İrfan Ünver Nasrattınoğlu

İftar Sofraları

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Yaşamını Hollanda Başkenti Amsterdam’da sürdüren, gerçek gazeteci-yazar dostum İlhan Karaçay, Ramazan ayına dağgin, öyle bir yazı yayımladı ki, o yazı birkaç gündür yazmak istediğim, ama birilerini kırabilirim ya da, birileri benim Müslümanlığımı sorgulamaya kalkar endişesiyle yazmadığım bir yazı olduğu için, o yazının bir özetini okurlarımla paylaşmak isterim. 

            İlhan Karaçay diyor ki;

            “Ramazan yaklaşınca aynı tartışmalar yeniden başlıyor. İsraf konuşuluyor. Gösteriş konuşuluyor. İftar sofralarının ruhundan uzaklaştığı söyleniyor. Herkes eleştiriyor. Herkes itiraz ediyor. Herkes söz söylüyor. Ama akşam olunca aynı isimler yine aynı sofralarda buluşuyor.

Bir yanda eleştiri. Diğer yanda davetler. Bir yanda israf vurgusu. Diğer yanda kalabalık masalar. Bu çelişkiyi yıllardır izliyorum. Bu yıl ise ilk kez kendi adıma net bir karar alıyorum. Bundan sonra hiçbir iftar sofrasına gitmeyeceğimi açıkça ilan ediyorum.

Bunu bir tepki olarak değil, bir duruş olarak ifade ediyorum. Çünkü Ramazan’ın ruhu ile son yıllarda kurulan pek çok iftar sofrası arasında derin bir mesafe oluştuğunu düşünüyorum.

Bu yazıyı da bu yüzden kaleme alıyorum. Ramazan’ın gerçek anlamını, orucun insana kazandırdıklarını, iftar sofralarının aslında ne olması gerektiğini ve bugün neden gereksiz hale geldiğini tüm yönleriyle anlatmak için.

Ramazan sadece aç kalmak değildir.

Ramazan, insanın kendine dönmesi demektir. 

Günlük hayatın hızından sıyrılması demektir. Kalbini yoklaması demektir.
Oruç sadece mideyi değil, dili ve kalbi de tutmaktır.
Kırmamaktır. Sabretmektir. Şükretmektir. Paylaşmaktır.

İslam inancında oruç bir ceza değildir. Bir terbiye biçimidir. İnsan, hayatın içinde fark etmeden tüketir. Yer. İçer. Harcar. Konuşur. Kırar. Ramazan bu akışı durdurur.
            Açlık bir amaç değildir. Açlık bir hatırlatmadır. Sofraya ulaşamayanların varlığını hatırlatır. Sabretmenin ne olduğunu öğretir. Oruç tutan insan akşam sofraya oturduğunda lokmanın değerini hisseder. İsrafın ne demek olduğunu anlar. Her nimetin kıymetini daha derinden kavrar.

 

Orucun sağlığa veya ruha katkısı:

…Oruç asırlardır bunun doğal bir uygulaması olarak hayatın içinde yer alıyor. Bedenin ritmini düzenliyor. Zihni sakinleştiriyor. İnsana denge kazandırıyor.

…Azla yetinmek. Sabretmek. Paylaşmak. Şükretmek…

 

Ramazan toplumsal dayanışmadır.

Ramazan yalnızca bireysel bir ibadet değildir. Aynı zamanda toplumsal bir dayanışma dönemidir. Kapılar açılır. Komşular hatırlanır. Yardımlar artar. İnsanlar birbirinin hâlini sorar.
Bu yönüyle Ramazan toplumları birbirine yaklaştıran güçlü bir köprüdür. Nitekim Ramazan’ın sadece dini değil, kültürel ve toplumsal bir bağ kurma olduğuna dair örnekler de çoğalıyor.

…Ramazan aynı sofrada buluşmayı değil, aynı duyguda buluşmayı öğretir.

 

Protokol Masası…

İftar sofralarına dair eleştiriler yapılırken, çoğu zaman en görünür ama en az konuşulan alanlardan biri protokol masalarıdır. Oysa meselenin en dikkat çekici boyutlarından biri tam da buradadır. Birçok iftar organizasyonunda en gösterişli yer protokol masasıdır. Kimlerin oturacağı önceden belirlenir. İsimler yazılır. Yerler ayrılır. Davetler buna göre yapılır.
Hatta bazı ortamlarda o masada yer almak için sessiz ama sert bir rekabet yaşandığını görmek zor değildir. Kim öne oturacak. Kim merkeze alınacak. Kim yan yana gelecek.
            Oysa Ramazan’ın ruhunda protokol yoktur.

Ramazan eşitliktir. Aynı sofrada buluşmaktır.Zengin ile yoksulun, yönetici ile vatandaşın, tanınmış ile sıradan insanın aynı lokmayı paylaşmasıdır. Protokol masası ise bu ruhu zedeler.
Çünkü o masa ayrıştırır. Üst ve alt duygusu oluşturur. Gösterişi büyütür. Samimiyeti küçültür.
İftarın özünde sadelik vardır. Sadelik bozulduğunda geriye sadece yemek kalır. Ruh kaybolur.
Bu nedenle bugün iftar sofralarının en gereksiz unsurlarından biri protokol masasıdır. Ramazan’ın eşitleyen diline, paylaşma kültürüne ve içtenliğine uymayan bir görüntü verir.

İftar sofraları geçmişte sadeydi. Evlerde kurulurdu. Komşular çağrılırdı. Bir tabak yemek paylaşılırdı. Bugün ise birçok iftar daveti bir gösteriye dönüşmüş durumda. 

Uzun masalar. Kalabalık organizasyonlar. Davetliler. Fotoğraflar Paylaşımlar.        Eleştirdiğimiz şey tam da budur.Ramazan sadeliğin ayıdır. İsrafın değil.

Oruç, azla yetinmeyi öğretirken iftar sofralarında ölçüsüzlük yaşanıyorsa burada bir çelişki vardır. Oruç, fakirin hâlini anlamayı öğretirken iftar sofralarında binlerce liralık organizasyonlar kuruluyorsa burada bir kopuş vardır.

Oruç, nefsi terbiye etmeyi öğretirken iftar davetleri bir prestij yarışına dönüşüyorsa burada bir sorun vardır.

 

Eleştiri yapıp sofraya oturmak

            Bugün en büyük çelişki burada yaşanıyor. İsrafı eleştirenler aynı sofralarda yer alıyor. Gösterişten şikâyet edenler aynı davetlere gidiyor. Söz ile davranış arasındaki mesafe büyüyor.
Bu yüzden ben kendi adıma bir karar alıyorum. Artık hiçbir iftar sofrasına gitmeyeceğim.
Çünkü eleştirirken içinde yer almanın doğru olmadığını düşünüyorum.

 

İftar Parası nereye gitmeli?                         

Bugün tek bir iftar daveti için harcanan parayla kaç ailenin mutfağına destek olunabilir.
Kaç öğrencinin ihtiyacı karşılanabilir. Kaç yaşlının ilaç masrafı ödenebilir. Ramazan paylaşma ayı ise, paylaşmanın en doğru yolu da buradan geçer. 

Gösterişsiz. Sessiz. Samimi. Gerçek yardım böyle yapılır.

 

İftar sofraları tamamen gereksiz mi?

Elbette hayır. Aile içinde kurulan sofralar gereklidir. Komşularla paylaşılan sofralar gereklidir. Gerçek dayanışma için kurulan sofralar gereklidir. Ama organizasyon haline gelen, amacından uzaklaşan ve ruhunu kaybeden iftar sofraları gereksizdir.

Ramazan kalabalık masalarla değil, samimiyetle anlam kazanır.

 

Benim Kararım ve Duruşum

Yıllardır pek çok konuda ilk adımı atanlardan biri oldum. Bu kez de kendi adıma yeni bir ilk başlatıyorum. Hiçbir iftar davetine katılmayacağım. 

Bunu kimseyi kırmak için değil, Ramazan’ın ruhuna saygı için yapıyorum.

İnancım şudur:  Ramazan sofrada değil kalpte yaşanır. Oruç mide ile değil vicdan ile tutulur Paylaşmak kalabalık masalarda değil, sessiz yardımlarda anlam kazanır. Ramazan geldiğinde insan biraz yavaşlar. Biraz düşünür. Biraz kendine bakar.

Belki de en çok buna ihtiyacımız vardır.

Gösterişsiz bir Ramazan.

İsrafsız bir Ramazan. Sessiz ama derin bir Ramazan.

Ben bu Ramazan’ı böyle yaşamak istiyorum…”

***

            Değerli dostum İlhan Karaçay’ın yazdıklarının özetini, yüreğimle onayladığım için buraya almış bulunuyorum.

            Ben birkaç yıldır, çağrılı olsam da, Ramazan şölenlerine gitmiyorum. Ankara-Yenimahalle Belediye Başkanı, Sandıklı’lı hemşehrimiz Fethi Yaşar’ın birkaç yıl önceki davetine gittiğime pişman olmuş ve bir daha gitmeme kararı almıştım. Sebebi ise şu idi..

            Sayın Fethi Yaşar’ın sadece Ankara’daki Afyonkarahisar Kültür ve Turizm Derneği üyelerini davet ettiğini sanıyordum.

*Meğer mahallede, sokakta olan herkes açılan sofralara oturabiliyormuş!...

*Ne Belediye Başkanı, ne de görevli bir kişi masaları dolaşıp “heşgeldin” dememişti. 

*Sofraya konulan yemekler, berbattı ve yok denilecek kadar azdı!

*Daha davetli kişiler sofrada iken Başkan çekip gitmiş, kendine göre önemli gördüğü üç-beş kişi de onunla birlikte, Başkanın odasında kahve içip sohbet etmişlerdi…

Yenimahalle Belediyesi kasasından çıkmış veya çıkacak olan paraların gereksiz harcandığına inandığım için de bir daha böylesi iftar yemeklerine katılmamaya karar vermiştim. Bu yüzden de İlhan Karaçay kardeşimin çok gerekli yazısını yürekten benimsiyorum.

Emirdağ’da iftar yemeği

Yazarın Diğer Yazıları