelimesinin anlamı “eşsiz” demektir, Merhum Başbakan Zülfikar Ali Butto, kızına bu adı verirken, onun gelecekte, ülkesinin en seçkin siması olacağını elbette bilmiyordu. Ama kızına eşsiz bir eğitim vermiş olduğu muhakkaktı. Konferansın açış konuşmasını yaparken, onu çok dikkatle izlemiş, incelemiştim. Zaman zaman kükreyen bir dişi arslanı andırıyor, zaman zaman sesinin tonunu düşürerek, hoşgörüden, barıştan, insan sevgisinden söz ediyordu.
Başbakan konuşmasında Ziya Ül Hak’a yüklenmiş, şiddetle eleştirmişti. Bilindiği üzere General Ziya Ül Hak, Benazir’in babası Zülfikar Ali Butto’yu bir askeri darbe ile devirmiş ve idam ettirmişti!…Ama onun ölümü de eceliyle olmamış, bir sabotaj sonucu bindiği uçağın düşürülmesiyle o da öldürülmüştü!…Ne yazık ki Benazir Butto’nun ölümü de bir suikast sonucu olmuştu!…
Cumhurbaşkanı Farooq Ahmed Khan Leghari ise, yaşını hiç göstermiyor, bir üniversite öğrencisi dinçliğiyle, güleryüzü ve enerjisi ile çevresindekileri etkiliyordu. Konferansın son günü, tüm konuklara bir akşam yemeği vermişti. Cumhurbaşkanlığı sarayındaki yemekten önce, yaklaşık 40 dakikalık bir konuşmayla, dünyadaki genel durumu özetlemişti.
Dünya yazarları ve aydınları, Pakistan Cumhurbaşkanı ve Başbakanından başka, bazı eyaletlerin başbakanları ve bakanlar ile de tanışmak, görüşmek olanağını bulmuşlardı.
Pakistanlı Dostlarımız
Yanımızda ve çevremizde, Türkçe konuşan Pakistanlı dostlarımız da vardı. Yüksek tahsilini ve doktorasını Ankara’da yapan, bilahare uzun süre, Pakistan’ın Ankara Büyükelçiliği nezdinde Kültür Müsteşarı olarak görev yapan Prof.Dr.Muhammed Yakub Mughul, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Urdu Dili ve Edebiyatı Bölümünün, uzun süre başkanlığını yapan Prof.Dr.Hanif Fauqe, Türkiye’de doktora yapan değerli bilim adamı Dr.Ziya Ullah, Hacettepe Üniversitesi’nde doktora yapan ve birkaç yıl Pakistan’ın Ankara Büyükelçiliğinde Basın Ataşesi görevinde bulunan Shakil Akhtar, daima yanımızda olmuşlardı. Enformasyon Bakanlığının üst düzey bürokratlarından olan Dr.Akhtar, benim için bir Lahor gezisi hazırlamış, böylelikle benim, Pakistan’ın bu güzel ve önemli kentini de görebilmemi sağlamıştı. Prof.Dr.Mughul ise, İslamabad’dan başlayarak, benimle birlikte, adeta bütün Pakistan’ı dolaşmış, bana arkadaşlık, rehberlik, tercümanlık yapmıştı.
İsveçli yazarın densizliği
Konferans çalışmaları devam ederken, İsveçli bir yazar kürsüye çıkıp, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti aleyhinde konuşmuş; Türkiye’de yazarların, özgürce yazamadıklarını, ünlü yazar Yaşar Kemal’in hapiste olduğunu söylemişti. Bununla da yetinmeyip, konferansın sonuç bildirisinde, Türkiye’nin kınanmasını teklif etmişti. Biz gerek kendisine, gerekse konferanstaki delegelerin bir kısmına, İsveçli’nin gerçeği söylemediğini, bütün yazarların, tam ber özgürlük içerisinde yazıp yayımlayabildiklerini, Yaşar Kemal’in de hapiste falan olmadığını ve fakat, Türkiye’nin ulusal bütünlüğüne yönelik bir konuşmasından dolayı hakkında soruşturma açıldığını söyledik. Nitekim biz daha orada iken Devlet Güvenlik Mahkemesi Yaşar Kemal hakkında beraat kararı vermişti. Bunun üzerine de İsveçli yazar, gelip bizden özür dilemişti. Böyle bir karar, o günlerde alınmamış bile olsa, biz gerekli önlemleri almıştık ve ülkemiz aleyhinde herhangi bir kararın alınması söz konusu olmayacaktı…Zira Orta Asya Türk cumhuriyetlerinden gelen delegeleri ve birçok dostumuzu yanımıza çekmiştik. Esasen Akademi ve Düzenleme Kurulu Başkanı Fakhar Zaman bize; “merak etmeyiniz, Pakistan’da, hiç kimse Türkiye aleyhine bir karar çıkartamaz…! Demişti.
Fakhar Zaman
Fakhar zaman, Pakistan’daki muhteşem toplantıyı düzenleyen, Edebiyat Akademisi’nin başkanıydı. İktidardaki Pakistan Halk Partisi Merkez Komitesi üyesi, aynı zamanda Benazir Butto’nun çok önem ve değer verdiği bir kişiydi. Butto kabinesinde de Devlet Bakanı olarak görev yapıyordu. Bu nedenle konferans için gerekli finansmanı sağlamakta güçlük çekmemişti. Zira bu konferans, bir devlet politikası olarak düzenlenmişti. Konferansı Başbakan açmış, Cumhurbaşkanı kapatmıştı. Bu arada tüm konuklara birçok kitap hediye edilmişti. Konukların ağırlandıkları oteller ise, İslamabad ve Ravalpindi’nin en lüks otelleriydi. Örneğin biz, beş yıldızlı Holiday In otelinde konaklamıştık. Sabah, öğle ve akşam yemekleri açık büfeydi. Ayrıca toplu ziyafetler verilmişti. Ancak, alkollü içki alınmamıştı, zira Pakistan bir İslâm Cumhuriyeti idi ve dinin gerekleri yerine getiriliyordu.
Fakhar Zaman, birçok ülkenin yazarlar birliği ile, Pakistan Edebiyat Akademisi arasında ilişkiler kurulmasını arzu ediyor ve bu hususta çaba harcıyordu. Bu amaçla birçok ülkeyi ziyaret etmişti.
Eski ve yeni dostlar
Uluslararası Yazarlar ve Aydınlar Konferansı, bizi bazı eski dostlarla buluşturmuş, yeni dostlar edinmemizi sağlamıştı. Örneğin Özbek ve Kazak dostlarla karşılaşmıştım. Tacikistan heyetindeki Tatar asıllı Raisa Muhutdinova hanımla tanışmıştım. Türkçe’yi çok iyi konuşan bu hanım, Tacikistan radyosunun İngilizce bölümünde çalışıyor, ayrıca Reuters Ajansının Duşenbe muhabirliğini yapıyordu. Hollanda’dan gelen iki kişiden birisi, Güney Azerbaycanlı Dr.Turaj Atabaki; öteki ise tarihçi Prof.Dr. F. De Jong idi. Bu zat ile Mehmet Önder aynı yıl içinde, İstanbul ve Cenevre’den sonra, üçüncü kez karşılaşıyorlardı. Özbek heyetinden Tahir Kahhar ve Tora Mirza’yı, Özbekistan seyahatimden tanıyordum. Ayrıca bu iki edebiyat ve bilim adamı ile, Türkiye ve başka ülkelerde de karşılaşmıştım… Keza Kazak heyetinden de tanıdıklarım vardı. Bunlardan Marfuga Aythoca ile Almatı’da tanışmış, uzun sohbetlerde bulunmuş, yemek yemiş ve hakkında kaleme aldığım bir de yazı yayımlamıştım…
Shakarparian (Şekerparyan)
Pakistan Hükümetinin Devlet Bakanlarından Mian Habib Ullah, dünyanın çeşitli ülkelerinden davet edilen yazar ve aydınlar için, Şekerparyan adı verilen mekanda, bir öğle yemeği verdi. Piknik olarak düzenlenen bu açık hava yemeği, açık büfe biçiminde olmuştu. Pakistanlı kardeşlerimizin, konuklardan önce açık büfeye saldırarak, tüm yemekleri adeta silip süpürmeleri yadırganmıştı!…
Yemekten sonra Mehmet Önder’le birlikte otele gitmiştik. Zira Shakil Akhdar, bizim için otele gelecekti. Mehmet ağabeyin amacı yapacağı alış-veriş konusunda Shakil’in desteğini sağlamaktı. Birlikte çarşıya çıkıp Cuma Pazarı’na gitmiştik. Burası karmakarışık, berbat bir Pazar yeriydi. Halkın yoksulluğu bir yana, mekan pislik içindeydi. Aslında bizi davet eden kuruluşu yönetenler, delegelerin pazara gitmelerini yasaklamış, can güvenliğimizin olmadığını bildirmişti. Zira biz İslamabad’a varmadan önce, Mısır sefaretinde bomba patlamış, ölenler ve yaralananlar olmuştu.
Yazarın Diğer Yazıları
Moldova Cumhuriyeti’nde Kurulan Gagauzya Türk Devleti Ve Büyükelçi Ender Arat
14 Ağustos 2026 01:12Kırk Arabalık Nakliye Kolu Kumandanı Bilecikli Ayşe Çavuş
13 Ağustos 2026 01:08Milli Mücadele Milis Kumandanı İpsiz Recep
12 Ağustos 2026 01:08Azerbaycanlı Şair-Yazar-Akademik Neriman Hasanzade (Ardından)
11 Ağustos 2026 01:06Milli Mücadelede Vanlı Kadın Kahraman GAZİ SÜREYYA SÜLÜN
10 Ağustos 2026 01:04