İrfan Ünver Nasrattınoğlu

KIRIM (4)

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

SİVASTOPOL (AKYAR)
Eski adı Akyar olan yaklaşık 500 bin nüfuslu bu kentte halkın % 24’ü Tatar. Çevredeki diğer şehirlere göre, daha modern görünümlüdür. Bu kentin ilginç bir statüsü var. Zira Kırım Özerk Cumhuriyeti içinde olan bu kent, özerklik içinde özerk bir kent durumunda idi. Nedeni ise, Rus ve Ukrayna Donanmalarının yani deniz kuvvetlerinin burada üslerinin bulunuyor olmasıydı.. Bu yüzden buraya uzun yıllardır yabancı ziyaretçi girmesine izin verilmiyordu. Kısacası Kırım Ukrayna’ya bağlı idi ama, Sivastopol’un yönetimi Moskova’ya bağlı idi.
Kırım’ın, Rusya’ya ilhakından sonra, imza altına alınan özel statünün, tek taraflı Ruslar tarafından bozulmasının, uluslararası hukukta yeri var mıdır? Neler olmuştur? Ne olacaktır? Zaman içerisinde bunlar da netlik kazanacaktır.
Sivastopol’da görülesi en önemli yer Panorama Müzesi’dir. 1854-1855 Osmanlı Rus savaşının da yansıtıldığı böylesi müzelerin Türkiye’de neden yapılmadığını hayıflanmış, üzülmüştüm. Sonraları ülkemizde de Ankara ve Çanakkale’de böyle müzelerin yapıldığını görmekle de büyük mutluluk duyduğumu belirtmeliyim.
Sivastopol’daki Kroshitskogo Sanat Müzesi, 1927 yılında 500 eser ile açılmış. Müzede Rönesans dönemine ait 8000 den fazla eser sergilenmektedir. Bunlar arasında, özellikle 19’ncu yüzyıl Rus ve Ukraynalı sanatçıların eserleri, 17. 18’nci yüzyıl Fransız ve Hollandalı sanatçıların eserleri önem kazanmaktadır.
Sivastopol’da ibadete açık bir tek cami vardır. Cami Rus Çarı III. Aleksander tarafından 1912 yılında, Buhara Emirinin gönderdiği para ile yaptırılmıştır. Şehirde birkaç tane de görkemli kilise bulunmaktadır. Kale, Balaklava sayfiye mekanı, Deniz Müzesi, Hristiyanlığın ilk günlerinden kaldığı sanılan Bazilika, 5000 kadar objenin sergilendiği Bölge Müzesi ve Kırım savaşının 150.yıldönümünde, 2004 yılında açılışı yapılan Türk Şehitliği, gezilip görülmesi gereken yerlerdir.
KEFE
Sempozyum üyeleri bir gün Bahçesaray’a götürüldü ve bu kadim şehirde, görülesi yerler gezdirildi. Ertesi gün de, bir başka kadim, ama bizim için çok önemli olan Kefe’ye ve aynı zamanda Eski Kırım’a gidildi.
Bir adı da Eski İstanbul olan Kefe… Akmescit’e 120 km mesafede 77.000 nüfuslu tarihi bir liman şehri, aynı zamanda kültür ve turizm merkezidir. Kırım’ın en büyük üçüncü kentidir. İlk çağlardan itibaren. Kefe, Kerç’ten gelen tren hattı üzerindedir. Özellikle gıda sanayi, balıkçılık ve çiçek yetiştiriciliği gelişmiştir. Kefe, kalesi, güzel otelleri, alışveriş merkezleri ve kumarhaneleriyle aynı zamanda bir turizm merkezidir. Çamur banyoları ile meşhur güzel kumlu plajlar, mide-bağırsak hastalıklarına iyi gelen doğal maden suları ve sağlık turizmine dönük turistik tesislere sahip bir kenttir. Kefe Ayvazovskiy, Maksimilyan Voloşin, Aleksander Gırin gibi pek çok meşhur sanatçısıyla birlikte anılır.
Kefe’ye 13. yy’dan itibaren Anadolu Selçuklu devletinin Kırım ile ilgilenmesinin de etkisiyle Anadolu’dan gelen Türk tüccarlar büyük ilgi gösterdiler…Altınordu imparatorluğunun dağılmasından sonra, Kırım Hanlığının kurulmasıyla birlikte Cenevizliler’le savaş başladı. 1434’te Hacı Giray Ceneviz ordusunu yendi. O dönemde, Cenevizliler tarafından yönetilse de hukuki bakımdan Kırım hanlığına tabi idi. Ancak ilerleyen dönemde Cenevizliler kendi ticari menfaatlerini korumak ve geliştirmek gayesiyle her fırsatta Kırım hanlığının iç işlerine karışmaya başladı. Özellikle 15. yy’ın sonlarında yaşanan taht kavgalarında Cenevizliler resmen taraf konumuna gelmişlerdi. Şehir, bu dönemde Kırım hanı I. Mengli Giray han tarafından Kırım’a davet edilen Gedik Ahmet Paşa komutasında Osmanlı himayesine alındı (1475). Kefe ve diğer sahil kaleleri Osmanlı devleti tarafından Kefe Sancağı adı altında İstanbul’dan gönderilen bir vali tarafından yönetilmeye başlandı. Giderek, Kefe bir kadılık durumuna geldi. Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman, Kefe’de Sancak Beyi olarak görev yaptılar.
Evliya Çelebi’ye göre Kefe; 120 mahalleden meydana geliyordu. Bu mahallelerin 80’inde Müslümanlar, 40’ında Ermeni, Rum, Yahudi vb. oturmaktaydı. Hane sayısının 9.060 olduğu Kefe’de 60 cami, 50 mescit, 10 hamam, 105 sebil ve 1.010 dükkan vardı. Evliya Çelebi Kefe Hisarı’nı anlatırken, «Kefe halkına Hak’tan erdi rahmet ki, oldu fethinin tarihi 880 (1475) Sultan Bayezit asrında, Mengli Giray’ın yardımı ile Gedik Ahmet Paşa tarafından Ceneviz elinden zaptedilmiştir. Şehzade Selim (Yavuz) burada beylerbeyi olmuş, Şehzade Süleyman (Kanunî) da burada beylerbeyi olmuş ve sikke kesmiştir. Camileri 60 adet mihraptır. 10’unda cum’a namazı kılınır. Selâtin camileri dış büyük kalededir. Şehzade Süleyman Han Camii kurşun kaplıdır. Altı sütun üzerine beş kubbesi vardır. Avlusu küçüktür. Kurşunla kaplı Müftü Camii, kiremit örtülü ferah bir Yeni Cami, kiremit örtülü büyük Tacir Hacı Nebi Camii, çok sanatkâr işlemeli Kale Kapısı Camii vardır. 50 adet mescitleri, 20 adet kurşunlu imaretler, 40 adet kâgir minareler vardır. Beş adet medrese vardır. Hacı Ferhat Medresesi hepsinden mükelleftir. Bu Kefe’de Halveti, Celvetî, Kadiri ve Gülşenî tekkeleri vardır. Mevlevî tekkesi yoktur. 45 sibyan mektebi, 10 hamam var. Taşra Büyük Kale’de, Sultan Süleyman Han Gazi şehzade iken tamamlanmış, çok geniş ve sanatkârane tatlı hamamı var.»
Ayrıca Kefe’de Hadım Ali Paşa’nın yaptırdığı bir hamam olduğu İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri’nde kayıtlıdır. Ne yazık ki bugün Bugün Kefe’de bu eserlerden hiçbiri, maalesef ayakta kalmamıştır. Osmanlı egemenliğinde bir Türk kenti görünümü kazanan Kefe’de 17. yy ikinci yarısında, 4000 kadar evden 3200’ü Müslümanlara aitti. 18. yy’da Türkler Kefe’yi İstanbul ile karşılaştırarak ona “Küçük İstanbul” diyorlardı. Zengin bir ticari hayatın yaşandığı Kefe, Deşt-i Kıpçak’tan gelen hayvansal ürünler ile ve Rusya’dan gelen kürklerin ve esirlerin İstanbul’a sevk edildiği ana merkez konumundaydı. 17. yy’da Kazak ve Rus ana askeri komuta merkezi konumuna gelmişti. 1736’da Rus saldırısına, 1768’de ise Rus işgaline uğrayan şehir, yakılıp yıkıldı. 1777’de ise Ruslar tarafından kesin olarak işgal edildi, 1783’te de Rus topraklarına katılarak, Feodosya adını aldı. Bu süreçte Müslüman halkın tamamı şehri terk etti. 1800’lerde burayı ziyaret eden Clarke, Kefe’de sadece 50 hanenin yaşadığını belirtmekteydi. 1897’de ise, şehrin nüfusu 30.000 civarındaydı.
Kente egemen Ceneviz Kalesi, Cenevizliler tarafından Altınordu Hükümdarı Canıbek Han zamanında Karadeniz’deki müstemlekelerini savunabilmek ve ticari çıkarlarını koruyabilmek maksadıyla 1341-1348 yılları arasında inşaa edildi. Şehrin büyümesine paralel olarak, varoşlarını da içine alacak şekilde büyütülen kale, iç kale ve dış kale olmak üzere iki bölümdür. Günümüze ulaşabilen haliyle bile heybetli bir yapıdır.
Müftü Camii, Rus işgalinin ardından 1784’te Ermeni Katolik Kilisesi’ne çevrilmiş ve minaresinin şerefeden yukarısı yıkılarak çan kulesi haline getirilmiş. Sovyet döneminde Ermeni Katolik Kilisesi de kapatılmış… 1964’te bina tekrar camiye çevrilmiş, 1970’lerde de yıkık minaresi tamir edilmiştir. 1990’larda yeniden Tatarlara iade edilen camiye Diyanet İşleri Başkanlığımızın ilgi göstermiş olmasını temenni ediyorum.
Kefe şehri ile adeta özdeşleşmiş bir ressam olan Ayvazovskiy’in en meşhur eserlerinin sergilendiği müze, tüm iç ve dış turistlerin uğrak yerlerinin başında gelmektedir. Müzenin büyük salonundaki fırtınalı denizden bir dalga kesitinin resmedildiği devasa tablo, görenleri hayran bırakacak bir mükemmelliğe sahiptir. Bu ve öteki eserleri Ayvazovskiy’e, “Deniz Ressamı” ünvanını da sağlamıştır.
Kefe şehir merkezindeki en önemli ve meşhur tarihi yapılardan biri de 20. yy başlarında Karay Türklerinin önde gelenlerinden Bünyamin Stamboli tarafından 1903 – 1914 yılları arasında yaptırılmıştır. Bolşevik İhtilali’nden sonra Komünist yönetim tarafından el konulan köşk günümüzde otel – restoran olarak kullanılmaktadır.
1811’de Kefe’de kurulan Arkeoloji Müzesinde, özellikle Cenevizliler zamanından kalma taş yazıtlar ve çeşitli eserler sergilenmektedir. II. Dünya Savaşı anıtı, Planers müzesi, 15. yy’da yapılmış Cenevizliler’den kalma Aziz Konstantin kulesi, Karantina tepesi, Yunan kilisesi, St Serge (Sury Sarkiz) Ermeni kilisesi, A. S. Grin Edebiyat ve Anıt müzesi ile Yamaç Paraşütü devlet müzesi, Kefe’deki görülesi yerlerdendir.

Yazarın Diğer Yazıları