İrfan Ünver Nasrattınoğlu

KARAKALPAKİSTAN CUMHURİYETİ -1-

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Özbekistan Cumhuriyeti’nde yaşayan insanlar, ülkede yaşayan öteki etkin topluluklara hoşgörü ile bakamıyorlar. Örneğin, pek de uzun olmayan yıllar önce, Stalin’in sürgüne yolladığı Ahıska Bölgesi Türkleri’nin bir kısmı, Özbekler tarafından katledildiler.
Geçen ay da, Özerk Karakalpakistan Cumhuriyeti’nde halkı isyan ettirdiler!…Bu isyanda 18 kişi hayatını kaybederken, 243 kişi yaralandı ve bunlardan 94’ü ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldılar.
Özbekistan Cumhuriyeti içerisinde, Özerk Cumhuriyet olan Karakalpakistan halkı isyan etmişti. Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, yaptığı açıklamada “Bazı kesimler, anayasal reformlara karşı protesto kılıfı altında şiddet yoluna başvurmayı seçti. Bölgesel bütünlüğü sarsmak ve toplumun istikrarını bozmak için sahte bilgi yayıp yurttaşları anayasaya aykırı eylemlere sürüklüyorlar” dedi.Mirziyoyev, olayların ardından Karakalpakistan’da olağanüstü hal ilan etti.
Karakalpaklar, 18. yüzyılda Orta Asya’nın en uzun nehirlerinden biri olan Ceyhun çevresine yerleşen bir Türk topluluğudur. 1925’te Kazak Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde özerk bir bölge olarak kurulan Karakalpakistan, 1932’de Sovyetler Birliği sınırlarında yer alan Karakalpak Özerk Bölgesinde Karakalpak Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne dönüştürüldü. Bu Cumhuriyet, 1936’da Sovyetler Birliği’ne bağlanan Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin bir parçası haline geldi.
1990’da Karakalpak Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Konseyi bir egemenlik deklarasyonu yayınladı. Buna göre referandumla hem Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nden hem de Sovyetler Birliği’nden ayrılma hakkı kazandı.
1991’de Sovyetler Birliği’nin çökmesinden bir yıl sonra Karakalpak Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, bugünkü Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’ne dönüştürüldü.
Bu dönemde Özbekistan da bağımsızlığını ilan etti ve 1992’de kendi anayasasını hazırladı. Keza, Karakalpakistan da 1993’te kendi anayasasını oluşturdu. Bu dönemde Özbekistan’la görüşmeler başladı. Görüşmeler kapsamında Karakalpakistan, 1993’te Taşkent yönetimiyle bir anlaşma imzaladı. Anlaşmaya göre 20 yıl boyunca Karakalpakistan’ın özerkliğinin korunmasına karar verilirken, bu süre içinde Nukus yönetimi referandumla Özbekistan’dan ayrılmasını mümkün kılacak bir anayasal hak da kazandı.
20 yıllık sürenin ardından 2013’te resmi bir referandum düzenlenmezken, 2014’te Özgür Karakalpakistan Ulusal Uyanış Partisi ve Alga Karakalpakistan gibi bağımsızlık yanlısı hareketler ortaya çıktı fakat bunlar etkili olmadı.
Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’nde 2 milyon civarında insan yaşıyor. Nüfusun yüzde 32,8’i Özbeklerden, yüzde 32,2’si Karakalpaklardan, yüzde 28,6’sı Kazaklardan, yüzde 3,3’ü Türkmenlerden, yüzde 1,2’si Tatarlardan ve yüzde 1,1’i de Ruslardan oluşuyor.
Özbekistan’ın nüfusu ise yaklaşık 34 milyon. Karakalpaklar uzun yıllar Özbek, Kazak ve Türkmenlerle iç içe ve barış halinde yaşadı fakat özerk statüde var olma isteğini de korudu. Zira Karakalpak Özerk Cumhuriyeti, ekonomik kaynaklar bakımından Özbekistan için bir sömürü alanı oldu. Çünkü, ülkedeki tahıl ve pirinç üretiminin büyük kısmı Karakalpakistan’da yapılmaktadır.
Öte yandan Karakalpaklar kendi dillerini resmi olarak kullanmak ve korumak istemektedir. Devlet kurumlarında yürütülen işlemlerin Özbekçe yapılması, Karakalpakça kitap basılmaması ve bu dilde yayımlanan dergi ve gazetelerin yok denecek kadar az olması da bir asimilasyon politikasına işaret etmektedir.
Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’nde yönetim kadrolarının halkın seçimiyle belirlenmemesi ve bölgedeki yönetimin Özbekistan hükümetince atanması da sorun yaratmaktadır.
Özbekistan Cumhurbaşkanı Mirziyoyev, haziran sonunda Özbekistan Anayasası’ndaki bazı maddelerde değişiklik yapılmasını, Karakalpakistan’ın özerk konumunun ve referandumla Taşkent yönetiminden ayrılma hakkının kaldırılmasını istemesi, ülkede bardağı taşıran son damla oldu. Halk isyan etti, hükümete karşı protestolar düzenlendi. Yukarıda belirttiğim istenmeyen olayların cereyan etmesi üzerine Karakalpakistan başkenti Nukus’a giden Mirziyoyev, anayasa değişiklik teklifini geri çektiğini açıkladı.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamada “Özbekistan yönetiminin ve halkının, olayları sağduyu ve barışla huzur ortamı içerisinde çözüme kavuşturacağına inancımız tamdır” denildi.
Özbekistan anayasasının 70. Maddesinde Karakalpakistan’ın “egemen” olduğu yazılıdır. “Egemen Karakalpakistan Cumhuriyeti, Özbekistan Cumhuriyetine dahildir. Karakalpakistan Cumhuriyetinin egemenliği, Özbekistan Cumhuriyeti tarafından korunur.” denilmektedir. Özbekistan işte bu maddeyi kaldırmak isteyince Karakalpak halkı isyan etti.
Şükürler olsun ki, iki kardeş halk arasında daha fazla kan dökülmeden sorun çözülmüş oldu. Ne var ki ileride tekrar Karakalpakistan’ın özerkliği sorun olursa, kardeşler arasındaki savaşı durdurmak da mümkün olmayabilir. Bu yüzden Özbekistan’ın, Sovyetler Birliği’nden bağımsızlık elde etmesine sevindiğimiz gibi, Özbekler adilane bir davranışla, Karakalpaklar’a bağımsız cumhuriyet olabilme statüsü sağlarsa, bu da bizi çok memnun edecektir.
Sözün başında tekraren vurgulamak isterim ki; Dünya coğrafyasında çok geri bırakılmış olan iki Türk yurdu gördüm. Bunlardan birisi Karakalpakistan, ötekisi ise, Gagauzya’dır… Çünkü bu iki topluluk, Oğuz boylarına mensupturlar..
Karakalpakistan’ın başkenti Nukus kelimesi Oğuz Türkçesi olup, “Nu” Dokuz, “Kuz” ise “Oğuz” demektir. Buna göre Nukuz=Nukus “Dokuz Oğuz” anlamını içerir ki, Oğuz Han’ın 6 oğlu, onların da 4’er oğulları vardır ki, dünya coğrafyasına dağılmışlardır.
“Gagauzya”da yaşayan Gagauzlar da Oğuz boylarına mensupturlar ve bunun kanıtı, yaşadıkları bölgeye verdikleri addır. Gagauz sözcüğündeki “Gaga” değişik anlamlarla ifade edilmektedir, ama “Uz” sözcüğü Oğuz olduklarını kanıtlamaktadır.
Karakalpaklar ile Gagauzlar’ın neden çok geri bırakılmış olduklarının nedeni Oğuz boylarına mensup, Türk olmalarıdır…
Ben bu Karakalpakistan’a da Gagauzya’ya da defalarca gittim, gezdim, gördüm ve aralarında yaşadım. Öncelikle Karakalpakistan izlenimlerimi özetleyerek okurlarımıza sunuyorum.
KOMPARTİYA
Özbekistan Cumhuriyeti’ne bağlı Karakalpak Özerk Cumhuriyeti benim Özbekistan seyahati programında yer alıyordu. 20 Ekimde, Taşkent havaalanından YAK-40 Rus uçağı ile havalanırken yanımda Mosova’dan beri yanımda olan rehberim Kolya’nın yanısıra Özbek Yazarlar Birliği tarafından görevlendirilen Şerif Halmuradov da vardı. Birlik yönetiminden Haybatullah Sağdulayev de uğurlamaya gelmişti. Taşkent hava alanı âdeta kentin ortasındaydı! Alan çevresindeki evlerde oturabilmek babayiğit işiydi, çünkü sürekli gürültü bir yana, (Allah korusun) bir uçak kazasında, çok sayıda insanın ölmesi mümkündü. Alanı genişletip kentin dışına itelemek mümkündü ama Kazakistan sınırına tecavüz edileceği kuşkusuyla Kazaklar buna müsaade etmiyorlardı! Peki nerede kaldı Kazak-Özbek kardeşliği?..
Havalandıktan sonra Taşkent-Nukus arasındaki mesafenin 840 km ve uçuş süremizin 2 saat olduğu anons edilmişti. Havada Fergana meselesini konuşmuştuk… Özbekistan’da çok Rus vardı. Özbek halkı fakir ve işsizdi. Boşalan işlere Ruslar’ı alıyorlardı. Fergana’daki olaylar, Ruslar’ın provakasyonu ile meydana gelmişti. Şerif Halmuradov anlatıyordu: “Bugün Özbekistan Parlamentosu toplanacak. Sinemacılar Birliği Başkanı da olan milletvekili Melik Kayyum, ‘Özbek dili devlet dili olursa, ülkede gelişme olmaz.’ diyor. Yazarlar Birliği’nin eski başkanı Ölmez Ömerbekov ise; dil konusunun üzerinde durulmasını istemiyor. Bunlar arasında Rus dilinin yeterli olduğunu söyleyenler; iki dili birden arzu edenler var. Milletvekillerinin çoğu öz dilini savunmuyorlar.”
Bir ara başka bir Özbek dostum da “Bugünkü Özbekistan Cumhurbakanının karısı Rus, çocukları da Rusça okuyorlar. Esasen kendisi de Özbekçeyi Kaşkaderya vilayetinin I. Kâtibi (Valisi) iken, yani sonradan öğrendi.” demişti.
Aradan yıllar geçtikten sonra, Cumhurbaşkanı Kerimov’un, Türk Cumhuriyetleri Cumhurbaşkanları toplantılarına iştirak etmemekte oluşunun nedenini anlar gibi oluyorum?..Hele hele daha sonra bu adamın Özbek yani Türk değil Talış kökenli olduğunu da öğrenmiştim!…
Uçağın penceresinden bakıyorum… Altımızda Karakum Çölü alabildiğine uzanıyordu. Sol yanımızdan akıp giden Amuderya (Ceyhun) nehrine bakarak hüzünlenmiştim. Deryanın suyunu pamuk tarlaları ve bu çöl içiyor; bu nedenle de Aral Denizi kuruyordu!.. Eskiden dağa taşa “Pamuk, Özbek halkının millî gururu.” yazılıyordu. Şimdi ise halk, “Pamuk Özbek halkının baş belasıdır.” demekteydi.
İki saatlik uçuşumuz tamamlanmış ve Karakalpakistan Başkenti Nukus Havaalanı’na inmiştik. Saatimizi bir saat geriye alarak Karakalpak saatine göre ayarlamıştık. Nukus Havaalanı tali bir meydandı ve askerî uçukların inişlerine de uygundu. Ancak yeterli tesisler yoktu. Alanda bizi Karakalpak Basın-Yayın Bakanı Kallibek Bekcanoviç Bekcanov, Yazarlar Birliği Genel Sekreteri Jienbay İzbaskanov, Kazakistan Komünist Partisi (KKP) Sekreteri Gencebay Hocaniyazov, Şair Sagınbay İbrahimov, Amu Derya Dergisi Sorumlu Müdürü Bahtiyar Gencemuradov ve Türkolog Dostcanbay Nasırov karşılamışlar ve özel bir salona götürmüşlerdi. İşlemler tamamlandıktan sonra da araçlarla kent merkezine giderek Taşkent Oteli’ne yerleşmiştik.
Kompartiya
O dönemde Komünist Parti’ye kısaca “kompartiya” diyorlardı ve her yerleşim biriminde yönetim kesin olarak kompartiyanın elindeydi. Biz de iki saatlik dinlenmeden sonra kompartiyaya giderek ideoloji sekreteri Şarap Usnatdinov’la bir görüşme yapmıştık. Şarap (veya Şeref)’ın asıl işi gazetecilikti. Neşriyat, televizyon ve tiyatro müdürlükleri yapmıştı. 48 yaşındaydı ve hâlen Sovyet Karakalpakistan gazetesinin baş muharriri idi. Kültür sorunlarına da vakıf olan Şarap’ın benimle Karakalpak diliyle konuşması hoşuma gitmişti ve ikimiz de birbirimizi anlıyorduk. Dolayısıyla çevirmene gerek yoktu. Bana, “Karakalpakistan’a gelen ilk Türk sizsiniz.” demişti. Bu sempatik komünistle Parti lokantasında yemek yedikten sonra oradan ayrılmıştım.
Karakalpak Etnografya ve Tarih Müzesi Nukus’ta ilk ziyaret ettiğim yerdi. Müzede fazla bir şey yoktu. Birkaç belge ve fotoğrafla, bazı etnografik eşyalar bulunuyordu. Ama beni mıknatıs gibi çeken bir yer vardı ki uzun uzun önünde durmaktan kendimi alamamıştım. Bu Marat Nurmuhammedov için düzenlenen köşeydi. Bu zat, İzmir’de toplanan Uluslararası Folklor Kongresi için Türkiye’ye gelmiş; ama kongreden bir gün önce geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Nurmuhammedov, İstanbul’da düzenlenen 1. Folklor Kongresi’ne de iştirak etmişti ve o kongrede kendisine verilen yaka kartı, müzedeki köşeye konulmuştu. Profesörün, Dursun Yıldırım, Nebi Hazri ve Yavuz Bülent Bakiler’le birlikte çekilen fotoğraflar da oradaydı. Marat Bey’in kızlarından birisi müzede görevliymiş ama o tarihte Moskova’da olduğundan kendisiyle görüşebilme olanağını bulamamıştım.
Nukus (Karakalpaklar’ın diliyle Nöküs) Karakalpakistan’a ayak basan ilk Türk olarak izlenimim şu idi: Karakalpakistan, kasten çok geri bırakılmış; hatta Orta Asya’nın en geri ülkesiydi. Başkent Nukus’ta 200 bin kişi yaşıyordu. Her kademedeki insanın görünümünden de yoksullukları anlaşılıyordu. En iyi konaklama yeri olan Taşkent Oteli bile dökülüyordu. Temizlik kavramının bilinmediği otelde el yıkayacak sabun yoktu. Odalardaki TV, buzdolabı vb. gibi şeyler doğru dürüst çalışmıyordu. Perestroyka, henüz buraya da gelmemişti!.. Parti sekreteri Karakalpak dilinin resmî devlet dili olacağını söylemişti. TV’de konuşan Türkmenistan KP I. Sekreteri “Bize Rus dili yeter, başka dil gerekmez.” demişti. Oysa dilden önce öğrenmeleri ve yapmaları gereken çok şey vardı.

Yazarın Diğer Yazıları