Çeşitli vesilelerle birkaç kez eleştirdiğim Kazakistan Cumhuriyeti’ni yöneten zevata şu son zamanlardaki yaptıklarından dolayı daha çok kızmaya başladım!...
Kazakistan ile birlikte, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan Cumhuriyetleri, Ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti’nin maddi ve manevi destekleriyle beslenip gelişmiş oldukları, Dünyanın bütün ülkeleri tarafından bilinen bir gerçektir. Ama bu Ülkelerimizin Türkiye Cumhuriyeti ve bu büyük Cumhuriyet içerisinde yaşayan Türkler’in çok hassas oldukları bazı konularda, yanımızda durmalarını beklerken, adeta karşımıza geçmeleri beni yüreğimden vurmaktadır!...
Örneğin, yeryüzünde bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) varken, bırakınız bu Cumhuriyetimizin resmen tanınmasını, bu Cumhuriyeti adeta yok sayan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile kanka havalarına girmiş olmalarını Kabul edebilmemiz mümkün müdür?...
Biz bu Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin KKTC’ni resmen tanımalarını bekler iken, bunlardan üçünün Güney Kıbrıs’a Büyükelçilik açmalarının bir Türk için Kabul edilebilir olması mümkün müdür?...
Türk Devletleri Teşkilatı üyesi Özbekistan ve Kazakistan’ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ (GKRY)’ne büyükelçi atama kararlarının ardından Orta Asya’da diplomatik bir hareketlilik başlamıştır!. Türk Devletleri Teşkilatı’nda gözlemci üye statüsünde bulunan Türkmenistan’ın da GKRY’ye büyükelçi atamasıyla bu hareketlilik bölgedeki siyasi dengeleri adeta alt üst etmiştir!.
Orta Asya Cumhuriyetlerindeki bu hızlı değişimde, Avrupa Birliği (AB)’nin Orta Asya açılımı olarak değerlendirilen yeni politikası kilit bir rol oynadı. Bu politika Ukrayna Savaşı ve Trump’ın yeniden ABD başkanı olmasıyla birlikte dünya jeopolitiğinde yaşanan hızlı değişimlerde AB ülkelerinin politika seçeneklerini artırmayı hedefliyor.
Orta Asya devletlerinin GKRY hamlesinde birden fazla nedenden bahsedilebilir. Ancak son yaşananlarda “reel politik”in azımsanmayacak bir rolü var. Bilindiği üzere uluslararası ilişkilerde ideallerden veya ideolojilerden ziyade güç dengeleri, ulusal menfaatler ve konjonktürel gelişmeler daima önemli bir etkiye sahip olmuştur. Orta Asya’da yaşananları da AB’nin bölgeye yönelik reel politikası ve hali hazırda Türkiye ve Rusya ile yakın ilişkiler içerisinde olan Orta Asya devletlerinin Batı’ya yönelme ve alternatiflerini artırma çabası kapsamında değerlendirmek mümkün.
Orta Asya’da yaşanan gelişmelerde küresel gelişmelerin de hatırı sayılı bir etkisi var. Özellikle Trump dönemiyle birlikte Batı dünyasında ortaya çıkan ABD ile AB arasındaki fikir ayrılıklarının da bu açılımda önemli bir rolü bulunuyor. Zira AB’nin Ukrayna savaşıyla başlayan alternatif enerji kaynaklarına yönelik arayışlarının da bu süreci tetiklediği muhakkaktır.
Ancak en önemli etken tabii ki AB’nin Orta Asya devletleri ile ilişkilerini “stratejik ortaklık” seviyesine yükseltme kararıdır.
AB Konseyi, geçen yıl gerçekleştirilen Birinci AB-Orta Asya Zirvesi’nde Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan ile işbirliklerini “stratejik ortaklık” seviyesine yükseltme kararı aldığını duyurmuştu. Ayrıca AB’nin “stratejik ortaklık” kapsamında 5 Orta Asya ülkesine 12 milyar Euro yatırım yapacağını açıklaması da bu devletlerin yüzünü Batı’ya çevirmesinde önemli bir faktör oldu.
AB’nin özellikle Kazakistan’a yönelik ekonomik etkisinin de bu süreci tetiklediği biliniyor. AB, Kazakistan’ın önde gelen ticaret ortaklarından biri. Taraflar arasında Kapsamlı Gelişmiş Ortaklık ve İş Birliği Anlaşması da var. Kazakistan’a en fazla doğrudan yabancı yatırım da AB’den gelmektedir.
Orta Asya devletleri AB ile yakınlaşarak AB Komisyonu Başkanı von der Leyen’in deyimiyle “yeni bir çağın kapısını aralamak” istiyor. Böylece AB, “yeni Orta Asya stratejisinde” kendine enerji, ulaşım, sanayi ve ekonomi rekabetinde yer edinmeyi planlıyor. Aynı zamanda uzun vadede Rusya ve Çin’e yönelik mevcut bağımlılıklarından ve içinde bulunduğu jeopolitik rekabetten de kurtulmak istiyor.
O zaman “Türkiye bu işin neresinde?” sorusu akıllara gelebilir.
AB, yeni konjonktürde Orta Asya’da yeni pazarlar ararken, Türkiye’nin Güney Kafkasya ile başlayan ve Türk Dünyası’na açıldığı bu dönemde, Orta Asya’da artan jeopolitik öneminden rahatsızdı. Tıpkı Karabağ Savaşı’nda olduğu gibi bölgesel bir güç olarak Türkiye’nin Orta Asya devletleri ile Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden geliştirdiği adımlar da AB’yi rahatsız ediyordu. Bu yolla Türkiye ile Orta Asya devletleri arasında bir çatlak oluşturulmaya çalışıldığını, Büyüt T.C.’ni yönetenler ve Türk Milleti anlayamayacak mı sanılıyor acaba?...
Orta Asya’da bu kararların alınmasında pek çok etkenden de söz etmek mümkün.
Bu noktada, bahsi geçen ülkelerin yönetimlerinin Rusya’ya çok yakın olduğunu hatırlamakta fayda var. Bu ülkelerin Kıbrıs meselesine bakışında da her ne kadar Türkiye ile Türk Devletleri Teşkilatı’nda bir yakınlık olsa da Rusya’nın Güney Kıbrıs politikasından çok uzak ve farklı bir politika beklemek doğru olmayabilir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye’nin kırmızı çizgisi olsa da Orta Asyadaki kardeş ülkelerin umurunda değildir!...
Bu devletlerin söz konusu adımlarının Türk Devletleri Teşkilatı’nın kardeşlik, soydaşlık gibi temel değerlerine ve birlik ruhuna zarar verdiği muhakkaktır.
Orta Asya Cumhuriyetlerinin GKRY’e büyükelçi atamaları Türkiye için beklenmeyen ve zamansız bir sürpriz olmuştur. Tam da Türk Devletleri Teşkilatı’nda Türkiye’nin gücü ve etkisinin artmaya başladığı bir dönemde bu adımın atılmış olması, şahsen bende şok etkisi yaratmıştır!...
Bilindiği üzere Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde Türkiye, başta ortak alfabe, ortak tarih öğretimi, Türk Üniversiteler Birliği ve Orhun Süreci gibi pek çok önemli adım attı. Örneğin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Türk Dünyası teriminin eğitim materyallerinde kullanılması, ortak tarih ders kitapları ile ortak harita gibi projelere yönelik atılan adımlar, Türkiye’nin Türk Dünyası’na ayrı bir önem verdiğini gösteren adımlar oldu. Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, hali hazırda Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan ve Azerbaycan’da resmî tatil olan 21 Mart Nevruz Bayramı’nın Türk dünyasının ortak anma ve kutlama günü olarak kutlanması teklifini dile getirmişti.
Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) tarafından 2025 yılının“Türk Dünyası Kültür Başkenti” olarak Kazakistan’ın Aktau şehrini ilan etti.
Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin, özellikle de Kazakistan’ın bilinçsiz davranışları benim gibi, yüreği Türklük için çarpan kişilerin yüreklerinde bir sancı yaratmıştır! Kazakistan’ın densiz davranışları ile ilgili ne T.C. resmi kaynaklarından herhangi bir tepki gelmemiş, bir açıklama dahi yapılmamıştır!. Hatta Türk Devletleri Teşkilatı’nın danışma organı olan Aksakallar Konseyi’nin başkanlığını yürüten Binali Yıldırım da sessiz kalmıştır. Elbette Türkiye, muhtemelen bu konudaki rahatsızlığını en üst perdeden dile getirecektir?...
Türkiye Türk Devletleri Teşkilatı’nı acil bir gündemle toplayarak bu konudaki rahatsızlığını ve atılan adımların Türkiye ile Türk Dünyası arasındaki ilişkilere zarar vereceğini beyan edebilir. Ayrıca bu adımların hem Kıbrıs hem de Doğu Akdeniz’deki egemenlik haklarımız açısından da kritik bir öneme sahip olması nedeniyle Ülkemiz bu sürece dair rahatsızlığını yüksek bir sesle dile getirmelidir.
Bundan sonrası için yapılması gereken şey, Türkiye’nin Türk Devletleri Teşkilatı’ndaki nüfuzunu çok daha etkili hale getirmektir. Türkiye, Türk Dünyası’na yönelik atılacak adımların yol haritası için çok daha sağlam ve yepyeni bir rota oluşturmalıdır.
Bu konuda özellikle Azerbaycan’dan ciddi bir destek alınmalı. Zira Azerbaycan ile Şuşa Beyannmesi kapsamında ilişkiler stratejik müttefiklik aşamasına taşınmıştır. Beyannamenin pek çok maddesinde Türk Dünyası ile dayanışma öne çıkıyor. Bu yüzden Türk Devletleri Teşkilatı’nda Azerbaycan’ın da desteğiyle bu konuda yeni bir yol izlenmeli. Özellikle de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Türk Devletleri Teşkilatı tarafından tanınması hususunda ısrar edilmelidir…
KKTC 2022 yılındaki Semerkant Zirvesi’nde Türk Devletleri Teşkilatı’nın gözlemci üyesi olmuştu ancak Kasım 2023’te Astana’da düzenlenen zirveye Kazakistan KKTC’yi davet etmemişti!..
Kazakistan ile Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), dijitalleşme, siber güvenlik, uzay, kültür, eğitim ve yatırım gibi alanlarda 5 işbirliği mutabakat zaptı imzaladılar. Astana'da bulunan GKRY lideri Nikos Hristodulidis, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev ile baş başa görüştü. Heyetler arası görüşmelerin de ardından Tokayev, Rum liderine, Dostluk Nişanı takdim etti. Tokayev, ziyaretin ikili ilişkiler açısından "tarihi bir dönüm noktası" olduğunu savundu.Basın toplantısındaki konuşmasında da Tokayev, GKRY için "Kazakistan'ın Avrupa'daki güvenilir ve önemli ortaklarından biri." ifadesini kullandı.
***
Tokayev, 29 Temmuz 2025'te Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Türkiye Cumhuriyeti Devlet Nişanı ile ödüllendirildi. Bu demektir ki, Kardeş Kazakistan Cumhurbaşkanı Türk Dünyası oluşumu için ümit vaad etmektedir…
Ancak, son gelişmelerle şahsen benim umudum kırılmış vaziyettedir…
Sanıyorum bu son yanlışlarını görüp kabul ederek, hatalarından kısa zamanda vaz geçip, dönerek, Kazak-Türk kimliklerine kavuşurlar…
***
Kazakistan’a daha önce neden kızdığımı da kısaca bildirmek isterim: Orta Türk Cumhuriyetleri haritası çizilirken, Karakalpak Türk Cumhuriyeti’ne bağımsızlık verilmemiş, özerklik statüsü ile, Kazakistan Cumhuriyeti’ne bağlanmıştır. Bunun nedeni kısaca şudur: Karakalpaklar, Türk kökenli insanlardır. Irken Kazak ile Karakalpak arasında nüans farkı bulunmaktadır. Esasen Karakalpak Cumhuriyeti’nin başkenti Nukus adı da, Karakalpak insanının Türk oluşunu açıklamaktadır. Zira “Nu” dokuz, “kuz” ise “Oğuz” demektir. Yani “Nukus” anlamı “dokuz oğuz” demektir…Sözün özü, Karakalpaklar, Dokuz Oğuz Türkleridir!...
Ve işte bu Kazakistan Cumhuriyeti’ni yönetenler, bırakınız bu Dokuz Oğuz Ülkesine bağımsızlık vermeyi, özerklik statüsünü bile lâyıkiyle uygulamamaktadır!...
Son olarak da şunu derim ki; Tokayev’in KKTC ile ilgili yanlış, hatta biraz da düşmanca davranışlarını Karakalpaklar, Türkistan şehrinde, Ahmet Yesevi ruhu ile yatıp kalkanlar, Olcas Süleymanov gibi büyük Kazaklar bilseler, Tokayev’in tahtının sallanacağı muhakkaktır!...