Irak’ın küzeyinde de Türk tarihi ve kültürü bakımından önemli kentler vardı. Örneğin Musul ve Kerkük…Ne var ki Kerkük bugün olduğu gibi, o tarihte de sorunlu idi. Bu yüzden beni oraya götürmediler. Ama Musul’a gidecektim. Irak Dışişleri Bakanlığı’nın tahsis ettiği araç ve rehber ile yola çıkmıştık.
TIKRİT
Bağdat’tan itibaren, geçtiğimiz yolun sağında solunda sanayi tesislerinin inşaa edilmekte olduğunu görmüştük. İlk durağımız Tıkrit kenti idi. Saddam Hüseyin ve ondan önceki cumhurbaşkanı Hasan El-Bekr bu kentte doğdukları için, Tıkrit adeta yeniden inşaa ediliyordu. Kentin girişinden çıkışına kadar geçtiğimiz her yerde yeni ve modern binalar ve villalar vardı.
BAİJİ
Tıkrit’i geçtikten bir süre sonra Baiji adlı köy-kasaba karışımı bir yerleşim birimine varmıştık. Burası da yenilenmekte olan bir yerdi. Kamu hizmeti gören örgütlerin binalarının bir kısmının inşaatı bitmiş; bir kısmı ise devam ediyordu. Kentin çıkışındaki rest hause dikkatimizi çekmişti.
HEZAR (HATRA)
Bağdat-Musul karayolunda seyrederken, ana yoldan saparak 27 km.lik mükemmel bir yol katetmek suretiyle, Irak’ın önemli tarihi eserlerinden olan Temple Of Hatra ‘nın bulunduğu Hezar kasabasına gelmiştik. Tarihi kalıntıların bulunduğu bu kentte turist grupları görmüştük., Kalıntılar arasında sapasağlam ayakta olanlar ve restore edilenler vardı.
MUSUL
Nihayet Musul’a girmiştik. Girişte küçük bir tepeyi tırmanmış, tepeye ulaşınca da, bütünüyle Musul’u görmüştük.
Eski bir Osmanlı-Türk kenti olan Musul, bizim Güneydoğu Anadolu kentlerine çok benziyordu. Halkın da bizim insanımızdan farkı yoktu. Oysa, kuzey Iraklı ile, güney Iraklı arasında somut farklar görülmekteydi. Doğum yeri Anadolu olan Dicle ve Fırat nehirleri Musul’un ortasından nazlı nazlı akıp gidiyor ve bölgeye hayat veriyordu. Musullu gençler Dicle’de motor sefası yapıyorlar; kimi zaman birbirleriyle yarışıyorlardı.
Dicle kıyısındaki çay bahçeleri, Türkiye’deki çay bahçelerine benziyorlardı.
Musul otelleri doluydu. Önceden organizasyon yapılmadığı için, otel bulunamamış, bizi bir devlet konuk evine yerleştirmişlerdi.
Musul’un, İstanbul’a kadar bütün Türkiye ile irtibatı vardı. Toros ekspresi buraya kadar geliyor ve buradan da Bağdad’a değin, Osmanlı’nın inşaa ettirdiği demiryolu devam ediyordu. Esasen Türkiye ile Irak arasında öylesine köklü bağlar vardı ki…İşte Kerkük-İskenderun petrol boru hattı…Kerkük ve çevresinde yaşayan Türkmen-Türkler. Bunlar Irak’ın her yerinde karşımıza çıkmışlar ve bize gülen gözlerle bakmışlardı. Evet, Türkiye ile Irak tam anlamıyla dost olmalıydı. Çünkü Türkiye ve Irak’ta yaşayan insanlar arasında tarihten kaynaklanan kardeşlik bağları vardı ve bunlar somut olarak görülüyordu. Mağazalarında Türk malları görülüyordu.
NEBİ YUNUS
Kahvaltıyı, başka bir otelin restoranında yaptıktan sonra şelale adı verilen bir yere gitmiştik. Adı şelale olan bu yerde su yoktu ve bakımsız, berbat bir ağaçlıklı mekândı. Ama sağlıklı gelişmekte olan yeni Musul’u görebilmiştik.
Musul’un ortasında kaleyi andıran bir tepe üzerindeki Nebi Yunus (Nabi Yonis) camii ve türbesi ziyaretçi akınına uğramıştı. Cami bir şatoyu andırıyordu. Restore de edilmiş ve cami avlusundan bütün kent güzel bir şekilde görülüyordu.
Nebi Yunus külliyesinin hemen altındaki alanda çadırlar vardı. Bunlardan birisinde “Türk hacılarının dinlenme yeri” yazıyordu. Demek ki otobüsle Mekke’ye giden hacılarımız dönüşlerinde burada mola veriyorlardı. Çünkü hac dönüşü, Irak’taki kutsal mekânlar da ziyaret ediliyordu.
EĞRİ MİNARE
Musul’un simgesi haline gelmiş olan Eğri Minare, çok eski bir yapı idi. Belki Abbasiler’den kalmıştı? Hemen yanında bulunan iki minareli bir cami sonradan inşaa edilmişti. Eğri minare ise eski eser olarak korumaya alınmış durumdaydı. Bu minarenin Musul’daki adı “Hadbaa Minare” idi ve halk buraya Cami-i Kebir de diyordu. Zira minarenin yanındaki caminin adı Ulu Cami idi.
***
Erbil ve Kerkük gezimiz gerçekleşmeyince, Musul’a 35 km. uzaktaki Nemrud’a gitmiştik. Burada antik kalıntılar vardı. Özellikle çok sayıdaki heykeller dikkati çekiyordu. Asuriler döneminden kalan heykeller arasında bulunan, insan başlı hayvan heykelleri ilginçti.
Yolumuzun üzerindeki Hamam Ali adlı köye de uğrayarak, buradaki eski hamamı görmüştük. Hamam Ali aslında bir kaplıca kasabası idi. Kaplıcadan yararlanmak için gelenler evlerde, otellerde kalıyor, lokantalarda yemek yiyorlardı. Burada bir süre istirahat ederken, çayımızı da yudumlayıp, yola revam olmuştuk.
HABBANİYE GÖLÜ
Habbaniye Gölü de, Bağdad’a gitmişken Irak’ın görülecek yerlerinden biriydi, 87 km.lik yol katederek Habbaniye Gölüne gitmiştik. Burada hem tatil yaparak dinlenebilmek, hem de serinlemek için suya girebilme olanakları vardı. Tesislerin en güzeli ise, Tanıtma ve Kültür Bakanlığına ait olandı.
Bağdad-Ramadi kentleri arasındaki asfalt yol mükemmeldi. Bu ana yoldan Habbaniye gölüne sapan yol da aynı güzellikteydi. Karayolları örgütünün iyi çalıştığı gözleniyordu. Zira bu örgütün elinde çok sayıda araç ve gereç bulunuyordu. Yol üzerinde yer yer telefon kulübelerinin oluşu da dikkati çekiyordu. Ne var ki yolun mükemmel oluşu, şoförlerin hız yapmalarına, dolayısıyla kazalara da sebep oluyordu. Çok sayıda kazanın olduğu, yol kenarlarındaki hasarlı araçlardan belli oluyordu.
FALLUJE
Habbaniye Gölüne giderken modern bir kent olan Falluje’den geçmiştik. Ana yol kenarındaki evlerin mimari tarzlarına hayran olmamak mümkün değildi. Kentin devrim sonrası hızla geliştiği anlaşılıyordu. Ayrıca Fırat nehrinin, kentin kenarından geçişi de bir şanstı. Zira Gerek Fırat ve gerekse Dicle’nin geçip gittiği yerler yem-yeşildi. Buralarda sebze ve meyve yetiştiriliyordu. Nitekim Falluje çevresi de modern bir görünüm almıştı.
MUSTANSIRİYYA
Badad’da gördüğümüz bir önemli yer de 700 yıl önce Abbasiler tarafından inşaa edilen Mustansıriyya adlı eserdi. Bu yapı iki katlı, geniş bir avlunun etrafına sıralı odalardan oluşuyordu. Burası bir saray veya medrese olmalıydı.
Epeyce eski yapıların bulunduğu, bedesten tipi, küçük bir çarşıda da dolaşmıştık. Burada renkli dükkanlar bulunuyordu.
Mustansıriyya’nın karşısındaki dükkanlarda da turistik eşyalar satılıyordu. El dokuması kilimler, el işi örnekleri, Irak etnografyasının tipik örnekleri vardı.
DEVAM EDECEK
Yazarın Diğer Yazıları
Moldova Cumhuriyeti’nde Kurulan Gagauzya Türk Devleti Ve Büyükelçi Ender Arat
14 Ağustos 2026 01:12Kırk Arabalık Nakliye Kolu Kumandanı Bilecikli Ayşe Çavuş
13 Ağustos 2026 01:08Milli Mücadele Milis Kumandanı İpsiz Recep
12 Ağustos 2026 01:08Azerbaycanlı Şair-Yazar-Akademik Neriman Hasanzade (Ardından)
11 Ağustos 2026 01:06Milli Mücadelede Vanlı Kadın Kahraman GAZİ SÜREYYA SÜLÜN
10 Ağustos 2026 01:04