İrfan Ünver Nasrattınoğlu

İskitlerSakalar

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Büyük Atatürk kurduğu Devletin bir Türk Yurdu, Yurtta yaşayanların da Türkler olduğunu fiilen ortaya koyabilme amacıyla yaptığı icraatın başında, “İskitler” ile ilgili bilimsel çalışmaların yapılmasını emrettiği, bilinen gerçeklerdendir. Cumhuriyetimizin Başkentinde İskitler’den mülhem bir anıtın bulunması, Ankara’nın geniş bir bölgesine “İskitler” adının verilmesi bundandır. 

İskitler veya yayıldıkları doğu bölgelerindeki isimleri ile SakalarMÖ 8. yüzyıl ile MS 3. yüzyıl arasında Avrupa'nın doğusundaki Kırım ve Pontik Bozkırları ile Orta Asya'da, Tanrı Dağları ve Fergana Vadisi'ni de içine alan bölgelerde yaşamış, Tuva ve Altay-Sayan kökenli Doğu ve Batı Avrasya kültür ve genetik bileşenlerini içerdiği varsayılan heterojen göçebe halktır. İskitler için tarih boyunca  Saka ve Çin kaynaklarında Sai deyimleri kullanılmıştır. 

İskitler baskın güç olarak Kimmerler'in yerini Pontik Bozkırları'nda MÖ 8. yüzyılda almış, bu devirde İskitler ve alakalı gruplar Avrasya Bozkırları'nı batıda Karpatlar'dan, doğuda Ordos Yaylası'na olacak şekilde tamamen kontrolleri altına almıştır. Bu, halkın ilk Orta Asya bozkır imparatorluğu olarak adlandırılmasına neden olmuştur. Ukrayna ve Güney Rusya bölgesinde yaşamış İskitler kendilerini Scoloti olarak adlandırmış, bu bölgede “Kraliyet İskitleri” olarak adlandırılan göçebe savaşçı bir aristokrasi tarafından yönetilmişlerdir.

İskitler savaşlarda süvari birlikleri kullanımında uzmanlaşan ilk halklardan biridir. At, koyun ve sığır sürüleri yetiştirmiş, çadırlarda yaşamış ve at üzerinde ok ve yay ile savaşmış olan İskitler aynı zamanda kendilerine has metal işlemeciliği, anıt mezarlar ve sanat tarzları ile karakterize edilen zengin bir kültür geliştirmişlerdir. Yerleşik metal işçileri İskitler için taşınabilir süs eşyaları üretmiş, günümüze de gelmiş olan bu eşyalar bilinen İskit sanatının temelini oluşturmuştur. İskitler ayrıca YunanistanAntik İranHindistan ve Çin arasında bir ticaret ağı oluşturmuş İpek Yolu'nda önemli bir görev üstlenmiş, öteki halkların bu ticaret ile gelişmelerinde rol oynamıştır. 

İskit ismi İskitya bölgesine isim kaynağı olmuştur. İskitler ve kültürleri akademik olarak inceleme ve araştırma yapmayı amaçlayan öğreti İskitoloji olarak adlandırılmaktadır.

Kuşkusuz İskitler hakkında birçok kaynakta bilgi vardır. Yunan, Asur, Pers ve Hint kaynaklarında İskitlerden bahsedilmiştir. İskitler ilk olarak tarihi kayıtlarda MÖ 8. yy'da yer aldılar. Herodot, İskitler'in kökenine dair üç çelişkili yorumda bulunmuştur, ancak en çok bu yorumunun doğru olduğuna inanılır: 

Heredot'un İskitlerin baskın faaliyetleri ile ilgili yazdıkları güvenilir olarak kabul edildiyse de, İskitlerin kökeniyle ilgili yazdıklarına karşı tezler de üretilmiştir. Örneğin İskitlerle ilgili tarihsel, arkeolojik ve antropolojik kanıtların modern yorumu iki geniş hipotez ortaya konulmuştur. Bunlardan birincisi, eskiden Sovyet araştırmacılar ve daha sonra Rus araştırmacılar tarafından daha çok desteklenen bir hipotezdir. Kabaca Herodot'un yorumunu destekleyen hipoteze göre, İskitler İç Asya'dan, yani Türkistan ve Sibirya bölgesinden gelen Doğu İranlı bir gruptur.

İkinci hipoteze göre ise, İskit kültürü, Karadeniz sahilindeki arkeolojik "Ahşap mezar" kültürüne ait yerel gruplardan ortaya çıkmıştır. Bu hipotez de Kimmerlerle ilişkilidir. Bu hipotez İskit kafataslarının Ahşap mezar kültüründen önceki bulgulara benzer olduğunu gösteren antropolojik kanıtlarla desteklenmektedir. 

Tuna'dan Mançurya'ya kadar uzanan geniş Avrasya bozkırındaki farklı etnik gruplar Yunan ve Fars antik gözlemcilere göre, "İskitler" adı altında toplanmışlardır. İskitler tarihî kayıtlara göre, ilk önce MÖ 680 yıllarında Kafkas geçitlerinden aşıp Kür Irmağı boylarına yayıldılar. Herodot'un ifadesine göre İskitler, Kafkasları doğudan dolaşarak Hazar Denizi'ni izlemişler, Derbent Geçidi'nden geçerek Kimmerlerin ardından Ön Asya'ya girmişlerdir. Keza MÖ 645 - MÖ 617 yılları arasında Suriye ve Filistin'e de girmiş olan İskitler, MÖ 7. yüzyılda Avrupa ile Asya'nın batı kesiminde, Tanrı Dağları ve Fergana Vadisi arasındaki bölgede yaşamışlardır. 

Herodot, İskitlerin üç ana kabilesi bulunduğunu ve bunların Targitaus'un üç oğlu olan Lipoxais, Arpoxais ve Colaxais'den geldiğini belirtir. Herodot, Auchatae kabilesinin Lipoxais'ten, Catiari ile Traspian kabilesinin Arpoxais'ten, Paralata kabilesinin (Kraliyet İskitleri) ise en küçük erkek kardeş olan Colaxais'den geldiğini yazar. Herodot'a göre Kraliyet İskitleri en büyük ve en güçlü İskit kabilesiydi ve diğer kabilelere küçümseyici bir şekilde tepeden bakmaktaydı. 

Her ne kadar akademisyenler bu üç kabileyi geleneksel olarak coğrafi açıdan farklı bölgelere yayılmış gruplar olarak sınıflandırmış olsa da, Georges Dumézil bu kabileleri toplumsal mesleklerin sembolleri olarak yorumlamıştır. Dumezil'in de desteklediği trifonksiyonel hipoteze göre Erken Hint-Avrupa toplumlarında pulluk ve boyunduruk ile simgelenmiş çiftçi ve çoban sınıfı, balta ile sembolize edilen savaşçı sınıfı ve kase ile simgelenen ruhban sınıfı bulunmuştur. Danimarkalı filolog ve folklorist Arthur Christensen İskit toplumunun üç katmanını Hint kast sistemi ile karşılaştıran ilk akademisyen olmuştur. 

Hem kurganlardan çıkan arkeolojik kalıntılar, hem de Herodot'un tarih kitabı ile benzeri kaynaklar İskitlerin bir kısmının atlı göçebe, bir kısmının ise çiftçi bir hayat yaşadığını göstermektedir. Göçebe İskitler at, sığır ve koyun yetiştirmiştir. Herodot, bu halkın at sütü içtiğini de yazmıştır. İskitler yaşadıkları dönem boyunca domuz yetiştirmemiş ve domuz eti yememişlerdir. Domuz yetiştirmemek diğer göçebe halklarda da sık görülen bir özelliktir. Göçebe yaşayan İskitler yurt benzeri çadırlarda kalmışlardır. At tarafından çekilen hareketli ve tekerlekli çadırlar da vardır. Göç zamanı kadın ve çocuklar bu hareketli çadırın içinde kalır, erkekler atı sürerlerdi. Çiftçilik yapmış İskitler ise buğday ve arpa gibi tarım ürünleri yetiştirmişlerdir. 

İskitlerin kuruluş evresinde kölelik yoktur. Ancak ilerleyen zamanlarda tarımda çalıştırmak ve özellikle Yunanlara satmak için köle bulundurdukları veya topladıkları bilinmektedir.

Hipokrat; İskit kızların bakireliklerine çok önem verdiklerini,  genç kızların, sağ göğüslerinin gelişimini durdurmak için dağladıklarını belirtir. Bu durum at üstünde, ok atmada kolaylık sağlamaktadır. Herodot'a göre, kadınların avcılıkta ve savaşta önemli bir rolleri vardı ve bazen erkekler gibi giyindiklerini  Eski Sarmatya topraklarındaki, savaşçı mezarlarının, beşte biri kadındır ve kadın mezarlarının beşte birinde silah gereçleri mevcuttur. 

Hipokrat; bir kısım İskit erkeklerinin, hadım olduklarını ve kadın gibi konuşup, kadın işleri yaptıklarını, ayrıca kadın kıyafetleri giydiklerini belirtir. Hipokrat'a göre; İskit erkekleri bu durumlarını, tanrılarının tecellisi olarak kabul ederler. 

İskitlerin tarih kaynaklarında ortaya çıkmasından önce Miken Greklerinin Karadeniz'in kuzeyine ticaret yapmak amacıyla seferler yaptıkları bilinmektedir. Homeros'un İlyada ve Odysseia'da bu olaydan bahsedilmektedir. Ne var ki İskit halkının bu bölgelerde yaşamaya başlamasından önce yapılan bu ticaretin son derece az olduğu görülmektedir. İskitlerin en büyük ve en önemli ticari partneri Grek site devletleriydi. İskitlerin Yunanlara sattıkları ürünlerin başında buğday gelmiştir. İskitlerin ihraç ettiği diğer önemli ürünler ise canlı hayvan, deri, kürk ve kölelerdir. Köleler genelde yapılan savaş ve akınlarla çevredeki SarmatGot gibi kabilelerden elde edilmiştir. Ayrıca bazı İskitlerin de kralları tarafından köle olarak satıldığı bilinmektedir. Yunanların İskitlere sattığı malların başında şarap gelirdi. İskitler şarabı sevmiş ve benimsemişlerdir. Heredot'un aktardığı bilgilere göre İskitler, içine bir miktar kan akıttıkları şarabı içerlerdi. Şarabın dışındaki diğer önemli mallar zeytinyağı, kap kacak ve amforalardır.

İskit dini, İskitlerin mitolojilerini, ritüel uygulamalarını ve inançlarını kapsar. Din hakkında bilinen az şey, 5. yüzyıl Yunan tarihçisi ve etnografı Herodot'un kayıtları ile arkeolojik bulgulara dayanır. Proto-Hint-İran diniyle ilişkilendirilen İskit dini, daha sonra evrilecek Hint-İran dinleri olan Zerdüştçülük ve Hinduizm'den çeşitli farklılıklar gösterir. Herodot'a göre İskitler, yedi tanrı ve tanrıçadan oluşan bir panteona ibadet etmiş ,bir tanrıya ise İskit soyluları tarafından tapınılmıştır.     

İskitler atlı okçulardı. Bileşik yay İskitlerin en bilinen silahlarıdır ve bu silahlarının yanında kısa kılıç ve mızrak da kullanmışlardır. Herodot İskitlerin tabar adı verilen savaş baltaları kullandığını yazmıştır. İrani ve büyük ihtimalle İskitçe kökenli bir sözcük olan tabar, günümüzde Farsça ve Slav dillerinde de balta anlamında kullanılmaktadır. 

İskit kültüründe kadınların da savaştığına inanılmaktadır.  

Yunan mitolojisindeki Amazonlar hakkındaki hikâyelerin, İskit-Sarmat kültürünün etkileri ile oluşturulmuş olduğu hakkında görüşler de bulunmaktadır. Bu kadın savaşçıların Türk kökenli olduğu da kaynaklarda  kayıtlıdır. 

İskitler pişmiş topraktan kap benzeri eşyalar yapmayı ve maden işlemeyi biliyorlardı. Kurganlarda İskit hayvan üslubu ile işlenmiş pişmiş topraktan yapılma eşyalar da bulunmuştur. Bronz ve bakırı eriterek, demiri ise soğuk işleyebiliyorlardı. Çeşitli kurganlardan bulunan altın eşyalar altını da iyi bir şekilde işlediklerini göstermektedir. Maden eritmede kullanılan odun kömürünü de kendileri üretmiştir. 

İskitlerin sanatında Asur-Helen sanatının esintilerini taşıyan "süslemecilik" görülmektedir. Bozkır kültüründen dolayı yontuculukkabartma ve resim sanatlarla uğraşmamış, genel olarak kuyumculuk, süslemecilik gibi sanatlarla ilgilenmişlerdir. 

İskit sanatına ilişkin örnekler genel olarak Esik Kurganı, Pazırık yaylasındaki kurganlardan çıkmaktadır. İskitlerin göçebe-hayvan sanatı yine onlarla aynı bölgelerde yaşayan Hunların hayvan sanatıyla benzerlik gösterir. Bu sanatta genel olarak geyik gibi motiflerin işlendiği görülmektedir. 

MÖ 2. yüzyılda Çinli diplomat Zhang Qian, İskitler ile yakından ilişkili Saka halkını sarışın yeşil ve mavi gözlü olarak tasvir etmiştir. Romalı yazar Plinius'un MS 1. yüzyılda yazdığı Doğa Tarihi kitabında, bazıları tarafından Saka veya Tohar oldukları düşünülen Seres halkını, kızıl saçlı, mavi gözlü ve alışılmışın dışında uzun boylu olmaları ile karakterize etmiştir. 2. yüzyıl sonlarında, bir Hristiyan teologu olan İskenderiyeli Klement, İskitler ve Keltlerin uzun ve kızıl-kumral saçlı olduğunu bildirmiştir. Çağdaşı olan Yunan filozof Marcus Antonius Polemon, İskitleri kızıl saç ve mavi-gri gözler ile karakterize ettiği kuzey halklarının içine dahil etmiştir. Aynı dönemlerde Yunan doktor Bergamalı Galen, İskitler, Sarmatlar, İliryalılar ve Cermenler ve diğer kuzey halklarının kızıl saçlı olduğunu yazmıştır. Britanya'nın Nature Communications dergisinde yayımlanan bir DNA analizine göre İskit kurganlarından çıkarılan insanlar üzerinde yapılan bir DNA testine göre İskit DNA'sı en çok Orta Asya Türk'ü DNA'sına benzemektedir. Benzer bir DNA testi Science Advances dergisinde de yapılmıştır ve sonuç yine İskitler'in Türklüğüne işaret etmektedir. 

Bazı tarihçilere göre, erken dönem yazar ve tarihçiler asıl İskitler ile alakasız olduğunu düşündükleri HunlarGotlarTürk halklarıAvarlarHazarlar ve diğer pek çok isimsiz halkı tanımlamak için "İskit" kelimesini kullanmıştır. LehlerMacarlarPiktler ve Gaeller de kendi halk efsane ve destanlarına dayanarak kökenlerini İskitlere dayandırmışlardır.  

Yazarın Diğer Yazıları