İrfan Ünver Nasrattınoğlu

Kimmerler Ve İskitler

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

KİMMERLER

Kimmerler Proto-Türkler olarak tanımlanan Ural-Altay kökenli bozkır göçebelerinin batı kolunu oluştururlar. M.Ö. II. bin yıl başlarından M.Ö. 8. yüzyıla kadar Karadeniz‟in kuzeyindeki Kırım’dan başlayarak Avrasya bozkırlarında ve Kafkasya topraklarında yaşamışlardır.

Bu tarihler arasında güney Rusya Tunç çağı kültürlerinin “taşıyıcıları” ve “temsilcileri” olarak görülürler. Bu devrenin başlarında “doğudan batıya doğru” Kafkasların kuzeyindeki bozkırlarda Donetz havzasına yayılmaları, özellikle Ukrayna bozkırlarında yaşayan toplumların hareketlenmelerine sebep olur.

M.Ö. II. bin yılın başlarında Akhaların Yunanistan‟a inmeleri, kuzeydeki Avrupa bozkırlarındaki bu hareketlerin bir uzantısıdır. 13-8. yüzyıllar arasında da Kafkasya ve Dinyeper çevresindeki bölgelere yayılırlar. Bu dönemde özellikle Volga boylarından gelen “Ahşap Mezar Yapıları” ile tanımlanan Srubna kültürü Pre-İskit/Kimmer organik bağlarının arkeolojik kanıtlarıdır. Çünkü daha sonraki yüzyıllarda da Kimmer ve İskit eserlerinin ayrılmazlığı bilim adamlarınca daima gündeme getirilmiştir.

Değerli bilgin Prof.Dr.Taner Tarhan’ın “ Ön Asya Dünyasında İlk Türkler: Kimmerler ve İskitler” başlıklı makalesinde anlattığı gibi, Kimmer boylarının M.Ö. 13. yüzyılda batıya doğru yayılmaları toplumların yeniden hareketlenmelerine yol açmıştır. Güney Rusya‟daki Kimmerlerle bağıntılı arkeolojik bulguların, M.ö. II. bin yıl başlarına kadar uzanmasına karşılık, yazılı kaynaklarda adlarının geçmesi ancak M.Ö. 8. yüzyıldan itibaren başlar:Antik Grek kaynaklarında Kymmerioi/Kymmerios olarak geçer. İlk kez, ünlü ozan Homeros onlardan söz eder. Homeros‟a göre Kimmerler, yer altı tanrısı Hades‟in “ölüler ülkesi”nin yeraldığı “ıssız dünyanın sis ve karanlıklarla dolu bölgelerinde” yaşıyorlardı.

Ünlü coğrafya bilgini Strabon’a göre Homeros, Kimmerlerin Bosporus Kimmerius’un kuzeyindeki kasvetli yerlerde oturduklarını bildiği için, Hades civarına yerleştirmiştir.
“Belki de İyonyalıların bu kavime karşı olan derin düşmanlıkları yüzünden böyle yapmıştır.”

Herodotos ve Strabon gibi, İskitleri ayrıntılarıyla anlatan antik çağ yazarları, Kimmerleri güney Rusya‟nın ilk sakinleri olarak tanımladılar.

Antik çağda Kerç Boğazı, “Bosporus Kimmerius (Kimmer Boğazı)” adını taşımakta, Kırım’da Grek kolonileri olarak görülen Kimmerikum, Kimmeris, Kimmerike gibi yerleşmeler ve yer adları bir zamanlar Kimmerlerin bu topraklara egemen olduklarını kanıtlamaktadır.

Kırım adının da Kimmer’den türediği bilinmektedir. Kimmerleri ve Kırım‟ı kapsayan Avrupa Hunları ile ilgili mitoslar tüm ayrıntılarıyla birlikte, Bizans tarihçisi Jordanes tarafından nakledilmektedir.

M.Ö. 8. yüzyılda, Kimmerler, doğudan gelen İskitlerin istila ve baskısı sonunda, güneye ve batıya doğru çekilerek göç etmek zorunda kalırlar. Göç edemeyen bazı Kimmer boyları ise, İskit egemenliği altında Kırım ve çevresinde yaşamlarını sürdürürler ve zamanla onların içinde eriyerek tarih sahnesinden çekilirler.

Antik kaynakların bildirdiğine göre, Taurlar, Toreteler, Dandariler, Psessler, Thteler ve Maotler, İskit egemenliği altındaki, Kırım ve çevresindeki Kimmer boylarını yansıtmaktadırlar.
Kimmer-İskit mücadeleleri, Türk devletlerinin tarihleri boyunca tanık olduğumuz kardeş kavgalarının en eski örneklerinden biridir. Tarihi bakımdan İskit istilası, maddesel kültürün gelişimi yönünden de yeni bir devrin başlamasına neden olur: Güney Rusya‟nın Tunç Çağı sona erer ve Demir Çağı başlar…

***

İSKİTLER

İskitler ya da öteki isimleri ile Sakalar,  Kırım ve Pontik Bozkırları ile Orta Asya'da, Tanrı Dağları ve Fergana Vadisi'ni de içine alan bölgelerde yaşamış, Tuva ve Altay-Sayan kökenli göçebe bir halktır.

İskitler M.Ö.8.Yüzyılda baskın güç olarak, Pontik Bozkırında Kimmerler'in yerini almışlar; İkinci aşamada ise  Karpatlar'dan,  Ordos Yaylası'na kadar olan bölgede egemenlik kurmuşlar; giderek, kurulmuş olan devlet için, ilk Orta Asya bozkır imparatorluğu olarak adlandırılmışlardır. Ukrayna ve Rusya’nın güneyinde yaşamış İskitler kendilerini Scoloti olarak adlandırmış, bu bölgede Kraliyet İskitleri olarak adlandırılan göçebe savaşçı bir aristokrasi tarafından yönetilmişlerdir.

İskitler savaşlarda süvari birlikleri kullanımında uzmanlaşan ilk halklardan biridir. At, koyun ve sığır sürüleri yetiştirmiş, çadırlarda yaşamış ve at üzerinde ok ve yay ile savaşmış olan İskitler aynı zamanda kendilerine has metal işlemeciliği, anıt mezarlar ve sanat tarzları ile karakterize edilen zengin bir kültür geliştirmişlerdir. Yerleşik metal işçileri İskitler için taşınabilir süs eşyaları üretmiş, günümüze de gelmiş bu eşyalar bilinen İskit sanatının temelini oluşturmuştur. Ayrıca Yunanistan, İran, Hindistan ve Çin arasında bir ticaret ağı oluşturmuş İpek Yolu'nda önemli bir görev üstlenmiş, çağdaşları medeniyetlerin bu ticaret ile gelişmelerinde rol oynamıştır.

İskit ismi İskitya bölgesine isim kaynağı olmuştur. İskitler ve kültürleri akademik olarak inceleme ve araştırma yapmayı amaçlayan öğreti İskitoloji olarak adlandırılmaktadır.İskitler hakkında birçok kaynakta bilgi vardır. Yunan, Asur, Pers ve Hint kaynaklarında İskitlerden bahsedilmiştir.

İskitler tarihî kayıtlara göre, ilk önce M.Ö. 680 yıllarında Kafkas geçitlerinden aşıp Kür Irmağı boylarına yayıldılar. Herodot'un ifadesine göre İskitler, Kafkasları doğudan dolaşarak Hazar Denizi'ni izlemişler, Derbent Geçidi'nden geçerek Kimmerlerin ardından Ön Asya'ya Suriye ve Filistin’e girmişlerdir.

 İskitler, M.Ö. 7. yüzyılda Avrupa ile Asya'nın batı kesiminde, Tanrı Dağları ve Fergana Vadisi arasındaki bölgede yaşamışlardır.

Çoğunlukla atlı göçebe ve çoban hayatı sürdürmüş olan İskitler, siyasi açıdan mera alanlarını denetleyen ve istilacı komşu devlet ve halklara karşı ortak bir savunma örgütleyen konfedere kabilelerde yaşamıştır. Hayvancılığın getirdiği üretkenlik, yerleşik tarım toplumlarının verimliliğinden daha fazla olsa da çobanlık bazlı ekonominin aynı zamanda ek tarımsal ürünlere ihtiyaç duyması, İskitlerin ve ilişkili kabile konfederasyonlarının yerleşik hayatı benimsemiş halklarla hayvansal ürünler ve askeri koruma karşılığında ittifaklar geliştirmesine neden olmuştur.

Herodot, İskitlerin üç ana kabilesi bulunduğunu ve bunların Targitaus'un üç oğlu olan Lipoxais, Arpoxais ve Colaxais'den geldiğini belirtir. Herodot, Auchatae kabilesinin Lipoxais'ten, Catiari ile Traspian kabilesinin Arpoxais'ten, Paralata kabilesinin (Kraliyet İskitleri) ise en küçük erkek kardeş olan Colaxais'den geldiğini yazar. Herodot'a göre Kraliyet İskitleri en büyük ve en güçlü İskit kabilesiydi ve diğer kabilelere küçümseyici bir şekilde tepeden bakmaktaydı.

Hem kurganlardan çıkan arkeolojik kalıntılar, hem de Herodot'un tarih kitabı ile benzeri kaynaklar İskitlerin bir kısmının atlı göçebe, bir kısmının ise çiftçi bir hayat yaşadığını göstermektedir. Göçebe İskitler at, sığır ve koyun yetiştirmiştir. Herodot, bu halkın at sütü içtiğini (içtikleri şey acaba kımız mı idi?) de yazmıştır. İskitler yaşadıkları dönem boyunca domuz yetiştirmemiş ve domuz eti yememişlerdir. Domuz yetiştirmemek diğer göçebe halklarda da sık görülen bir özelliktir. Göçebe yaşayan İskitler yurt benzeri çadırlarda kalmışlardır. At tarafından çekilen hareketli ve tekerlekli çadırlar da vardır. Göç zamanı kadın ve çocuklar bu hareketli çadırın içinde kalır, erkekler atı sürerlerdi. Çiftçilik yapmış İskitler ise buğday ve arpa gibi tarım ürünleri yetiştirmişlerdir. Grek (Yunan) site devletleri ile yapılan ticaretten dolayı çiftçi İskitlerin ürettikleri buğdayın yarısını bu ticaret için ürettikleri anlaşılmaktadır. Fakat çiftçilik yapmış İskitler tamamen yerleşik değil, yarı göçebelerdi ve hasat zamanı bir araya gelip toplanırlardı.

İskitlerin kuruluş evresinde kölecilik veya kölelik yoktur. Ancak ilerleyen zamanlarda tarımda çalıştırmak ve özellikle Yunanlara satmak için köle bulundurdukları veya topladıkları bilinmektedir.

Hipokrat; İskit kültürünün bir parçası olarak kabul edilen bir halk olan, Sarmat kadınlarının, ata bindiklerini ve at üzerinde ok ve mızrak kullandıklarını ve üç düşman öldürene dek bakireliklerini koruduklarını söyler. Ayrıca Hipokrat; genç kızların, sağ göğüslerinin gelişimini durdurmak için dağladıklarını belirtir. Bu durum at üstünde, ok atmada kolaylık sağlar.) Herodot, bu kadınlara, Amazonlar adını verir.

Hipokrat; bir kısım İskit erkeklerinin, hadım olduklarını ve kadın gibi konuşup, kadın işleri yaptıklarını, ayrıca kadın kıyafetleri giydiklerini belirtir. Hipokrat'a göre; İskit erkekleri bu durumlarını, tanrılarının tecellisi olarak kabul ederler, ancak Hipokrat bu yaklaşımı ve açıklamayı reddeder ve cinsiyet değiştirmenin İskit zenginleri ve elitlerinin arasında daha yaygın olduğunu aktarır.

İskit dini, İskitlerin mitolojilerini, ritüel uygulamalarını ve inançlarını kapsar. Din hakkında bilinen az şey, 5. yüzyıl Yunan tarihçisi ve etnografı Herodot'un kayıtları ile arkeolojik bulgulara dayanır. Proto-Hint-İran diniyle ilişkilendirilen İskit dini, daha sonra evrilecek Hint-İran dinleri olan Zerdüştçülük ve Hinduizm'den çeşitli farklılıklar gösterir. Herodot’a göre İskitler, yedi tanrı ve tanrıçadan oluşan bir panteona ibadet etmiş, sekizinci bir tanrıya ise İskit soyluları tarafından tapınılmıştır.

Tabiti, Herodot tarafından Yunanistan'da tapınılan Hestia ile eşit görülmüştür. Bu ilahı İskitler "tanrıların kraliçesi" olarak benimsemiştir.

İskit dinin önemli unsurları arasında at kurban etme, kahinler tarafından transa girmek için esrar kullanımı ve balbal dikimi gösterilebilir. Zerdüştlük inancında önemli bir rol oynamış, yöneticiliğin kişiye tanrısal bir güç tarafından bahşedildiği inancının İskit toplumunda da geçerli olduğu düşünülür. İskit dini adı verilen inanışları antik İran dinlerinin karakteristiklerini göstermiştir.

İskitler atlı okçulardı. Bileşik yay İskitlerin en bilinen silahlarıdır ve bu silahlarının yanında kısa kılıç ve mızrak da kullanmışlardır. Herodot İskitlerin tabar adı verilen savaş baltaları kullandığını yazmıştır. İrani ve büyük ihtimalle İskitçe kökenli bir sözcük olan tabar, günümüzde Farsça ve Slav dillerinde de balta anlamında kullanılmaktadır. İlk zamanlarda ordularında piyadeler son derece az olmasına rağmen daha sonra sayıları artmıştır. Don-Volga bölgesindeki İskit-Sarmat kültürüne ait olduğu düşünülen savaşçı kurganlarının yaklaşık %20'si savaş kıyafetleri ve silahları ile beraber gömülmüş kadınları içermektedir. Bu nedenden ötürü İskit kültüründe kadınların da savaştığına inanılmaktadır. Yunan mitolojisindeki Amazonlar hakkındaki hikâyelerin, İskit-Sarmat kültürünün etkileri ile oluşturulmuş olduğu hakkında görüşler de bulunmaktadır. İmam Mervezi bu kadın savaşçıların Türk kökenli olduğunu söyler.

Cumhuriyetimizin kuruluşunu müteakip, Başkent Ankara’daki bir semte İSKİTLER adının verilmiş olması, Türk tarih bilginlerinin İskitler’in Türk kökenli hayk olduğunun kanıtıdır.

 

Açıklama: Tomris: Fotoğraflar ve afişler - Beyazperde.com

Türk tarihinin ilk kadın hükümdarı Tomris İskit-Saka Türklerinden idi

 

Yazarın Diğer Yazıları