İrfan Ünver Nasrattınoğlu

KOSOVA -6-

İrfan Ünver Nasrattınoğlu

PRİZREN
Makedonya seyahatim tamamlandıktan sonra, beni almaya gelen için gelen Altay Suroy’un arabasıyla yola çıktık. Bu kez Üsküp-Priştine anayolundan, dağ yoluna saptık ve Şar Dağını tırmandık. Ormanların içerisinden geçerek, muhteşem doğa manzaralarını seyrettik. Kayak Merkezinin de bulunduğu İnex Otelinde konaklayıp, birer meşrubat içtik. Sonra yola devam ederek Prizren’e ulaştık.
Hukukçu olan dostum, Prizren’e varınca, önce Adliyeye uğradı; bölge mahkemelerinin de bulunduğu binadaki, odasında bir süre dinlendik. Bilahare İskender Muzbeg ve Aluş Nuş’la bir kahvehanede buluşup, sohbet ettik.
Altay’ın üç katlı malikanesine yerleştim. Böylelikle muhterem eşleri hanımefendi, kızı Dilek ve oğlu Duygu ile tanıştım. Çıkıp, İskender Muzbeg’in evine uğradık. Muhterem eşlerini, Eskişehir’den tanıyordum. İki oğlunu ve kızını, baldızını ve foto muhabiri bacanağı Sedat’ı da tanımış oldum. Sonra Doğru Yol KGSD’e uğradık. Zeynel Beksaç, Ethem Baymak, Aluş Nuş, İrfan Şekerci, Fahri Mermer ve Kosova Meclisi Başkan Yardımcısı Raif Vırmiça, dernekte musiki çalışması yapıyorlardı.
Akşam saatlerinde Altay eve giderken Aluş Nuş ve Zeynel Beksaç’la birlikte, Ethem Baymak’ın, 3-4 katlı malikanesine gittik. Burada Aluş’la Zeynel, enstrümanlar çalarken, Ethem’le ben de şarkılar-türküler okuduk.
Zeynel’le Ethem, gecenin ilerleyen saatlerinde beni Altay’ın evine bırakıp gittiler.
Gün boyu yorgunluk, ve geç yatmış olmamdan dolayı, ertesi sabah berbat bir şekilde kalktım. Pencereden dışarıya baktım, kale, sisten görünmüyordu. Hava da berbattı. Esasen gece de sabaha kadar yağmur yağmıştı. Altay’ın özenerek hazırladığı kahvaltıda bir şey yiyemedim. Bu nedenle çarşıya indiğimizde, bir çorbacıya girip, sirkeli sarımsaklı Prizren Paçası içtim. O ara, Ahmet İğciler’le karşılaştık. Ama midem çok kötüydü ve bu nedenle yoğurt alıp, eve döndük. Ayran yaparak içtikten sonra uzanıp yattım.
Akşama doğru Agim Rifat Yeşeren’in evine gittik. Bir süre sohbetten sonra korzoya çıktık. Zeynel’le Nusret Dişo, korzoda dolaşıyorlardı. Birlikte bir köfteciye girmiştik ki, Nimetullah Hafız ile Ahmet İğciler geldiler. Böylelikle, Prizren’deki dostlarımın bir çoğu ile, kısa zamanda görüşmüş oldum.
29 Temmuz 1989 sabahı, Bosna’ya müteveccihen yola çıktık. Mamuşa’nın kıyısından geçtik. Pirana üzüm bağları, Yakova – Küçük Kuruşa Köyü…ve ünlü Terziler Köprüsü, yol boyunca Altay Suroy’un bana anlattığı yerler oldu. Bu Terziler Köprüsü’nü, esnaf, aralarında toplanan paralarla yapmışlar. Gerçekten görkemli; yay gibi kemerleri ve oniki gözüyle, Drina Köprüsü’nden estetik bakımdan daha güzel bir köprü, burası…Altay, arabanın içinden, Yakova’daki ünlü Bektaşi Tekkesi’ni gösterdi. 1980’li yılların başlarına kadar tekkenin şeyhi, Kâzım Baba Bakali imiş. Bu zat daha önce Kalkandelen’deki Harabati Baba Tekkesi’nin şeyhi imiş, ama o tekkede ibadetin yasaklanması üzerine, Yakova’ya göç etmiş…Daha sonra yolumuzun üzerindeki Deçan’ı, kuş bakışı görerek geçtik. Burada da XIII.Yüzyıldan kalma bir manastır bulunuyor, bu Manastır, önceleri Sırp-Ortokods kilisesinin merkezi imiş…Ve İpek kentinde durduk. Mehmet Akif Ersoy’un doğum yeri…Akif’in babası Osmanlı Devleti tarafından buraya imam olarak atanmış. Hasan Kaleşi Akif’in, köken olarak, Anadolulu olduğunu söylemiş. Bu tarihi kentte bol su var. Şadırvanlar ve Eski Türk Çarşısı korunuyor…
Yola devam ediyoruz… Önümüzdeki Prokletiya Dağlarına doğru tırmanıyoruz. YSFC iç-içe geçmiş olan cumhuriyetler ve özerk bölgelerden oluşuyor. İşte Karadağ toprağına giriyor ve Rojaye Kasabasına ulaşıyoruz. Burası 1988 yılında, Yugoslavya Folklorcular Birliği’nin 35.toplantısını yaptığı kent. Nüfusunun çoğu Müslüman, ama Boşnak değil. Altay, bunların Peçenek oldukları kanısında. Belki de Avarlar’ın soyundan? Rojaye’de tomruklar işleniyor. İlginç bir de cami var. Polonya’nın Biavistok kenti çevresindeki Tatar köylerinde gördüğüm türden ahşap cami…Burada eski evler de korunuyor. Orman ve ağaç bol. Evlerin üzerindeki değişik gördüğüm kiremide, “şindra” diyorlar.
Sonra Bosna-Hersek topraklarına giriyoruz.
***
Sevgili Altay Suroy’la, Karadağ ve Bosna-Hersek turumuzu tamamladıktan sonra, 02 Ağustos 1989 tarihinde, tekrar Kosova’ya döndük.
Novi Pazar’dan ayrıldıktan sonra, yine doğal güzelliklerle dolu yollardan geçerek girdiğimiz kosova’da, Mitroviça’da grevin sona erdiğini öğrendik. Fakat, bir süredir karışık olan Kosova’da, sıkıyönetim devam ediyordu; ancak, gece soka çıkma yasağı da kaldırılmıştı.
Yolda yer yer, polis kontrolları yapılıyordu, kent girişlerinde askerler, tanklar vardı. Sokaklarda ise üçerli beşerli askeri timler devriye geziyorlardı.
Priştine’ye girmeden önce, Kosova Ovasında bir süre konakladık. Sultan Murat Türbesi, Gazi Mestan Türbesi ve Kosova Savaşlarını simgeleyen anıtı bir daha görüp, inceledik. Sırplar’ın, buraya böyle bir anıt dikmelerini yadırgamamak mümkün değildi. Zira, Kosova’da Osmanlı-Türk Ordusu galip gelmiş ve Kosova fethedilmişti. Yenilgi için anıt dikildiğini de ilk kez görüyordum.
Sultan Murat Türbesi’nin Türbedarı’nın kızı Şenay hanım, mavi gözlü, güzel bir Türk kızıydı. Sırpça, Arnavutça ve Türkçe’yi aynı güzellikte konuşuyor. Kızın, Arnavutça öğrenim gördüğünü öğrenen Altay üzülüyor ve şöyle diyordu:”Priştine’de oturuyor olsa, bu kızı arabamla okula getirir götürürdüm. Oradan ayrılırken de kıza bir miktar harçlık bırakmıştı.
Priştine
Priştine’ye ulaşınca, Nimetullah’ın Moşa Piyade sokağındaki 5 numaralı dairesine gittik. Tacide Hanım evdeydi. Az sonra da Nimetullah geldi. Altay beni, Hafız ailesine teslim ederek, Prizren’e müteveccihen, Priştine’den ayrıldı.
Nimetullah’la çıkıp, bir süre korzoda dolaşırken, Kosova’da olup bitenleri konuştuk.
Ertesi sabah, dinlenmiş olarak kalktım. Nimetullah, can dostum, beni rahat ettirmek için hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyor. Ben de, O’nun evini, kendi evim gibi benimsedim. Kahvaltıdan sonra Televizyona gittik. Zeynel Beksaç, benimle bir söyleşi yaptı. O arada, Türkçe Seksiyonunun şefi İlhami Kamil ve spiker Elma Aksoy ile de sohbet ettik.
O günlerde Kosova, gerçekten için için kaynıyordu. Miloşeviç denilen faşist, Tito’nun kurduğu güzelim sistemi alt-üst etmişti! Ben orada iken, Priştine’nin üzerinden jetler alçak uçuş yapıyorlardı. Bu bir gözdağı idi. Türk ve Müslümanlar tedirgindi; ama şöyle de bir, söylenti yayılmıştı: “Türk donanması Adriyatik denizinde konuşlanmış; ABD desteğinde, bekliyor!…” Sırp milliyetçiliğinin baskılarından bunalar Hırvatlar, Zagreb’de, yeniden yapılanmadan söz ediyorlardı…
Tan Gazetesi’ni ziyaret ederek İbrahim Arslan, İlhami, Bayram İbrahim, Reşit Hanadan, Alaattin İsmail, Enver Baki ve Şakir Maksut’la görüştüm. O tarihte, Tan’ın Genel Yayın Yönetmenliği görevini yapmakta olan Şakir, Tan’da yapmayı düşündüğü değişikliklerden söz etti ve bana büyük yakınlık gösterdi. Nitekim yeni yayın kurulları oluşturmuş ve Çevren Dergisi’nin iki ayrı dergi halinde yayımlanmasını planlamış. Böylelikle ayyuka çıkan Priştineli’ler ve Prizrenli’ler çekişmesini de sona erdirmeyi düşünmüş olmalıydı?…
Akşama doğru, sevgili Enver Baki’nin evine çay davetine gittik. Sonra da Hafızlar’ın evine döndük.
Tacide Hafız
Tacide Hafız, o tarihlerde, Kosova’da yayımlanan Türkçe kitapların sorumlu yönetmenliğini yapıyordu. Bir ara onu, Basın sarayındaki ofisinde ziyaret ederek, bilgiler aldım. Türkçe okuyan çocuklar için uzmanlar tarafından hazırlanan kitaplar, Tacide Hanımın süzgecinden geçiyor ve devletin genel politikası doğrultusunda yayımlanıyordu.
Tacide Hanım, Türkoloji dünyasının, özellikle de ülkemizin yakından tanıdığı, değerli bir bilgindir. Çok sayıda uluslar arası nitelikli bilimsel toplantılara bildirileriyle iştirak etmiş; sayısız makaleler ve birçok kitapların müellifi olmuştur. Birçok uluslar arası kuruluşun faal üyeleri arasındadır. Aynı zamanda, mükemmel bir annedir. Kızı Ayla ve oğlu Erhan’ın mükemmel yetişmelerinde, en önemli pay onundur.
Dostlar, Dostlar
Priştine Radyosu emektarlarından Ethem Baymak, her seyahatte olduğu gibi, bu kez de, benimle uzun bir röportaj yaptı ve o uzun röpartaj, bir saat süreyle yayımlandı. O sırada radyoda Nuhi Mazret ve Raif Kırkul’la da görüştük.
Bir ara Tan’da çalışan dostlardan Enver Baki’nin, Şakir Maksut adına ev sahipliği yaptığı yemekte Kemal Şaban, Nehar Şişko, Reşit Hanadan, Nimetullah Hafız da vardı.
Bilimsel arenadan tanıdığım dostlarım, Prof.Dr.Şefqet Planla, Latif Mulaku ile bilgi alış-verişinde bulunduk. Bir ara Enver Baki ile birlikte, Reşit Hanadan ve Alaattin İsmail’in birlikte paylaştıkları evi ziyaret ettik. Bu iki Mamuşalı genç gazetecinin, eşleriyle birlikte, çok iyi geçinmeleri bizi memnun etti.
Nimetullah’la birlikte ziyaret ettiğimiz kişilerden biri de Bayram İbrahim oldu. O’nu evinde ziyaret ederken, çocuklarının sayısını üçe çıkardığını öğrendik. Üç çocuğa rağmen karısı bizi ağırlamak için çırpınıp durdu. Bayram son derece velûd bir yazar. Tan’ın sayfaları arasında 3-4 yazısı birden yayımlanıyor.
Bir de Arif Bozacı’nın, Fatih Lokantası’nda verdiği yemekten söz etmeliyim. O gün Arif, sürekli olarak Nevzat’tan şikayetçi oldu… Esasen, bizim buralardaki soydaşlarımızın çoğu, birbirlerinden şikayet etmektedir.
Ayrılış
Ve 5 günlük Kosova seyahatini tamamlayıp, Nimetullah Hafız’ın otomobili ile, 07 Ağustos 1989 Tarihinde Üsküp’e müteveccihen, Priştine’den ayrıldım.

Yazarın Diğer Yazıları