İrfan Ünver Nasrattınoğlu

HİNDİSTAN'LI MÜSLÜMANLAR PAKİSTAN -5-

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

LAHOR
Lahor, kalabalık bir şehir. Kentin yerleşik nüfusu 7 milyondur. Enformasyon bürosunun bize tahsis ettiği araba ile önce, ana caddeler üzerinde dolaştık. Bu arada Ravi Nehrinin, Lahor kentini yalayarak geçip gittiğini görmüştüm. Sonra karşımıza Padişah Camii çıkmıştı. Caminin tam karşısında ise, Kale vardı. Aslında Kale ile birlikte mütalaa edilerek burayı bir külliye olarak değerlendirmek lazımdır.
Lahor, Pakistan’ın ikinci büyük şehri ve Pencap Eyaletinin başkentidir. Yollar nedeniyle ticaret merkezidir. Burası tüm yolların kesişme noktasıdır. Gazneli Mahmut’tan Ahmet Şah Ebdali’ye değin tüm Müslüman padişahlar, Lahor’dan geçip, Delhi’ye dek gitmişler ve orada İslâm egemenliği kurulmasına yardım etmişlerdir. Dolayısıyla Lahor, bir kültür merkezi olmuştur. Şimdi de Lahor, tüm dünya ile hava, kara ve demir yollarıyla irtibatlıdır. Kabil’den Kalküta’ya kadar, bir uzun yolu 16.yy.da Hindistan Padişahı Şahrah-i Azam inşa ettirmiş. Bu şah dört yılda çok önemli gelişmeler kaydetmiş. Daha sonra Moğollar da bu yolu kullanmışlardır.
Kale ve Padişah Camii
Bugün dahi stratejik konumu bulunan Kaleyi, 1631-32 yıllarında Şah Cihan inşaa ettirmiş. Şah Cihan bir Türk-Moğol hükümdarı ve bütün Pakistan’da onun izlerini görmek mümkün, Kale, aynı zamanda hükümdarın sarayı durumunda. Hükümdarın çalışma binaları, haremine ait bölümler ve surları sapasağlam duruyor. Ancak söz konusu yapıların kapıları ve pencereleri sökülüp götürüldüğü gibi, altın işlemeler ve süslemeler de maalesef kazınarak yok edilmiştir. Kale-Saray geniş bir alan üzerinde oturuyor. Yüksekçe bir yerde olduğundan, buradan kentin geniş bir kısmını kuş bakışı seyretmek de mümkün. Kale kapısından çıkıp, hemen karşıdaki Padişah Camiine girince, buranında ayrı bir külliye olduğu görülüyor. Çünkü 1673 yılında Muhiddin Evrenzeb adlı Türk-Hind hükümdarının inşaa ettirdiği caminin içinde Ulema Akademisi ve Pakistan’ın Milli Şairi Allame Muhammed İkbal’in türbesi de yer almaktadır.
Padişah Camiini gezerken, gruplar halinde talebeler gördük. Bunlar sadece Lahor’daki okullardan değil, civar kentlerden gelen öğrenciler ve öğretmenlerdi. Yanlarına gittiğimiz bir grup öğrencinin İslamabad’dan, otobüsle Lahor’a gelirken, yanından geçtiğimiz Lalamusa kentinden gelmiş olduklarını öğrendik. Bu grubun başındaki öğretmenlerden Atmal Nadeem ile Nebile Beşir, bizimle fotoğraf çektirmek istediler. Zira ikisi de Türkiye’ye karşı, büyük bir sevgi besliyorlardı.
Cami avlusundaki odalardan anladık ki, vaktiyle burası aynı zamanda medrese imiş. Medrese bölümünün üst katlarından bir bölümü, müze olarak düzenlenmiş. Bu ilginç ve Müslümanlar bakımından çok önemli müze, Peygamberimiz Hz.Muhammed’e ve Ehl-i Beyt’e ait eşyalarla doludur. Bunları buraya Timurlenk getirmiş ve getirilen şeyler arasında Peygamberimizin saçı da yer almaktadır.
Pakistanlılar Lahor’a çok önem veriyorlar. Çünkü Lahor, tarih içerisinde çok önemli fonksiyonlar icra etmiş. Gazneli Mahmud’un Hindistan’ı zapt etmesinden bir süre sonra Lahor, bu sülalenin başkenti oldu. (1099-1114) Artık bir Müslüman ülkesi haline gelen Pencap ve onun merkezi Lahor, Cengiz Han ve Timur istilaları sırasında yağmalandı, yakılıp, yıkıldı. Aradan uzun yıllar geçti. Yavaş yavaş da olsa imar edilmeye başlanmıştı ki, bu kez de Babür’ün askerleri tarafından yağmaya uğradı. (1524) Daha sonraları da Belh ve Kabil’deki Moğollar, akıllarına estikçe Lahor’a saldırdılar. Nihayet Büyük Hind-Türk İmparatorluğu dönemi başladı. Bu dönemde Lahor, Agra ve Delhi ile birlikte çok önem verilen bir merkez haline geldi. İmparatorluğun paraları burada basıldı, kale ve kentin her yanı restore edildi, şehir gelişti, genişledi. Cihangir Han, Lahor’u imparatorluğun başkenti ilan etti. Meşhur eşi Nur Cihan, kentin sosyal ve kültürel gelişimine önemli katkılarda bulundu. Lahorlular Cihangir ile Nur Çihan’ı, bugün de seviyor ve onları hayırla yâd ediyorlar. Ravi Nahrinin öte yakasında, ikisi için inşaa edilmiş olan anıt mezarlar, en çok ziyaret edilen mekanlardır.
Lahor, daha sonra yine istilalara, Müslüman – Sih kavgalarına sahne oldu. 1849’da İngilizler, Lahor’u da işgalleri altındaki Hindistan’a dahil ettiler. Belki de bu işgal, Pakistanlılar için hayırlı oldu, çünkü iç kavgalar sona erince, kentin gelişimi başladı.
Sonra bilinen gelişmeler…Ve nihayet 1940 yılının 22 mart günü, Lahor’da Hindistan Müslümanlarının Kongresi toplandı. Pakistan Devletinin kurucusu Muhammed Ali Cinnah, kürsüden yaptığı konuşmada; “…ya şimdi, ya hiçbir zaman!…” sözüyle, Pakistan’ın, Hindistan’dan ayrılarak, bağımsız bir devlet olarak, dünya coğrafyasındaki yerini almasını sağladı.
Pakistan Minaresi
Kale – Saray – Padişah Camii kompleksinin yan tarafındaki çok geniş alanın tam ortasında, göğü delercesine yükselen Pakistan Minaresi, ülkenin özgürlük ve bağımsızlık anıtıdır… Minare biçimindeki özgürlük anıtının yüksekliği 68 metre. Asansörle tepesine çıkılıp, Lahor’u temaşa eyledik. Burası bugün de miting alanı olarak kullanılıyor. Minare anıtın şerefesinde dönerek kenti seyrederken, çekik gözlü birkaç genç dikkatimi çekti. Dayanamayıp sordum ve Türkçe cevap aldım. Bunlar Afganistan’ın Mezar-ı Şerif kentinden gelmiş olan Türkmenlerdi. Halı ve kilim ticareti yapıyorlardı. Bunlardan birisi, Afganistan’dan Pakistan’a, oradan da Kenan Evren aracılığıyla Türkiye’ye göç edenlerden biriydi. Türkiye’de Tokat’ın Yeşilyurt kasabasında ikamet ediyordu. İran üzerinden trenle buraya gelmiş, akrabalarını bulmuştu. Adres-kart alıp verdik ve akşama doğru da akrabalarının halı-kilim satılan dükkânında buluşmuştuk
Silahla Dolaşanlar
Lahor’da pek çok silahla dolaşan insan gördüm. Bunların bir kısmı, değerli mal satan esnafın kiraladıkları, koruma görevlileridir. Ama ellerinde otomatik silahlar vardı. O gün silahlı adamların çokluğunun, hatta bunların ana caddelerde gruplar halinde dolaşmalarının ve köşe başlarını tutmalarının nedeni, Cumhurbaşkanı Faruq Leghari’nin, o gün Lahor’a gelmiş olması idi.
Lahor’un kimi kesimlerinde, villa tipi evler, apartmanlar gördüm. Varlıklı kişiler oldukça fazla olmalı? Ama bunun yanıbaşındaki, son derece yoksul insanların da sayıları az değil. Aşırı yoksullukla, aşırı zenginlik iç-içe girmiş. Sanırım, bu arada orta sınıf ortadan kalkmış?…
Lahor’da, Bizim bit pazarı tarzı bir çarşı var. “Anarkali çarşısı” dedikleri bu yere gidip gördük. Burada insanlar omuza omuza idi. Satılanlar, halkın kesesine uygun, yani ucuzdu.
Shalimar Garden (Şalimar Bahçesi)
Lahor’un görülesi yerlerinden biri de Şalimar Behçesi idi. Bahçenin düzenlenmesi için Şah Cihan emir vermiş ve 1541-42 yıllarında bu gerçekten çok güzel bahçe meydana getirilmiş. Aslında bu bahçe, Padişah ailesi için bir dinlenme yeri olarak yapılmış olsa gerek. Çünkü bahçenin kimi yerlerinde köşkler var. Bu köşklerin de halk için yapılmış olmadığı kesin. Pekin’de gördüğüm Kapalı Şehiri andıran bir geniş par, burası…Birbirine bağlı bahçeler… havuzlar…gülistanlar…ve mükemmel bir mimari. Birleşmiş Milletler UNESCO teşkilatı Şalimar Bahçesini koruma altına almış.

Yazarın Diğer Yazıları