İrfan Ünver Nasrattınoğlu

KOSOVA -5-

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

PRİŞTİNE
Üsküp’teydim. Nimetullah Hafız’la buluşup, 13 Temmuz 1983 tarihinde otobüsle Priştine’ye geldik. Hafız ailesinin kent merkezindeki küçük, ama şiirin dairesine yerleştim.
Ertesi sabah, Priştine ve Prizren’de görev yapan Türk öğretmenlerle görüştük. Bunlar, Belgrad’a giderek, Bosna-Hersek’ten gelecek olan öğretmenlerle birleşerek, topluca Türkiye’ye gidecekler ve orada bir süre, Türk Dili üzerine eğitim göreceklerdi.
Öğleden sonra Bedri Selim’in evine gittik. Karısı Cevriye Hanım, kızı Semra, oğlu Alp ve Ankara’da doğan Murat Ozan, kardeşi Kemal ve onun karısıyla çocukları ve bir de ablasıyla tanışıp, sohbet ettik.
Bilahare Hasan Mercan’ı evinde ziyaret ettik. Karısı Nurten hanım, kızı Adile, oğlu Ali ve yeni doğan bebeği gördük, sohbet edip, çay içtik.
Çok ilginç, ben temmuz aylarında Makedonya ve Kosova’da bulunduğum zamanlar, daima yağmur yağmaktadır. Nitekim, bu kez de, Priştine’de sürekli sağanak yağmur vardı ve yağış, aralıklı olarak devam ediyordu.
O akşam Bedri Selim, Nimetullah beni alıp, bir restorana götürdü. Ne yazık ki, barsaklarımın bozulması nedeniyle, yeyip, içemedim.
Priştine’deki üçüncü günün sabahında Nimetullah’ın komşusu Şemsi Meciyan geldi. Musiki ile meşgul olan bu zat ile tanışıp, sanattan, müzikten söz ettik. Sonra kalkıp, Tan Redaksiyonuna gittik. Bedri Selim ve Nevzat Hüdaverdi ile çeşitli konuları içeren sohbette bulunduk. O arada bana, Tan ve Çevren’de çıkan yazılarımın te’lif ücreti olarak 4500 Dinar verdiler.
Öğleden sonra Priştine Televizyonuna gittik. İrfan Morina beni canlı yayına aldı ve uzun süren bir söyleşi yaptık. Sonra Müdür Şakir Maksut, yapımcı Hamdi ve sunucu Elman Aksoy ile tanıştım. Sonra, Hasan Mercan ve İ.Morina ile, Televizyon binasının karşısındaki ber Cafeye oturup, bir şeyler içtik.
Daha sonra Nimetullah’la, Şefqet Pllana’nın evine gittik. Eşi Ayten hanım, kızı ile birlikte, her zaman olduğu gibi, candan, ikramlarda bulundu.
Ertesi gün Kosova’dan ayrıldım.
***
Bir yıl sonra, Üsküp’ten kalkan otobüsle, 31 Ağustos 1984 Tarihinde, Priştine otogara geldiğimde, sevgili Nimetullah Hafız’ı karşımda buldum. Yanında o tarihte Priştine Üniversitesi Türkoloji Bölümünde misafir hoca olarak görev olan İ.Güven Kaya vardı. Valizimi Nimetullah’ın evine bıraktıktan sonra Tan Gazetesi’ne gittik. Yönetmen Nevzat Hüdaverdi ve bazı gazeteci dostlarla görüşüp, yeni yayınlarını aldık.
Geceyi Nimetullah’ın evinde geçirdim.
Ertesi sabah kahvaltıdan sonra çıkıp, Kosovski Bojur Oteline giderek, Kosova Başkanlık üyesi olan Haşim Mustafa ile sohbet ettik.
Sonra Televizyona gittik. İrfan Morina benimle uzun bir söyleşi yaptı. Tesadüfen çocukluk arkadaşım, hemşehrim rejisör Yücel Çakmaklı da oradaydı. Yücel o sırada, bir filmin çekimlerini yapıyordu.
O gün Priştine televizyonunda iki kez kendimi seyrettim. Birincisi, İrfan Morina’nın yaptığı söyleşi, öteki ise, Hasan Mercan’ın Struga’da yaptığı röportajdı. Hasan’ın, Struga’ya katılan öteki Türkler’le yaptığı kısa röportajlar da o arada yayımlandı.
O akşam yemeğinde Nimetullah’larla birlikte, Güven Kaya ile muhterem eşleri Berat Hanım’ın misafiri olduk. Bu mutlu aile, evlerinde bizi çok güzel ağırladılar.
02 Eylül 1984 sabahı Priştine’de hava pırıl pırıldı. Kahvaltı yaparken Hasan Mercan geldi. Tacide Hanım, Ayla ve Erhan’a veda ederek Nimetullah ve Hasan’la otogara gittik. İki günlük Kosova seyahatim de sona ermişti…
***
23 Eylül 1986 sabahı, Üsküp’ten kalkan Kosova Trans otobüsü ile hareket ettikten 1,45 Saat sonra Kosova başkenti Priştine’ye geldim. Bir taksiye atlayıp doğruca Grand Oteline giderek yerleştim. Bir gün önce Türkiye’den Nail Tan ve Kamil Toygar gelmişler. Nail’le Kamil aynı odayı paylaşırlarken ben, duble yatıklı bir odada yalnız kalıyorum.
Öğle yemeğinden sonra, otelin arkasındaki Basın Sarayına giderek, Tan Gazetesi’ni ziyaret ettim. Ben Genel Yayın Yönetmeni Nevzat Hüdaverdi’nin odasında iken İrfan Morina ve Ethem Baymak, Nail’le Kamil’i de Tan’a getirdiler. Bir süre Tan çalışanları ile sohbet ettikten sonra çıkıp otele gittik. Akşama doğru Hasan Mercan, Hayrettin Gaş ve Meserret Morina otele geldiler. Bir süre de onlarla sohbet ettikten sonra, korzoya çıkıp biraz dolaştık.
Göç konusu, Makedonya’daki gibi, Kosova’da da güncelliğini koruyordu. Sırpça yayımlanan gazeteler de bu konuyu sürekli olarak işliyorlar. Belgrad’daki Büyükelçiliğimizde göç etmek isteyen 10 bin soydaşımızın dosyasının bulunduğunu söylediler. Salt Mamuşa’dan 50 aile, göç için başvuru yapmışlar. Peki, neden göç ediyor, Türkler ve hatta kimi Arnavutlar? Adını söylemedikleri Konsolosluktaki Arnavut asıllı bir görevlinin, göç etmek isteyen Arnavutlar’ı da, Türk kaydı ile, Türkiye’ye göndermekte olduğu da, bana verilen bilgiler arasındadır.
Böylesine göçler olurken, daha önce göç eden kimilerinin de, Kosova’ya dönmelerine ne demeli?… Ali Aksoy, Reşit Hanadan, Aziz Serbest vb.gibi Türkler, Türkiye’den Kosova’ya dönerek, Tan gazetesinde görev almışlar. Ali Aksoy’un oğlu Özbeyin Aksoy ise İstanbul’da yaşıyordu.
Folklorcular Birliği Kongresi
Ertesi sabah, XXXIII.Yugoslavya Folklorcular Birliği Kongresi başladı. Sekiz kişilik Düzenleme Kurulunun başkanı dostum Prof.Pllana, yardımcısı ise, Nimetullah Hafız. Şefqet Pllana’nın açış konuşmasını bizzat Türkçe’ye de tercüme etmesi, delegasyonumuzu memnun etti. Açılış oturumunda, MİFAD Başkanı olarak Kamil Toygar da bir konuşma yaptı. Açış konuşmalarının sürprizi ise, Çekoslovakya adına Bratislava’dan gelen Dr.Xenia Celnarova hanımın konuşmasından sonra, bize Türkçe seslenerek, selamlaması idi.
Açılış konuşmalarından sonra Priştine Radyo-Televizyon Kurumu Korosu, Debreli Bashkim Paçuku yönetiminde altı parçalık bir konser verdi. Çok sesli müziği güzel icra eden bir koro ve genç şefleri çok başarılıydı.
Daha sonra kokteyl verildi. Bu ülkelerde, böylesi toplantıların açılış konuşmalarını müteakip, kokteyl verilmesi gelenek halindedir. Öğleden sonra ise, iki seksiyon halinde, kongre çalışmalarına başlandı.
Akşam yemeğini otelde yedikten sonra Nail, Kamil, Nimetullah, İlker, İrfan Morina ve Enver baki ile birlikte Hasan Mercan’ın evine gittik. Bizden sonra birkaç kişi daha gelerek, Hasan’ın evini doldurdular. Ama Nurten Mercan hanım, öylesine hazırlık yapmış ki; herkes memnun kaldı. Hasan’dan ayrıldığımızda saat 24’ü geçiyordu. İrfan Morina bizimkileri arabasıyla götürürken, Nimetullah’la ben, otele yürüyerek gittik.
Ertesi sabah hava pırıl pırıldı. Kahvaltıdan sonra Nimetullah ile çıkıp, Tan Redaksiyonuna gittik. Tan’ın yeni yayımladığı kitaplarla birlikte, Tan ve Çevren’de çıkan yazılarımın te’lif ücreti olan 12.000 Dinarı aldım. Oradan Üniversiteye gittik. Televizyon bizim delegasyon üyeleriyle teker teker röportaj yaptı. Sonra Priştine Kütüphanesi’nde açılan Folklor Kitapları Sergisi’ni gezdik.
Bu arada kısaca, kongreyi düzenlenen Yugoslavya Folklorcular Birliği’ne de değineyim: YSFC’nin 6 Cumhuriyeti ile 2 Özerk Bölgesi’ndeki Folklorcular dernekleri, bir federasyon çatısı altında birleşmişler. Her yıl da, bir ülkede böylesi kongre yapıyorlarmış. Bu yıl Kosova’da yapılan kongre, gelecek yıl Bosna-Hersek’te yinelenecekmiş. Bu kez, kongre çalışmaları arasında bir de bu Birliğin Genel Kurul toplantısı yapıldı. Burada bütün birlikler kendi faaliyet raporlarını okudular.
Öğleden sonraki oturumlardan birinin başkanlık divanında görev yaptım. O oturumda TÜRKİYE VE KOSOVA FOLKLORUNUN BİRİBİRLERİNE ETKİLERİ konulu bildirimi de okudum.
***
Dostlar ve Zihinsel Sorular!
Kosova’da, her zaman olduğu gibi, can dostum Nimetullah, her an yanımızdaydı. Prof. Şefket Plana da, samimi olarak bizimle ilgilendi. Hasan Mercan ve Prizrenli dostlarımız, bizi ağırlamak için can atıyorlardı.
Bir akşam, Hayrettin Gaş, evine davet etti ve gece yarısına kadar sohbet ettik. Gaş, her gelişimizde karşımıza çıkıyordu. Makedonya’da da, Türkiye’den gelen Türkler’in peşindeydi. Kosova’dan Türkiye’ye davet ettiğim, Halk Oyunları Topluluklarının arasında da o vardı. Kosova’daki dostlarımız, kardeşinin polis olduğunu, kendisinin de, istihbaratçı olabileceğini söylemişlerdi. Bütün bunlar doğaldı ve bu soydaşımız, söylenen görevleri ifa ediyor olabilirdi.
Yugoslavya halklarından Boşnaklar’ın, Türkler’i çok sevdiklerini müşahade ettim. Peki kim bu Boşnaklar? Sırpça konuşan Müslümanlar mı? Yoksa, Balkanlar’a Osmanlı’dan önce gelen Türkler mi? Makedonlar da onları kendilerinden sayıyorlar. Ama önce Sırplar ve Makedonlar karar vermeliler; Boşnaklar Sırp mı? Makedon mu?…
Kongreyi izleyenlerin çoğu kadındı. Organizasyon da iyi yapılmıştı. Priştine’nin beş yıldızlı Grand Oteli, kongre üyelerine tahsis edilmişti.
Türkler
Kosova’ya yıllarca gidip geldim. Hiçbir zaman, Türkler’in sayıları hakkında sağlıklı bilgi alamadım. Bu seyahatte bana verilen rakam 10 bindir. Ama ben, çok daha fazla sayıda Türk’ün bu topraklarda yaşamakta olduğu kanaatindeyim.
Kosova’da resmi dil Arnavutça, Sırpça ve Türkçe. Bu dillerde radyo ve televizyon yayınları yapılıyor. Tabii, yayınların süresi, bu halkların, sayısal çoğunluklarına göre ayarlanıyor. Gazeteci Şakir Maksut, Kosova Turizm ve tanıtma Bakanı olmuş. Kültür bakanı Yardımcısı olan Bedri Selim’i de görevden almışlar! Hasta olan Bedri, iyileşince, önemli bir göreve atanacakmış. Üst düzey görevlerde olan Türkler de var. Sinan Hasani, Kosova üyesi olarak bulunduğu, YSFC Başkanı olarak görev yapmaktadır. O tarihte, Üniversitede Türkoloji Bölümü yoktu, ama sonraki yıllarda bu bölüm açıldı ve gelişerek devam etti. Türkiye’ye göç eden Kosovalı bazı ailelerin çocukları, yüksek tahsil için buraya geliyorlar.
Bir ara, Tan çalışanlarından Reşit Hanadan evine davet etti. Yeni evlendiği eşi, çay-kahve ikram etti ve önümüze çeşitli yiyecekler koydu. O arada radyonun Türkçe yayınını dinlerken, benimle yapılan röportajın yayımlanacağını duyurması, sürpriz oldu. Reşit bahçeli evini, kendisi gibi mamuşalı olan Alaattin M.İsmail’le paylaşıyor. Reşit, ilkokulu Salihli’de okumuş; babasının Prizren’e geri dönmesi üzerine de Kosova’ya gelerek, Tan gazetesinde göreve başlamış.
Reşit Hanadan Mamuşa’daki olumsuz gelişmelerden söz etti. Örneğin köyün imam sorunu vardı. Prizren şehrini yönetenler, Mamuşa yolunu yapmıyorlardı!
O arada Arnavutlar’ın Türkler’le Sırplar’a yaptıkları baskılardan da söz edildi. Sırplar yavaş yavaş Sırbistan’a göç ediyorlardı ve bu doğaldı. Ama, Türkler’e yapılan baskının nedeni ne ola ki?…
Bir ara Enver Baki, Kamil’le beni Süreyya Yusuf’un evine götürdü. Oğlu Taner ve eşi Fitnat Hanım memnun oldular. Ama dostları tarafından aranıp sorulmamaktan da yakındılar! Fitnat hanım, sohbet esnasında iki önemli olaydan söz etti: Birisi, Arnavut postacının, Tan Gazetesi’ni yere atması; ikincisi ise, “ne olur siz de Arnavut olsanız…” demesidir. Taner’in de yer aldığı Priştine’nin Gerçek KGSD Folklor ekibini ben İskenderun’a davet etmiştim. Taner orada, oğlum salih’le tanışmış olduklarını söyledi.
Kosova Gezisi
Kosova’daki son günümüzde, bir çevre gezisi yapıldı. Önce Gazi Mestan Türbesine gidildi. Oradan da Sultan Murat Türbesini ziyaret ettik.
Graçina Manastırını ziyaret ederken Şefqet Planla, “Türkler çok demokrat imiş, bu Manastırı onarmışlar, oysa Sırplar Viyana’dan Belgrad’a kadar 400 camiyi yıkmışlar” dedi.
Sonra meşhur mermer mağarasına gittik. Buradaki doğal sarkıkları, dikitleri hayranlıkla seyrettik.
Bir grup kongre üyesi Prizren’e gittiler. Ben Priştine’de kaldım. O arada Hafız Nusret morina geldi, kucaklaştık. Nusret’i, birkaç yıl önce, Konya’daki Tilavet-i Kur’an yarışmasından beri tanıyordum. Yanında kardeşi Alaattin İsmail de vardı.
O gece otelde veda yemeği vardı
Ve 29 Eylül 1986 günü Nail Tan’la birlikte Priştine’den Belgrad’a, oradan da önce İstanbul’a, sonra da Ankara’ya uçtuk.

Yazarın Diğer Yazıları