İrfan Ünver Nasrattınoğlu

HİNDİSTAN'LI MÜSLÜMANLAR PAKİSTAN -6-

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

CİHANGİR VE ŞAH CİHAN
Yalnız Pakistan’da değil, Hindistan ve Bengaldeş’te de adına ve izine rastlanan iki büyük hükümdar var. Bunlar tarihte Hint-Türk hükümdarı olarak ad yapmış, büyük hükümdarlar. Daha önce de sözünü ettiğim Cihangir 31 Ağustos 1569 tarihinde Fethpur’da doğdu. 27 Kasım 1627’de Lahor’da vefat eden Cihangir, Ekber Şah’ın büyük oğludur. Babası ona Selim adını koymuştu ama, Ekber’in 1605’de ölümü üzerine, Nureddin Cihangir adıyla tahta çıktı. İlk işi, ünlü 12 emrini yayınlamak oldu. Bununla taşradaki timar sahiplerinin vergi toplamalarını önledi. Kırsal alanlara kervansaraylar, camiler, mescitler yaptırdı ve oralara kendi adamlarını yerleştirdi. Miras işlerini düzenledi. Bugün olduğu gibi içki yasağı getirdi. Mesken tecavüzlerini önledi. Suçluların kulak ve burunlarının kesilmesi gibi gayri insani hükümleri kaldırdı, Halkın mallarına devlet görevlileri tarafından el konulmasını engelledi. Buyük kentlerde hastaneler inşaa ettirdi. Kendi doğum gününde, kurban kesilmesini yasakladı.
Cihangir, 1611’de Nur Cihan’la evlendi. Çok sevdiği bu kadının büyük ölçüde etkisi altına girdi. Bu arada Nur Cihan, ilk kocasından dünyaya getirdiği kızı ile Cihangir’in küçük oğlu Şehriyar’ı evlendirdi. Bundan sonra damadını tahta geçirmeye çalışınca, Cihangir’in büyük oğlu Hürrem ile Nur Cihan arasında, ülke zararına olan gelişmeler meydana geldi. Cihangir Dekkenliler’in ayaklanmaları üzerine, Hürrem’i oraya gönderdi. Şehzade bu ayaklanmayı bastırmaya çalışırken, Cihangir de Keşmir’e gitti. Tam bu sırada 1619 yılında İran Şahı 1. Abbas, Dekkenliler’in de ayaklanmalarından yararlanarak, Kandehar’ı ele geçirdi. Hemen ardından Bengal valisi Mehabet Han da ayaklanarak, 1626’da Cihangir’i esir etti. Cihangir bir yıl kadar esaret altında kaldıktan sonra karısı Nur Cihan tarafından kurtarıldı. Bir yıl sonra da Keşmir’den Lahor’a giderken yolda öldü.
Cihangir’in ölümünden sonra, oğlu Hürrem Şah Cihan adıyla tahta çıktı. Şah Cihan 1592’de Lahor’da doğdu; 2 Ocak 1666 tarihinde Agra’da öldü. Onun tahta çıktığı yıllarda ülkede büyük kargaşa yaşanıyordu. İki yıl bunlarla uğraştı ve huzuru sağladı. Babasının başarısız olduğu dönemde, işgal edilen Kabil’i kurtardı. Afganistan’daki isyanları bastırdı. Bu arada dedesi Ekber Şah döneminde, İslam dini ile bağdaşmayan kuralların konulmasından duyduğu rahatsızlık nedeniyle, bunları yürürlükten kaldırdı. Nizamşahlar ile anlaşma yaptı.
Kabil’i ele geçirdikten sonra Şah Cihan, Türkistan sorunları ile ilgilenmeye başladı. Gözü atalarının topraklarındaydı. Özbek Hanı Nezir Muhammed, katı ve acımasız bir siyaset güdünce, ülkesi karıştı, bunun üzerine Şah Cihan, 1645 yılında oğlu Murad-Bahş’ı bölgeye gönderdi. Turan seferi adı verilen bu harekat sonunda 1646’da Bedehşan, Semerkand yolundaki birçok kale ve Bent alındı. Butadı da Hindikuş’la Ceyhun arasındaki Afgan Türkistanı, Şah Cihan’ın egemenliği altına girdi. Ancak bu çok geniş ülkede, güvenliği sağlamak kolay değildi. 1647’de Şah Cihan’ın oğlu Evrengzib, büyük bir ordu ile Bedehşan valiliğine gönderildi. Evrengzib, Belh yakınlarında Özbeklerle yaptığı savaşı kazanmakla birlikte, doğal güçlükler ve çeke baskınları yüzünden işgal ettiği toprakları, Özbeklere bırakarak, babasının onayı ile Kabil’e çekildi. 1648’de ise İran Şahi 2. Abbas Kandehar’a girdi. Üyke bir çöküntü içine girmişti. Üstelik Şah Cihan’ın oğulları Dârâ Şukuh, Şûcâ, Evrengzib ve Murad-Bahş arasında saltanat kavgası başlamıştı. Kardeşlerine nazaran daha güçlü durumdaki Evrengzib veliaht durumunda iken Şah Cihan da amansız bir hastalığa yakalandı. Türk kökenli askerlerden oluşan güçlü birliklere sahip olan Evrengzib daha fazla beklemeyip, 1658’de babasını tahttan indirip, tutuklattı ve Agra’ya sürgün etti. Şah Cihan bundan sonra sessiz bir hayat sürdürdü. Ölünce eşi Ercümend Bânu (Begüm Mümtaz Mahal) için inşa ettirdiği, ünlü Tac Mahal’e defnedildi.
Lahor Müzesi
Lahor, Pakistan, hatta Hint-Türk imparatorluğu tarihini, Lahor Müzesinde somut olarak görmek mümkündür. Lahor Müzesi Müdürü Dr. Sayfur Rahman Dar, Yakub Mughul’un dostuydu. Kucaklaştılar. O gün müzenin temizlik işleri yapılacaktı ve müze ziyarete kapalıydı. Ama bizim için, kapıyı açmışlardı ve bizzat müdürün verdiği bilgilerle müzeyi gezmiştik. Bu Müze, Hindistan’ın Kalküta Müzesinden sonra, Asya’nın ikinci büyük müzesi imiş. 1848 yılından beri açık olan müze 19 bölümden oluşmaktadır.
Altın sikkelerin kasalarda korunduğu bölümde oturup, birer çay içtik. Burada Arkeoloji Bölümünün Müdürü Shahbaz Khan ile tanışıp, söyleştik, bilgiler aldık. Yanında, sikkelerden borumlu olan Bn. Naushaba Anjum vardı; güzel ve sempatik bir esmer güzeli…
Vezir Han Camii
Keşmir Pazarı civarındaki Lahor’un eski bir semtinde bulunan Vezir Han Camii 1683’de Şah Cihan’ın veziri olan Hakim Limuddin tarafından inşa ettirilmişti. Halkın dilinde bu zatın adı “Vezir Han” idi. Bu camiin en güzel yanı, cami içinde ve dışındaki süslemelerdi.
Kutbettin Aybek Türbesi
Görülesi yerlerden birisi de “Kutbettin Aybek Türbesi” idi. Aybek bir köle idi. 1191’de Muhammed Gori tarafından Hindistan valiliğine getirilmiş, güçlü bir ordu kurduktan sonra, 1206’da bağımsızlık ilan ederek, bir köleler hanedanı kurmuştur. 1210 tarihinde ölmüş olup, Anarkali Bazar’da türbesi vardır. Onun soyundan gelen 9 kişi daha yörede egemenliği sürdürmüşlerdir.
Data Gunj Bakhsh
Kayda değer bir külliye de “Data Gunj Bakhsh” adlı zatın adına inşaa ettirilen cami-külliyedir. Bu zat Pakistan’ın yetiştirdiği, ünlü bir mutasavvıftır. “Keşf-el-Mahcup” adlı eserin müellifidir. Bu eser, çeşitli dillere de tercüme edilmiştir. Caminin bir bölümündeki türbede Data ile birlikte, onun yakınları ve müridleri medfun bulunmaktadır. Data’nın asıl adı Ali Hecveri’dir. Hazreti Ali’nin soyundan geldiği söylenmektedir. Gazneliler sülalesine mensup olduğu da rivayet edilmektedir. Bu tezi savunanlar onun, H.400 yılında Gazne’nin Cilap ya da Hicver kentinde doğduğunu kaydetmektedir. Cüneydi tarikatına mensuptur. Kaydettiğim eserinden başka, “Minhacettin”, “Fena ve Beka” ve Lahel Ayan” gibi eserkleri de vardır. Caminin bir yerindeki levha üzerinde ona ait olan şu söz yazılıdır: “Haram lokma yerseniz, insan değil, hayvan olursunuz. Kanaatkâr olunuz…”
Caminin avlusunda gözleri sürekli üzerimde olan bir genç adam gördüm. Bu adam deli miydi?…Çıkarken bir miktar para vermek istedim, almayıp uzaklaştı…Camiden çıkıp, arabaya binerek uzaklaşırken, bu kez arabanın önüne çıktı. Bir miktar daha fazlalaştırdığım parayı, yine almadı. Bunun üzerine Yakub beye vererek, “lütfen bu parayı, şu arama ver” dedim. Yakub Bey, kendisiyle konuşup ikna etti ve parayı kabul ettirdi…Bu gencin bakışları beni çok etkiledi. Uzun süre o bakışlar gözlerimin önünden gitmedi…
Cihangir Anıt Mezarı
Moğol hükümdarı olan Cihangir adına yaptırılan Anıt Mezar, Ravi Nehri’nin karşı yakasındadır. Bu külliye, oğlu Şah Cihan tarafından 1637’de yaptırılmıştır. Karısı Nur Cihan’ın mezarı da onun yanıbaşındadır. Nur Cihan, güzelliğiyle ünlü, kültür konularıyla yakından ilgilenen bir kadındı. Cihangir Anıt Mezarındaki, Allah’ın 99 adının yazılı olduğu pano, hayli ilginçtir.

Yazarın Diğer Yazıları