İrfan Ünver Nasrattınoğlu

K O S O V A -2-

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Belgrad’dan Priştine’ye Dönüş ve Prizren
Belgrad’dan Priştine’ye uçakla döndüm. Telefonla haber verdiğim sevgili Nimetullah Hafız’ı, hava alanında göremeyince, otobüsle kente hareket ettim. Fakat Nimetullah, arabasıyla, otobüse yetişti; ben de otobüsten inerek, onun arabasına bindim ve birlikte Priştine’ye hareket ettik. Belgrad’a giderken, valizimi Şefqet Pllana’nın evine bırakmıştık. Bu nedenle önce onun evine uğrayıp valizimi aldık ve Prizren’e hareket ettik. bir saat sonra Prizren’deydik.
Prizren’de Nimetullah’ın evinde kalacaktım. Yol yorgunluğu ile erken yatıp, uyudum. Ertesi sabah uyandığımda kulağıma Türkçe sesler geldi. Kalktım. Sadece Hafızlar’ın evinde değil, Prizren’in her yanında Türkçe konuşuluyordu. O sabah Nimetullah’ın ağabeyi Bahri otobüsle İstanbul’a gidecekti. Birlikte otogara gidip uğurladık. Otogar, Anadolu’nun herhangi bir kasabasındaki otogardan farksızdı. Bahri, yıllar önce Türkiye’ye göç edip, İstanbul’a yerleşmişti.
Prizren Belediyesi’ne gittik. Başkan Vekili Türk. Belediye kapısında, Arnavutça ve Sırpça ile birlikte Türkçe de yazılı tabela vardı. Sokakta, Hafız’ın selamlaştığı kişilerin çoğu Türk. Sanatçılar, şairler, yazarlar…Ve Tacide Hafız’ın babası Şahzudin Zupçeviç’le de tanışma onurunu elde ettim. Mostarlı Boşnak sanatçı Zupçeviç’le eşi, kızlarını görmek, torunlarını sevmek için Prizren’e gelmişlerdi. Sonraları onunla, Mostar’da da karşılaşıp, kısa süreli görüşme yapabilme olanağını bulmuştum.
Kent içinde geziyoruz; havada boğucu bir sıcaklık var…Fraşeri’nin büstünün önünden geçiyoruz. Büstün arkasında bulunan, Arnavut millî hareketinin başlatıldığı bina, şimdi müze olarak kullanılıyor… Hacı Ömer Lütfi ve arkadaşlarının mücadeleleri için kullandıkları evi de görüyorum. Kosova Tarihinde önemli bir yeri olan bu Türk bilgesini de bu vesileyle rahmetle anıyorum. Bu değerli insanın divanı, Türkiye’de Hasan Fehmi Kumanlıoğlu, Kosova’da Nimetullah Hafız tarafından yayımlandı.
Prizren, 1455 yılında Osmanlı Devletinin eline geçti. O tarihten itibaren burada çok sayıda bina inşa edildi. Örneğin Bistriça Nehri üzerindeki Taş Köprü, Mehmet Paşa Hamamı ve Sinan Paşa Camii, buradaki Türk mührünün somut göstergeleridir.
Ölüm İlânları
Makedonya ve Kosova topraklarına ayak bastığım andan itibaren, sokaklarda, gözle görülür yerlerde, ölüm ilânlarının yapıştırılmış olduğunu gördüm. Bu bütün (eski) Yugoslavya’da görülen geleneklerden biriydi. İlanın basılı olduğu renklerden, ölen kişinin dinini öğrenmek mümkündü. Örneğin, ilân, yeşil bir çerçeve içerisinde yazılı ise, ölen kişinin Müslüman; siyah çerçeve içerisinde ise, Hristiyan olduğunu belirliyordu. Ancak, ilânın tepesinde bir yıldız var ise, ölenin komünist (yani dinsiz) olduğu vurgulanmaktaydı. İlânlar, salt ölüm haberi değildi; ölümün üzerinden kırk gün geçtikten sonra ve ölüm yıldönümlerinde de benzeri duyurular, kamuoyunun dikkatine sunuluyordu.
Çarşamba Pazarı
Bir kez daha Prizren’de dolaşıyoruz…Günlerden Çarşamba. Prizren pazarının kurulduğu gün. Tabii pazara da uğruyoruz. Çevre köylerden de kente akın var, bugün. Sebze ve meyve satanların yeri ayrı; tavuk, yumurta, peynir satanlar bir başka bölümdeler. Tekstil ürünleri, el işlemeleri, oyuncak, incik-boncuk gibi şeylerin satıldığı yerler de pazarın başka bir bölümündeler. Pazarda satılan el sanatı ürünleriyle, Prizren’de mükemmel bir Etnograf Müzesi açılabilir!…Zira öylesine bol ve çeşitli malzeme var ki, şaşırmamak elde değil. Arnavutlar, Türkler ve öteki etnik topluluklar, kendi uluslarına özgü el sanatlarını satmak üzere pazara getirmişler ve bir yandan satış yaparlarken, öte yandan, adeta bir açık hava müzesi oluşturmuşlar. Pazarın bir de hayvan satış bölümü var ki; buradaki büyük baş hayvanlar, Türkiye’de de uygulanan usullerle (el sıkışıp pazarlık ederek) satılmaktadır.
Kutsal Mekânlar
Prizren’de Bektaşi ve Halveti Tekkeleri ve bu tekkelerin şeyhleri bulunuyor. Bunlarla ilgili olarak, Prizrenli bilim adamları, Türkiye’de düzenlenen bilimsel toplantılarda bildirdiler sundular.
Türk Edebiyatının önemli şairlerinden Prizrenli Suzi’nin mezarı da burada bulunuyor. Ne var ki medfun bulunduğu mezar, O’nun önemine ve ününe uygun bir mekân değil. Onun hemen yanıbaşında da, kendisi gibi şair olan Nihanî’nin kabri bulunmaktadır. Bu mezarlar onarılıp, anıt mezar haline getirilmezlerse, yakın bir gelecekte kaybolup gideceklerdir!… Bu nedenle Prizrenli kardeşlerimizin gerekeni yapmaları zorunludur. Nedense, mezarlığın yanındaki cami de harap bir haldedir!…Oysa Prizren’de tarihi yapıların bakımına ve onarımına önem verilmekte olduğu, yapılan kimi çalışmalardan anlaşılmaktadır.
Prizren’de öğrendiğim bir husus, beni oldukça memnun etti. UNESCO, Prizren’i, dünyada korunması gereken kentler listesine aldı. Umarım. Birleşmiş Milletler Teşkilâtına bağlı olan bu örgüt, bu kentteki Türk-İslâm eserlerinin korunması konusunda da titiz davranır.
Korzo
Akşama doğru Papaz Çarşısı denilen yerde gençlerin toplanmakta olduklarını gördüm. Daha önce de belirttiğim gibi, Yugoslavya’nın her yerinde, akşam saatlerinden itibaren bütün gençler toplanarak, “korzo” yapmaktadır. Buradaki korzoda yapılan uygulama ise şöyledir:
Caddenin sağ ve solundaki yaya kaldırımlarında gençler karşılıklı olarak saf tutmakta, bu saflarda yer almayanlar ise, safların önünden geçip gitmektedir. Sonra bu gidiş-gelişler devam etmekte, böylelikle, dostlar birbirlerini görebilmekte; tanışmayanlar ise, tanışıp, yeni dostluklar oluşturma imkânını bulmaktadır. Bir ara Nimetullah Hafız ve kaynatası Ressam Şahzudin Zupçeviç’le biz de bu korzoya katıldık. Ancak, Zupçeviç, yaşlı olduğunu söyleyip, yanımızdan ayrıldı; ama biz bir süre gençlerin arasında turladık. Ben bu ikinci Prizren seyahatinde Nimetullah’ın evinde konuktum. Korzodan sonra eve gidince, Tacide Hanım, “nerede kaldınız?” sorusuna ben safiyane, “korzo yaptık” deyince, Tacide Hanımın, “İrfan! Sen de mi? Senden bunu beklemezdim!” şeklindeki bana sert çıkışını, yıllardır unutmadım…(Bu olayı yaşayalı otuz yıllık bir süre geçti. O zaman Nimetullah da ben de gençtik. Halâ yakışıklı bir erkek olan Nimetullah’ı, Tacide Hanımın kıskanması da doğaldı!…)
Notlar
1977 yılının temmuz ayında, Prizren’le ilgili olarak seyahatnameme düştüğüm şöylesi notlar da vardır:
– O günlerde, 18 katlı modern Basın Sarayının inşaatı hızla devam ediyordu. Sonradan bu binanın iki katına yenleşen “Tan” Redaksiyonu, barakada çalışarak gazete ve dergiyi yayınlıyordu.
– Kosova’nın başkenti Priştine’nin tek merkezden ısıtılması ile ilgili çalışmalar da devam ediyordu.
– O günün koşullarına göre, özel ve resmi günlerde, öteki bayrakların yanında Ay-Yıldızlı Türk Bayrağı da gönderlerde dalgalanıyordu.
– Kosovalı dostlarla ilgili minik değerlendirmeleri de şöyle yapmışım:
Hasan Mercan: İlginç, dolu bir insan. Onunla röportaj yaptım ve Türkiye’ye dönünce yayımladım. Şiir ve öyküde başarılı. Oyunları da sahnelenmiş. “Çoraplar” adlı çalışmasının Türkiye’de yayımlanmasını istiyor. Uğraşalım bakalım.
Bayram İbrahim: Bir dakika görebildim. Evine gittik, yoktu. Oysa daha yüzyüze görüşmeden mektuplaştığım bir insan. Beni Kosova’ya davet eder dururdu. Bir bunalım sorunu olduğunu söylediler.
Enver Baki: Cana yakın bir insan. Tan’de etkili bir isin. Öyküler yazıyor.
Arif Bozacı: Şair, gazeteci, ses sanatçısı.
– Prizren’deki Fraşeri Müzesi, elbette gerekliydi. Çünkü bu müzenin olduğu tarihi evde, Arnavutluk’un kuruluş temelleri atılmıştı. Ancak, Kosova gibi bir ülkede, Türkler’i rencide edecek, herhangi bir şeyin bulunmaması gerekirdi. Oysa böyle şeyler görülüyor ve üzüntüye neden olunuyordu. Arnavut kardeşlerimizin, bu hususa dikkat etmeleri, dostluk ve kardeşliğin artarak devam etmesi için gerikliydi.
Prizren’de Bir Düğün
O akşam Prizren’de, bir Pazartesi Düğününe iştirak ettik. Nimetullah’ın yeğeni İsmail yeni evlenmişti. Zifaftan sonraki ilk pazartesi günü, oğlan tarafının erkekleri, topluca kız evine gidiyorlardı. Önce lokum, çay, kahve ikramı yaptılar; sonra da sofraya buyur ettiler. Odanın ortasına konulan bir meydan sofrasının etrafına dizildik. Önce pilâv, sonra sırayla sütlaç, baklava ve tuzlu sütlaç yedikten sonra yine minderlerimize çekildik ve kahve içtik. Bu eski Türk geleneği, değişik şekilde de olsa, bizim Afyonkarahisar’da yapılan düğünlerde uygulanmaktadır.
Mamuşa
Bir gün, Şahzudin Zupçeviç, Öğretmen Salih Lika ve Nimetullah’la, tamamen Türkler’in yaşadıkları Mamuşa Köyü’ne gittik. Bu köyün, genç imamı Nusret Morina ile daha önce Konya’da tanışmıştık. Nusret Konya’da düzenlenen Kur’an Okuma Yarışması’na gelmiş; mükemmel sesiyle, dinleyenleri mest etmişti. Yugoslavya gibi komünist bir ülkeden gelen, Türk asıllı bir hafızın bu başarısı, Konya basınında da geniş yer almıştı.
Mamuşa’da hem camii, hem de Nusret’in malikanesini ziyaret ettik ve buradaki soydaşlarımızla sohbetlerde bulunduk. Öylesine kaynaşmıştık ki, akşamın geç saatlerinde, sevgili Nusret Hoca’dan kopabilmiştik!…
Mamuşa yaklaşık 200 yıl önce Prizrenli Mahmut Paşa tarafından kurulmuştu. Köyde şimdi 2500 kişi yaşıyordu. (Bugün Mamuşa ve çevresinde konuşlanmış olan Türk Silahlı Kuvvetlerine ait bir Tabur, Kosovalı Arnavut ve Türkler’i, Sırplar’a karşı korumaktadır. Nüfusu artan ve Belde olan Mamuşa’nın Belediye Başkanı Türk’tür.)
Doğru Yol Cemiyeti
Prizren kentine kültür ve sanat olayları bakımından yoğun bir faaliyet içerisinde gördüm. Burada Arnavutlar’ın “Agimi”, Türkler’in de “Doğru Yol” adlı Kültür ve Sanat Cemiyetleri var. Her iki ulus da kendi kültürlerinin yaşatılması için çaba harcamakta, bu arada kendi kendilerini eğitmektedirler.
Ben Prizren’de iken, Agimi Cemiyeti’nin halk oyunları topluluğu, benim davet ile Türkiye’deki bir festivale iştirak ediyordu. Bu grubu, Büyükelçi Ramadan Vraniçi’nin isteği üzerine çağırmıştım. Tabiî, Doğru Yol Cemiyeti’nin yöneticileri, “Agimi’den önce biz Türkiye’ye gitmeliydik” diye sitemde bulundular, ki, haklıydılar.
Doğru Yol, 1951 yılında kurulmuş, 23 Mayıs 1953 tarihinde de Prizren İçişleri Sekreterliği’nce statüsü onaylanmıştı. Bu Dernek, Türkler tarafından öylesine benimsenmiş ki, daha birinci yılda 500 üye kaydı yapmışlar. Dernek halk oyunları ve musikisi çalışmalarının yanı sıra tiyatro, edebiyat ve batı müziği çalışmaları da yapmaktadır. Yılda 15-20 konser veren dernek ekipleri, gösterilerini Yugoslavya’nın çeşitli cumhuriyetlerinde de sunmuşlar. Hatta bir de Federal Almanya seferleri var…
Aralarından güçlü edebiyatçıların yetiştiği Prizrenli gençler, “Nazım Hikmet Yazın Kolu” oluşturup, başına da akademisyen Nimetullah Hafız’ı getirmişler. Salih Lika, İsa Şimşek, Ahmet S.İğciler, Hasan Mercan, Bayram İbrahim, İskender Muzbeg, Altay Suroy, Agim Rifat gibi güçlü yazar ve şairlerin bulunduğu Yazın Kolu, geçen yıl, Esin adlı bir de derginin yayınını başlatmışlar. Gerek içerik, gerekse biçim bakımından mükemmel olan bu derginin yayınının sürekli olmasını temenni ediyorum.
Kosova’nın her yanında böylesi örgütlenmeler vardır ve hepsi de olumlu çalışmalar yapmaktadır. Kuşkusuz devlet, bu çalışmaları madden desteklemektedir.
Doğru Yol Derneği’ni ziyaretimde, Genel Sekreterlik görevini yapmakta olan Ahmet İğciler’le tanıştım. Asıl görevi, Prizren Belediyesi’nde tercümanlık olan İğciler’i, Türk yayımlanan gazete ve dergilerdeki yazılarından tanıyordum. Gıyabî tanışıklık, vicahiye dönüşen İğciler cana yakın, gözleriyle gülen bir insan izlenimi bıraktı, bende…
Süreyya Yusuf’un Ölümü
Nimetullah o gün çok üzüntülüydü: “Süreyya Yusuf ölmüş!” deyince inanamadım. Priştine Üniversitesi’nin bu dinamik öğretim üyesiyle Türkiye’de tanışmıştım ve daha sonra iki kez de görüşmüştük. Hayat dolu bir insandı. Tatilini geçirmek üzere Türkiye’ye gittiği duymuştum. Akşehir’de düzenlenen Nasreddin Hoca Semineri’ne katılmış, oradan da, tatilini geçirmek üzere, ailesiyle birlikte Burhaniye-Ören’e gitmişti. Orada geçirdiği kâlp kriziyle hayata gözlerini yuman Süreyya Yusuf için T.C. bir ambulans tahsis etmiş, cenazesi Priştine’ye getirilmişti.
Kaderde, Süreyya Yusuf gibi, önemli bir şahsiyetin cenaze töreninde bulunmak varmış. Ne var ki bu törende beni üzen şey; O’nun dinsiz-imansız bir komünist olarak, öteki dünyaya gönderilmiş olmasıdır! O gerçekten ateist miydi? Yoksa, sistemin gereği Komünist Parti’ye üye olmuş ve bu nedenle komünistlere mahsus cenaze töreniyle defnedilmiş miydi?…
Cenazeyi defnettikten sonra Şefqet Planla, Nimetullah Hafız, İskender Riza, Hayrettin Gaş, Salih Lika, Ahmet İğciler ve Necip Alpan’la bir çayhaneye oturup sohbet ettik. Necip Hoca ile Belgrad Hava Alanından bu yana ilk kez görüşüyorduk! Hoca benden bir gün sonra valizini bulmuş ve uçağa atlayıp Priştine’ye gelmişti. Orada Türkiye’ye dönüş tarihimizi saptadıktan sonra biz Prizren’e hareket etmiştik.

Yazarın Diğer Yazıları