KARAÇİ
O günlerde Karaçi çok karışıktı. Terör başını almış gidiyor; peşpeşe grevler oluyordu. Niyetim bu çok önemli şehirde de birkaç gün konaklamak, enine boyuna gezmekti. Fakat dostlarım, bunun sakıncalı olduğunu söylediler. Ama ne olursa olsun kısa süreli de olsa gidip, Karaçi’yi görmeliydim. Yakub Mughul’un, Üniversiteden aldığı ve kendi adamının kullandığı minibüs ile, 2 saatte Haydarabad’dan Karaçi’ye geldik. Yakub’un bir arkadaşının müdürlük yaptığı Federal Urdu Siences Kolej’e gittik. Burası aslında bir yüksel okul… Biz müdürün odasında çaylarımızı yudumlarken, okuldaki 4000 talebenin, okuldan çıkarıldıklarını öğrendik!… Kimi öğrenciler okulu terketmek istememişler, ama onlar da askerlerin zoru ile okuldan çıkmaya mecbur olmuşlar. Silahlı askerlerin işgal ettiği okulda, müdürün odasındaki salt perdeler değil, kepenkler bile kapalıydı. Herkeste tedirgin bir bekleyiş vardı ve mutlaka bir şeyler olacağı kuşkusu vardı. Cadde ve sokaklarda, her köşe başında kum torbaları yığılmış; tam teçhizatlı askerler, mitralyözler vb…
Sindh’de grev ve protesto gösterileri olacağı söyleniyordu. Tüm işyerleri kapalı olacak, hayat duracaktı. Çünkü Londra’dan böyle talimat gelmişti!…
Pakistan’da Terör
1984 yılından bu yana, Türkiye’nin içinde bulunduğu terör olayları, binlerce insanımızın ölümüne ve yüzlerce şehidimizin toprağa verilmesine neden olmuştur. Bizdeki olayların benzeri, Pakistan’da da yaşanmaktadır. Benim Pakistan programımda, Karaçi ziyaretimin önemli yeri vardı. Bu yüzden lüks bir misafirhanede, adımıza rezervasyon da yapılmıştı. Fakat, seyahatimin son durağı olan Karaçi’de bulunmam gereken günlerde, çok önemli olaylar cereyan etti; neticede şehirde üç günlük olağanüstü hal ilan edildi ve ben bu nedenle, Karaçi seyahatimi öne çekerek, kısaltmak zorunda kaldım. Buna rağmen, bir sabah erken saatlerde Karaçi’ye giderek, akşama kadar kentin en önemli yerlerini gezip gördüm.
Karaçi caddelerinde, üzerinde mitralyöz yüklü araçlar dolaşıyordu. Kimi araçlarda otomatik silahlı timler bulunuyordu. Köşe başlarına kum torbaları yığılmış, arkalarında mevzi almış olarak bekleyen askerler vardı. Olaylar giderek tırmanıyordu.
Altaf Hüseyin’in Militanları
Aslında son aylarda Karaçi’de, terör olayları vardı. Hindistan’dan gelen göçmenler, Sindh Eyaletinde, Sandhi dilinin değil, Urdu dilinin egemen olmasını istiyorlardı. Bu amaçla örgütler kurulmuştu. Örgütün başı Altaf Hüseyin, örgütün siyasal kanadını da kurmuş, yapılan demokratik seçimlerde, önemli başarı kazanmıştı. Benazir Butto, hem bu Altaf Hüseyin’i, hem de ana muhalefet partisi lideri Nawaz Şerif’i çağırarak; “Pakistan hepimizindir Gelin birarada sorunlarımızı çözelim” demiş, bu iyi niyetli öneri, bütün siyasal parti liderleri tarafından kabul edilmişti. Ne var ki Altaf Hüseyin’in bir de yeraltı örgütü vardı. Bu örgüt belki de Altaf’ı aşan işler yapıyordu. Ama yasadışı eylemlerin sorumlusu olarak da herkes Altaf’ı görüyor, onu suçluyor, savcılar onun hakkında ciddi suçlamalarda bulunuyordu. Giderek açılan davaların sayısı çoğaldı ve tutuklanması kaçınılmaz hale geldi. O da bunu anlayınca kaçıp, İngiltere’ye yerleşti. Şimdi de örgütünü Londra’dan yönetiyordu. Kuşkusuz arkasında hem İngiltere, hem de Hindistan vardı. Çünkü her iki ülke de Pakistan’ın iki yakasının bir araya gelmesini istemiyorlardı. Hindistan zaten hiçbir zaman Pakistan’ın, Hindistan’dan ayrılarak, bağımsız bir devlet haline gelmesini hazmedememişti. İngiltere de Pakistan’ı, hep sömürgesi olarak görmüştü. Demokratik Pakistan, elbette ve doğal olarak, bağımsız hareket edince, İngiltere çıkarlarına ters düşmüş,hal böyle olunca da Pakistan üzerinde oyunlar oynanmaya başlamıştı.
Ben Pakistan’da iken, önce Sindh Eyaleti Başbakanı Syed Abdullah Şah’ın kardeşi öldürüldü. Karaçi’ye gideceğimiz gün de Altaf Hüseyin’in kardeşi Nasır ile oğlu Arif, evlerinde ölü bulundular. Bunları öğrenince, 1970’li yılların Türkiye’sini hatırladım. Ülkemizde her gün birileri öldürülüyor; bu arada bir sağdan, bir soldan, ünlü kişiler, meçhul ellerdeki silahlarla can veriyorlardı
O günlerde iktidarda, Benazir Butto’nun Pakistan Halk Partisi ile onunla işbirliği yapar Müslüman Cata Grubu bulunuyordu. Ama hükümet rahat değildi. Zira karşılarında çok şiddetli bir muhalefet vardı. Bir yandan Nawaz Şerif ve Altaf Hüseyin, öte yandan kardeşi Murtaza, Butto hükümetini sarsmaktadır. Altaf’çıların talepleri kabul edilir cinsten değildir. Onlar Karaçi’nin özerk bir devlet olmasını istiyorlardı. Asıl amaçları ise, Hond-Kong tipi bir sistemle Karaçi’yi yönetmekti. Hiç kuşku yok ki bu bir İngiliz projesi idi.
O günlerde, ülkede üç günlük grev ilan edilmişti. Karaçi ve Haydarabad’da tüm iş yerleri kapalıydı. Bizdeki yaygın deyimle, esnaf kepenk, sürücüler kontak kapatmışlardı… Yer yer terör örgütü ile güvenlik kuvvetleri arasında silahlı çatışmalar ve elbette ölenler, yaralananlar olmuştu.
Cinnah’ın Anıt Kabri
Kaid-i Azam Muhammed Ali Cinnah, Pakistan Devletinin kurucusudur. Başka bir deyişle Cinnah, Pakistan’ın Atatürk’üdür. Karaçi’de çok yüksek olmayan bir tepe üzerinde inşaa edilmiş olan Anıt Kabirde medfun bulunmaktadır. Camiye girilir gibi, ayakkabılar çıkarılarak ziyaret edilebilir. Kubbeli bir yapı; kubbenin altında Cinnah’ın gümüş karışımı metalle çevrili mezarı…Geniş bir bahçe…Bahçede havuzlar, çeşitli ağaçlar ve çiçekler…
Sonradan kendisine Kaid-i Azam adı verilerek, alabildiğine yüceltilen Muhammed Ali, 25 Aralık 1876 tarihinde Karaçi’de doğdu. 11 Eylül 1948 tarihinde, aynı şehirde vefat etti. 1920 yılı, Cinnah’ın siyasi hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. 14 Ağustos 1947 tarihinde Hindistan’a bağımsızlık verilmesi, bağımsız Pakistan’ın kurulmuş olduğunun da ilanıydı. Cinnah Pakistan’ın ilk Genel Valisi ve Kurucu Meclis Başkanı oldu. Cinnah uzun ve kararlı bir mücadele sonunda, Hint Yarımadasında, çeşitli coğrafi bölgelere dağılmış birçok farklı dil konuşan Müslümanları tek bir ulus ve devlet altında toplamayı başaran, çağımızın müstesna şahsiyetlerinden biridir. Bu nedenle ona Kaid-i Azam denilmiştir.
Umman Veya Arap Denizi
Karaçi kenti, Umman veya şimdiki adıyla Arap Denizi kıyısında bulunmaktadır. Pakistan’ın en büyük liman kentidir. Sahili gezerken, yüzlerce geminin demirlemiş olduğunu gördüm. Karaçi’de gördüğüm bir şey de, her milletten, adeta insan seli akıyor. Nüfus ne kadar, bilen yok! 12 milyon olduğunu söyleyenler var. Burada En modern otomobilden, triportöre, eşek arabasına kadar her cins taşıtı görmek mümkün.
Yürüyerek, geze geze, plaj olarak da kullanılan sahile gittik… Burası 100 metrelik sığ bir alan. Kumsalda develer, atlar ve onların üzerine binip, fotoğraf çektirenler…Zurna çalarak yılan oynatanlar…Maymuna insani hareketler yaptıranlar!…
Az sayıdaki turistler, silahlı askerlerle korunuyorlardı. “Ülkeleri ve insanları bu duruma getirenleri, Allah kahretsin!…Teröre destek olanlara lânet olsun!…” demekten kendimi alamamıştım.
Yazarın Diğer Yazıları
Moldova Cumhuriyeti’nde Kurulan Gagauzya Türk Devleti Ve Büyükelçi Ender Arat
14 Ağustos 2026 01:12Kırk Arabalık Nakliye Kolu Kumandanı Bilecikli Ayşe Çavuş
13 Ağustos 2026 01:08Milli Mücadele Milis Kumandanı İpsiz Recep
12 Ağustos 2026 01:08Azerbaycanlı Şair-Yazar-Akademik Neriman Hasanzade (Ardından)
11 Ağustos 2026 01:06Milli Mücadelede Vanlı Kadın Kahraman GAZİ SÜREYYA SÜLÜN
10 Ağustos 2026 01:04