Taxila
Bir gün, İslamabad’a 150 km. uzaktaki Taxila adlı bir kente gittik. Kahvaltıyı otelde yaptıktan sonra, minibüslerle yola çıkmış, yol boyunca yeşillikler, tozlu yollar katedip, Pakistan insanını da kırsal kesimde görerek, Taxila’ya ulaştık. Kente girişte villa tipi evler gördük. Gördük ki, sefaletin yanısıra, varlık içinde yaşayan insanlar da bulunmaktadır. Kentte başta Mercedes olmak üzere Japon sanayiinin ürettiği tüm markaların olduğu otomobiller var. Biz gitmeden kısa bir süre önce, tam bir ay süreyle “Japon Haftası” düzenlenmiş. Bizim orada bulunduğumuz günlerde de “Rus Mutfağı Günleri” vardı.
Taxila’da müzeye gittik. Burada Budizm çağı, Moğollar ve Türkler’e ait kalıntılar gözler önüne seriliyordu. Bir de kısmen kazı yapılan ve açık hava müzesi durumundaki Sirkap Kenti… Sirkap’ın kelime anlamı “sirkeci” dir. Bu kent 2200 yıl önce kurulmuş, ama sonradan yok olmuş. Şimdi kazı yapıyorlar, ama ne burada ve ne de müzede, pek bir şey görülmüyor.
Daha sonra Sirkap yakınındaki Khanpur Dam adlı baraj gölünün kenarında bir halk oyunları gösterisi seyrettik. Gösteriden sonra da açık büfe, öğle yemeği yedik. Yemekten sonra da geldiğimiz minibüslerle İslamabad’a döndük.
Golra Sharif
Mehmet Önder, Pakistan’a birkaç kez gelmişti. Esasen, o daha Konya’da Mevlana Müzesi müdürlüğü yaparken, kimi Pakistanlı önemli kişilerle tanışmıştı. Bunlardan birisi (o tarihte) 48 yıl önce tanışmış olduğu bir şeyh idi. Bu şeyh Mehmet Önder’in İslamabad’da olduğunu öğrenince, telefonda mekânına davet etmişti. Şeyhin adamları, akşam otele gelip bizi aldılar. Akşam saatlerinde, İslamabad’ın en modern caddelerinden geçtim. Faysal Camiine varmadan sola dönüp, dosdoğru gidince, birkaç kilometre sonra, Golra Sharif soyundan gelen bir şeyhin köyü… Hazreti Pîr Meher Ali Şah adına bir türbe, cami ve tam bir külliyeyi, şeyhin bugünkü varisleri yaptırmışlar. Gezip, dua ettik. Mehmet Önder, işte bu zatı tanımıştı. Onun sandukasından biraz daha küçük bir sanduka ise Meher Ali Şah’ın oğlu Hazreti Pîr Seyid Gulam Muhiyuddin (1891-1974)’e ait. Onun yerini alan Hazreti Seyid Gulam Mu’inuddin (doğ.1920)’i göremedik, çünkü rahatsızlığı nedeniyle Lahor’da imiş. Onunla telefon görüşmesi yapıldı. Mehmet Önder onunla Farsça konuştu. Ama kardeşi Hz.Seyid Şah Abdülhak (doğ.1926) ev sahipliği yaptı. Dünyadaki tüm Kadiri tarikatı mensuplarının mekânıydı. Şah Abdullah’ın küçük oğlu da oradaydı. Tabii bir dizi de müridleri…Ve Türkçe konuşan bir kadın. Evli ve iki kız anası olan ve üniversitede hocalık yapan İmtiaz Begum, Türkiye’de de birkaç ay bulunmuş ve araştırma yapmış.
Cami ve türbe ziyaretinden sonra alındığımız salonda, ilahiler dinledik. Bunlardan ikisinin sözleri, Mevlâna’ya, birisi de Gulam Muhiyuddin’e aitmiş. Şeyhin ilahisi, Konya özlemi içeriyordu…Şeyh trenlerden çok duygulanırmış. İnenler, binanler, hayatı sembolize edermiş. Bu nedenle odanın duvarında, ışıkla da aydınlatılan bir tren katarı fotoğrafı görülüyordu… Keza Mekke-Medine posterleri, Ayet-i Kerimeler, duvarları süslüyordu…Oradaki atmosfer, benim duygularımı da alt-üst etmişti. O uhrevi havayı teneffüs ettikten sonra tez zamanda, en azından bir umre yapmayı kafama koymuştum. Kuşkusuz, İslâmın tüm gereklerini uygulama aşkı da yüreğimde yeşermişti. Kendi kendime “inşallah” demiştim…
***
Şeyh Seyid Gulam Mu’inuddin’i İslamabad’daki dergahında görememiştik; ama benim ısrarlı taleplerim üzerine, Yakub Mughul, beni Lahor’da onunla buluşturmuştu. Şeyh, Mall caddesinde, bir müridinin malikanesinde kalıyordu…O akşam malikane tıklım tıklım doluydu. Şeyh ayağındaki bir yaradan dolayı, yatakta yatıyordu. Bir ameliyat geçirmişti. Kısa bir süre kendisiyle konuşmuştuk. Mehmet Önder’le birlikte geldiğimizi biliyordu. Bizi çok iyi karşılamış ve gözlerini uzun süre üzerimde tutmuştu. Müridleri gelip, onun ayaklarını öpüyorlardı. Bana Konya’da Mevlana türbesini ve İstanbul’daki Eyüp Sultan türbesini çok özlediğini söylemişti. Veda edip ayrılırken de “Mevlâna’ya dua et…” demişti.
Biz orada iken büyük bir sofra hazırlanmıştı ve bizi de davet etmişlerdi. Oturup biz de karnımızı doyurmuştuk. Şeyhin İslamabad’da tanıştığımız kardeşi Şah Abdullah da o sabah Nisar Ahmed Siddiqi ile birlikte Lahor’a gelmişti.
Malikaneden ayrılırken, müritlerden birisi elimi, tutup, omzumu öpmüştü. Bunun nedeni, şayhin benim elimi uzun uzun avuçları içinde tutmuş olmasıydı. Zira şeyh müridlerinden hiç birisine elini vermiyordu.
İslamabad’da son gün
İslamabad’daki son günümüzde, beklediğim güzel haber gelmişti. Herkes geldikleri yere dönerlerken, ben birkaç gün daha Pakistan’da kalacaktım.
Kahvaltıdan sonra, Milli Kütüphaneye gitmiştik. Orada Büyükelçimiz Candan Azer ile tanışıp, görüşmüştüm.
Konferans, okunan bir deklarasyon ile sona ermişti. Tabii, bu deklarasyonda, Türkiye aleyhine tek bir kelime dahi yoktu…
İslamabad’daki son akşam yemeği cumhurbaşkanlığı sarayında idi. Cumhurbaşkanı Ahmet Şah Legari, çok büyük ve geniş olan salona girdiğinde herkes ayaktaydı. Başkan ise, kapıya yakın olan üç-beş kişiyle selamlaşıp konuştuktan sonra, protokol masasına oturdu.
***
Son İslamabad sabahına, ezan sesiyle uyandım….Kalkıp giyindim ve az sonra, o gün yurda uçmak üzere hava alanına gidecek olan Mehmet Önder’i uğurladım. Onun gidişi içimde bir burukluğa yol açtı. Bu tür toplantılarda, her yerden insanlar gelir, buluşulur, kucaklaşılır, günler geçer gider ve böyle ayrılık saati gelir… Kimi erken gider, kimi geç… Ama ayrılık kaçınılmazdır. Geldiğimiz andan beri bizimle beraber olan çok alıştığımız rehberimiz Hameeda Sabah Kiyani ile vedalaşmamız da duygusal bir ayrılık oldu.
Yazarın Diğer Yazıları
Moldova Cumhuriyeti’nde Kurulan Gagauzya Türk Devleti Ve Büyükelçi Ender Arat
14 Ağustos 2026 01:12Kırk Arabalık Nakliye Kolu Kumandanı Bilecikli Ayşe Çavuş
13 Ağustos 2026 01:08Milli Mücadele Milis Kumandanı İpsiz Recep
12 Ağustos 2026 01:08Azerbaycanlı Şair-Yazar-Akademik Neriman Hasanzade (Ardından)
11 Ağustos 2026 01:06Milli Mücadelede Vanlı Kadın Kahraman GAZİ SÜREYYA SÜLÜN
10 Ağustos 2026 01:04