İrfan Ünver Nasrattınoğlu

KARDEŞ ÜLKE MACARİSTAN -7-

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

MACAR OVASI: Peçenekler’in Yeri
Hedefimiz Macar ovasının önemli kentlerinden birisi olan Debrecen’di. Yolda konakladığımız ilk yerleşim birimi, Besenyötelek adlı bir kasaba idi. Bu yerin bizim açımızdan önemi, Macar halkının, bu kasabadan bahsederken, “Peçenekler’in yeri” demeleriydi ki, Peçenekler’in de bir Türk boyu olduğu, bilinen tarihi gerçeklerdendir. Esasen Macaristan’da yaşayan insanların büyük çoğunluğunun, herhangi bir Türk boyuna mensup oldukları gerçektir. Nitekim, benim can dostum ve bana Macaristan’ı tanıtıp, Macarlar’ı sevdiren Edit Tasnadi bir ara bana; “biz Fin-Ogur, yani Oğuz Türklerindeniz” demişti…Bu özelliği iledir ki, aynı zamanda, yörenin bir kültür merkezi idi. Güzel bir kültür evi ve bu evde jimnastik salonu, lisan laboratuarı vardı. Ülkenin Eğitim Bakanlığı da buraya, örnek bir okul açmıştı.
Kasabanın bir başka özelliği ise, “gulaş” yemeği ile ünlü oluşuydu. Gulaş sözcüğünün kökeni Türkçe olup, gul-aş, yani kul-aşı demektir. Tarih içerisinde sığır çobanları, dağda acıkınca kafalarına göre bir yemek yaparlar ki, bu Macar mutfağının ünlü yemeğidir.
Hortobagy
Yolumuza devam ederken, kısa bir süre sonra karşımıza bir park çıkmıştı. Ünlü Hortobagy Milli Parkı…Burada, herhangi bir şey üretilmiyor; sadece doğal bitkiler korunuyordu. Çevredeki çiftliklerde kaz ve koyun sürüleri görülüyordu. İhracatı da yapılan kaz ciğerinin meşhur olduğunu söylemişlerdi.
Debrecen’e gidip, gezip gördükten sonra, tekrar Hortobagy’e dönmüştük. Burası 115 km.kare alanı olan kireçli bir arazi idi. Son on yılda tarımsal çalışmalara ağırlık verilmişti. Çağdaş çalışmalarla birlikte balık üretilen gölcükler oluşturulmuştu. Devletin doğayı koruma dairesi 1973 yılının başında, 52 bin hektarlık bir alanı ulusal park ilan etmişti.
Orta Çağda burada köyler, kentler vardı. Yapılan araştırmalar sonucu vaktiyle burada 50’den fazla yerleşim biriminin mevcut olduğu, isimleriyle birlikte saptanmıştı. 1241’de bölgeye Tatarlar gelmiş; sonra onların yerlerini Osmanlılar almıştı. O zamanlar ilkel hayvancılık yapılıyordu ve çobanlık geleneği uzun yıllar devam etmişti. Geçen dönemlerde Tisza nehri taşar ve burayı sel basardı. 1840’de nehir ıslah edildi, ama yörede su sıkıntısı baş gösterince, arazi kuraklaşmıştı. Artık burada balık çiftlikleri vardı ve pirinç de yetiştiriliyordu.
1966 yılında belediye teşkilatı kurulan Hortobagy, o tarihten itibaren hızla gelişmiş ve burada modern villalar da inşa edilmişti.
Eger seferimizde, geceyi Hortobagy’da geçirmiştik.
Hara
En önemli olgu ise, anılan alanda bir de “hara”nın kurulmasıydı ve burada at üretiminin yanısıra orta asya kökenli sığırlar da üretiliyordu. Yüzleri ve gözleri güzel, geyiği andıran boynuzları olan sığırların nesli tükenmeden üretilmesi olumlu bir gelişmeydi. Bunların sütü azdı ama, etleri çok lezzetli oluyordu.
Harayı görmeye gelen bir Alman çift ile birlikte bir arabaya binerek, 2 saat süreyle baştan başa gezmiştik. Tabii yüzümüz, gözümüz tozla dolmuştu!…
Bu harada her yıl temmuz ayının ilk cumartesi pazar günleri, atlı gösteriler ve yarışlar yapılıyordu.
Sonra Hortobagy 1780’lerde yapılmış olan bir “çoban müzesi”ni gezmiştik. Burada çoban giysileri, araç gereçleri, hayvan aksesuarları sergileniyordu. Macarlar burayı adeta bir turizm merkezi yapmışlardı. Buraya gelip de geceleyen turistler için tiyatro alanı, sahne, tribünler vs.yapılmıştı. Turistler daha çok kamplarda kalıyorlardı. Onlar için bir de restoran vardı.
Macaristan’ın en uzun ve dokuz gözlü taş köprüsü Hortobagy Nehrinin üzerinde bulunuyordu. Daha önce tahta olan köprü, daha sonra taş köprüye dönüştürülmüştü.
Törökszentmiklos
Hortobagy’de geçen gecenin sabahında, şakır şakış yağmur yağıyordu. Kahvaltıyı eski bir handa oluşturulan lokantada yaptıktan sonra, tekrar yola çıkmıştık. İlk durağımız ise 25 bin nüfuslu ve bir tarım merkezi olan Törökszentmiklos olmuştu. Burada bir mekanik işletmesi ve yan sanayi ile kümes hayvanları üreten bir tesis vardı. Çeşitli okulların yanı sıra, lise dengi bir tarım okulu ve lise bulunuyordu.
Adından da anlaşılacağı gibi bu yerleşim birimi, eski bir Türk kasabasıydı. Okuldaki bir tablodaki minyatürde, görkemli bir kale ve kalenin ortasında da bir cami görülüyordu. Fakat maalesef camiden hiçbir iz kalmamıştı!…
DEBRECEN
Nihayet Debrecen’e ulaşmıştık. Burası Hajduk vilayetinin merkezi olup, Macaristan’ın 3. büyük kenti idi. Bir başka özelliği de bir ova kenti oluşuydu. Bu nedenle de Macar tarihi ve kültürü açısından çok önemli bir yerdi. Ünlü birçok şairler, yazarlar burada doğmuşlar ve yaşamışlardı. Şair Cskonai Vitez Mihaly buralıydı ve doğduğu ev müze haline getirilmişti. Keza ünlü şair Sandor Petöfi’nin bir kış yaşamış olduğu evini de müze yapmışlardı. Bir çayır kent de diyebileceğimiz Debrecen evleri daha çok tek katlıydı Ama şatolar, villalar, kiliseler göze çarpıyordu.
Macar halkı katolikti, ama Debrecen ve yöresinde yaşayanlar Kalvinist’ti. Bunlara Protestan da deniyordu. Kimi Macarlar Reformist de diyorlardı.
Debrecen’de üniversite, yüksek okul, lise, teknik okul, tiyatro gibi, eğitim ve kültür yuvaları vardı. Keza üniversitenin tüm tesisleri ve yurtları da bulunuyordu. İki ünlü müzeden birisi “Deri Müzesi”, öteki ise, “Edebiyat Müzesi” idi. “Deri” Debrecen’de yaşamış olan önemli bir şahsın adıydı. Müzede çeşitli ressamlara ait tablolar sergileniyordu. Ayrıca ben orada iken yeni bir müze daha oluşturuluyordu. “Megyesi Müzesi”. Debrecen’e özgü eski bir evde oluşturulan müzeye adını veren kişi ünlü bir helkeltraş idi.
Debrecen’de, Almanya’daki benzerlerini gördüğüm büyük bir süpermarket vardı. Burada aranılan her malı bulmak mümkündü. Çekoslovak kristalleri, Romenler’in ünlü renkli cam eşyaları ve türlü porselenler de buradan satın alınabilirdi.
Debrecen dışındaki ormanların arasında Hajduszoboszlo adlı mahal, dinlenme tesislerinin bulunduğu yerdi ve termal tesisler de vardı.
Büyük Kilise
Debrecen içerisinde dikkati çeken Büyük kilise, 1300 yılında inşa edilmişti. 1564’de yanmış; Erdel Prensi Bethlen Gabor’un emriyle yeniden inşa edilmiş ise de 1802’de tekrar yanmış ve salt duvarları kalmıştı. O yangında kilisenin büyük çanı da düşüp kırılmıştı. Ama 1873’de yeni bir çan yapılmıştı. 1805’de kilise restore edilmiş, 1819’de ibadete açılmıştı. 1838’de Viyanalı bir usta tarafından org yapılmıştı ama, bu da İkinci Dünya Savaşında zarar görmüş ve onarılmıştı.
14 Nisan 1849 tarihinde parlamento toplantısı bu kilisede yapılmış ve alınan kararla Habsburg hanedanına karşı çıkılarak, bağımsızlık ilân edilmişti. O hareketin liderliğini yapan Koshut’un Macar tarihinde çok önemli bir yeri olup, anılan toplantıda oturduğu koltuk, halen kilisede saklanmaktaydı. 1949 tarihinde, hareketin 100.yıldönümü münasebetiyle, Macaristan Parlamentosu, bu kilisede toplanmıştı. Kısacası burası Macaristan’ın önde gelen reformist, Protestan-Kalvinist kilisesidir. Lutherciler ve Evangelistler için de çok önemlidir.
Çanlar niçin çalıyor?
1400’lerde Janos Hunyadi’nin Osmanlı ordusunu mağlup etmesi, Hıristiyan dünyasını çok sevindirmişti. Bunun üzerine Papa, her gün saat 12.00’de bütün kiliselerin çanlarının çalınmasını emretmişti ve o gün bugündür, bu saatte çanlar çalınmaktadır…
Macaristan İdari Dağılımı
Gezmekten yorulup, oturduğumuz zaman Edit Tansani’den, genel bilgiler alıyordum. Bunlardan biri de Macaristan’ın idari yapısıyla ilgiliydi. Ülkede 96 kent vardır ve bunların her konuda önemli olanları şunlardır: Budapeşte, Debrecen, Györ, Miskolc, Pecs ve Szeged.

Yazarın Diğer Yazıları