KARDEŞ ÜLKE TOPRAKLARINDA
Kosovalı dostumuz Prof.Dr.Şefqet Pllana’nın otomobiliyle, Prof.Dr.Ahmet Edip Uysal ve Priştine Üniversitesi’nden Dr. Latif Mulaku ile birlikte, Üsküp’ten hareket ettik ve kısa bir süre sonra Kosova topraklarına girerek, Kaçanik’te mola verdik.
Kaçanik
Kaçanik’te bir kahvehaneye oturup çay içerken, oradaki Arnavut gençleri ve bazı yaşlı insanlarla sohbet ettik. O arada yanımıza gelen cami imamı ile Türkçe konuştuk.
Kaçanik’te, Koca Sinan Paşa tarafından H.1003 tarihinde inşa ettirilen ve onun adını taşıyan camiyi ziyaret ettik. Tavanı ve duvarları süslü, ve bakımlı camii görünce memnun olduk.
Öğrendiğimize göre Kaçanik’in merkez nüfusu 5 bin dolayında. Bağlı köylerle birlikte nüfus 30 bini buluyormuş. Burada 8 yıllık okuldan başka bir de lise varmış. Ortasından iki ırmağın aktığı Kasabanın kalesi restorasyon görmüş olmasına rağmen, birçok yeri dökülmektedir. Kasabaya egemen bir noktada bir motel inşa edilmiş. Havası güzel olan Kaçanik’te bir de sanatoryum bulunmaktadır. Tamamen Müslüman Arnavutlar’ın yaşadıkları kasabada, sadece 2 Sırp aile kalmış.
Gadime
Priştine’ye 20 Km.kala, ana yoldan 3 Km.içeride bulunan Gadime Köyü’nde, 1969 yılında Ahmet Aslan adlı bir kişi tarafından, inşa edeceği evi için tak çıkarılmakta iken, bir mağara bulunmuş. Bu mağara, zengin bir mağara turizminin doğmasına neden olmuş. Zira o yıldan sonra yapılan kazılar, araştırma ve incelemeler, bulguların gerçekten çok ilginç olduğunu ortaya koymuş. Mağara 80 milyon yıl önceye dayanan bir oluşumun tarihini yansıtıyormuş.
Zengin mermer yatakları bulunan Gadime Mağarası içinde 30 göl varmış. Bunlardan bazılarının derinliği 25 metreyi buluyormuş. Mağaranın 2, hatta 3 katlı olduğu sanılıyormuş. Mağarada dikitler, sarkıtlar ve buz gibi oluşumlar varmış ve bu oluşumlara ilginç adlar verilmiş. Şefqet beyin sayesinde bu mağarayı görmemiz, büyük bir şans olmuştur.
PRİŞTİNE
06 Ekim 1980 Tarihinde, Kosova’nın başkenti Priştine’ye ulaştığımızda akşam olmuştu. Grand Otel’e yerleştik. Otel tıklım tıklım doluydu. Türkiye’den Vedat Çetinkaya, Nurten İnnap ve Safiye Filiz gibi sanatçılar konser vereceklerdi. Lobi’de Priştineli Şair Mikro Gaşi ile tanıştık. Prof.Pllana’nın çevirisiyle, bize bir şiiri okudu. “Ben bir şiir için bir yıl çalışırım; bir yıl o şiirle yatar kalkarım” diyen şair, sürekli yılan motifi işliyor. İlginç bir insan!…22 yılda 3 şiir kitabı yayımlamış.
Kosova sözcüğünün anlamını da Şefqet Beyden öğrendim: “Kos” kuş demek, Kosova ise “Kuş Ovası” anlamını içermektedir.
Tan Gazetesi
Ertesi sabah Arif Bozacı otele gelerek, bizi Tan Gazetesi’ne götürdü. Baş ve Sorumlu Yazar Nevzat Hüdaverdi, Enver Baki, Bayram İbrahim, Şerafettin Ömer, Musa Dindar ve Şefqet Pllana bizi karşıladılar. Orada bir hayli sohbet ettik, hasret giderdik ve Kosova programımızla ilgili görüş alış-verişinde bulunduk.
O gün öğle yemeğini Enformasyon Bakanı Yardımcısı Bn.Miloyeviç, Nevzat Hüdaverdi, Arif Bozacı ve Dr.Nimetullah Hafız’la birlikte “Rugova Restoran”da yedik. Bölgeye özgü folklorik malzemelerle donatılan bu restoranın yemekleri de, sohbetimiz gibi güzeldi.
Yemekten sonra Nimetullah’ın otomobili ile Prizren’e hareket ettik. Tacide Hanımı eve bırakıp, hemen, 18 Km.ötedeki Mamuşa Köyü’ne hareket ettik. Mamuşa dönüşü Nimetullah’ın evinde biraz konakladık, Korzoya çıktık, sonra da Nevzat Hüdaverdi’nin otomobili ile Piriştine’ye döndük.
Daha sonraki günlerde de fırsat buldukça Tan Redaksiyonuna uğradık. O zamanlar, Tan’ın ödenekleri de fazlaydı ve bol te’lif ücreti ödüyorlardı. Nitekim bu kez de bana, Tan ve Çevren’de yayımlanan yazılarımın karşılığı olarak 3448 Dinar verdiler. (O tarihte 1 Dolar, 28 Dinar’dı)
Enformasyon Bakanlığı
Oradan, Enformasyon Bakanlığı’na giderek, Bakan Yardımcısı Bn.Yorgovanka Miloyeviç’ten bilgiler aldık. O tarihte Kosova, Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti bünyesinde, Özerk Bölge statüsünde idi. Bölgedeki basın-yayın ve kültür faaliyetleriyle ilgili olarak aldığımız bilgileri, Bn.Miloyeviç’in ağzından nakletmek isterim:
Kosova’da günlük Rilindiya ve Yedintvo adlı Arnavutça iki, Tan adlı Türkçe haftalık bir gazete çıkmaktadır.Ayrıca her dilde dergiler de vardır. Örneğin Tan Redaksiyonu tarafından aylık Çevren ve Kuş dergileri yayımlanmaktadır. Yayın işleri için devlet, geçen yıl, 20 Milyar Dinar ödenek ayırdı.
Radyo ve televizyon, bölgesel yayınlar yapmaktadır. Hükümet Kosova’nın kültür ve eğitim alanında gelişmesine özen gösteriyor. İkinci Dünya Savaşından sonra, halkın yüzde 80’i cahildi. Basın-Yayın yolu ile yapılan eğitimler sonucu cahillik oranı yüzde 20’ye düştü. Basın-Yayın faaliyetleri, anayasa gereğince, Arnavutça, Türkçe ve Sırpça yapılmaktadır. Nüfus oranına göre radyo ve televizyon yayınlarının süresi saptanıyor.
1971 sayımına göre Kosova’nın nüfusu 1,5 milyon olup; nüfusun yüzde 80’i Arnavut, yüzde 17’si Sırp ve Karadağlı, yüzde 3’ü Türk’tür.
Kosova Televizyonu her gün 7 saat, üç dilde neşriyat yapmaktadır. Ayrıca Belgrad’ın birinci ve ikinci kanallarını da halkımız izlemektedir. Radyo birinci programı günde 12, ikinci programı 6 saat yayın yapmaktadır. Ayrıca yerel radyolar da vardır. Yapılan ankete göre halk daha çok haber, müzik ve mizah programlarını izliyor.
Piriştine televizyonu, Fadil Hoca’nın savaş anılarını yansıtan Îlkyaz Gecikince” adlı bir dizi film çekti. Bu film, Pula film festivalinde ödül kazandı. Sonra Devrimci Sinan Hasani’nin savaş yıllarındaki yaşamını konu alan “Rüzgar ve Kayın Ağacı” adlı film çekildi.
Piriştine Üniversitesi’ne 35 bin öğrenci var. Hariçten gelenlerle bu sayı 40 bini aşıyor. Üniversite bünyesinde 10 fakülte bulunuyor. Priştine bugünkü yapısıyla bir gençler kenti oldu. Nüfusun yüzde 50’si genç. Bu durum Piriştine’ye dinamizm sağlıyor. İki yıl önce de Atademi kuruldu.
Profesyonel Bölge Halk Tiyatrosu var. Burada Arnavutça ve Sırpça oyunlar sahneleniyor. Bir de Bale Grubu oluşturuldu.
Güzel Sanatlar Galerisi’nde sürekli sergiler açılmaktadır. Eğitimde de gelişmeler kaydedildi. Birçok yeni okullar açıldı. Halkımızın yüzde 90’ı eğitimden geçti. Sağlık konusu da ele alındı; Tıp Fakültesi’ne bağlı klinikler açıldı. Kendi kadrolarımızı oluşturduk.”
Kütüphane
Enformasyon Bakanı Yardımcısı ile yaptığımız görüşmeden sonra, Kütüphaneyi ziyaret ettik. Burada Müdür Bedri Hüsa’dan ayrıntılı bilgiler aldık. O tarihte, Piriştine’deki görkemli bina henüz tamamlanmamıştı. Eski bir evi Kütüphane olarak kullanıyorlardı. Bedri Hüsa bize şunları anlattı:
“Bütün Yugoslavya’nın en mükemmel Bölge ve Üniversite Kütüphahesi inşaatı, bir ay sonra bitecektir. Burada Desimal sisteme göre tasnif edilen 450 bin kitap var. Dünyadaki birçok kütüphane ile kitap değiş-tokuşu yapılacak. Yakında bilgisayar sistemine geçilecek. Eleman yetiştirmek için ortaokul ve liselerde “Dökümantasyon” dersi bulunuyor. Yeni binanın faaliyete geçmesiyle birlikte Kütüphanede 230 kişi çalışacak. Depo, üç kat yerin altında olacak. Burada gerekli soğutma tesisatı bulunacaktır. Okuma salonu 500 kişiliktir. Ayrıca 200-300 kişilik salonlar da vardır.Bilimsel araştırma yapacak olan kişiler için özel çalışma odaları bulunmaktadır. İstenilen bir kitap 3 dakika içinde okuyucunun elinde olacaktır.”
Kosova Arşivi
Şefqet bey bir ara bizi, Kosova Arşivi’ne de götürdü. O günlerde, ölen Müdürün yerine henüz atama yapılmadığı için, yönetim vekaletle yürütüyordu. Edindiğimiz bilgiye göre, arşiv, 1951 yılında kurulmuş. Uzun süre eski binalarda çalışmışlar. 1977’de bugünkü binasına taşınmışlar. 36 kişi çalışıyormuş. Genel olarak Tasnif, Koruma ve Dış İlişkiler olmak üzere, üç şubesi varmış. Yılda bir “Yıllık” yayınlıyorlarmış. İki yıl önce “Prizren Birliği” ile ilgili bir sergi açmışlar. Bununla ilgili iki ciltlik bir de kitap yayımlanmış. Çalışanların mesleki tekamüllerini sağlamak amacıyla, seminerlere katılıyorlarmış.
Arşivde, bir yandan yeni belgeler tasnif edilirken, öte yandan eskimiş olan malzemeler tamir edilerek korunmaktaymış…
Mamuşa
3 bin nüfuslu Mamuşa Köyü, yaşayanların yüzde 90’ı Türk olan bir yerleşim birimi. NATO askerleri Kosova’ya yerleşirlerken, Türk Taburu’nun Mamuşa’da konuşlanmasının önemli bir nedeni de budur. Bu köyde halk, gönlüyle, yüreğiyle Türkiye’yi yaşamaktadır. Türkçe Tan Gazetesi’nin en çok okunduğu yer de burasıdır. Yaklaşık 500 kişi bu gazeteyi okumaktadır.
Mamuşa için “Prizren’in Bahçesi” diyorlar. Doğrudur. Çünkü, Prizren’in ihtiyacı olan sebzeler burada üretilip, Prizren’e gönderilmektedir. Ne var ki köyün içme suyu ihtiyacı bulunmaktadır. O tarihlerde ihtiyaç, tulumba ile çekilen kuyu sularından karşılanmaktaydı.
Halk, imece usulü ile, köy camiini yeniden inşa etmiş. Sadece, malzemeye para ödemişler. Henüz yerine asılmayan avizenin, Türkiye’den gönderildiğini söylediler ve bununla kıvanç övünüyorlardı. Bir başka övünç nedeni ise, minareye daha önce 122, şimdi ise 133 basamaklı merdivenle çıkılmakta oluşudur.
Köyde kahvehane yoktur! Caminin imamlığını, babası merhumdan devralan genç Nusret Morina yapmaktadır.
Doburçan
Bir gün, Tan’ın Moskovski marka otomobili ile, Musa Dindar’ın rehberliğinde Doburçan’a gittik. Yolumuzun üzerindeki Nobırda kentinden geçerken Musa aynen şunu söyledi: “Burası çok eski bir yerleşim yeridir. Londra nüfusunun 8 bin olduğu dönemde, Nobırda’da 40 bin kişi yaşıyordu!…”
Gilan’ı durmadan geçerek Doburçan’a geldik.Vaktiyle bir Türk köyü olan Doburçan, 1958 yılında Türkiye’ye yapılan göçlerden sonra, Arnavut kentine dönüşmüş. 500 haneli köyde 4500 kişi yaşamaktadır. “Pırlepnitsa Deresi”, Doburçan’ı ortasından ikiye bölerek, akıp gidiyor. Bu derenin kaynağında bir baraj inşa edilmiş. Amaç içme suyu yetersiz olan Gilan’a buradan su götürmekmiş.
Doburçan’da 2 tane cami var. Bunlardan birisi bakımlı ve dayalı-döşeli. Avlusuna da yeni bir şadırvan yapmışlar. Köyün imamı da dahil, orta yaşlı bazı insanlar, halâ camiye bir şeyler eklemek heyecanı içindeler. Namaz kılınan yerlere postlar sermişler.
Köy merkezinde bulunan “Süleyman Ağa Çeşmesi”ni, 1958 yılında Türkiye’ye göç eden Süleyman adlı bir Türk yaptırmış.
Kasabanın 8 sınıflı okulunun adı, “Nazım Hikmet”. Bu okulda Arnavut ve Türk çocukları yan-yana öğrenim görüyorlar. Köyde yaşayan Türkler’in evlerinin geniş kapıları boyalı olup, üzerlerinde Ay-Yıldız nakşedilmiş. Bu durum ne kadar hoşumuza gitti ise, ülkeyi ve kasabayı yönetenlerin hoşgörülerini de takdir etmemek elde değildir. Esasen tüm Yugoslavya’da yaşayan Türkler, “Anaülke” dedikleri Türkiye’ye yürekten bağlıdırlar. Türkiye’nin o tarihlerdeki istikrarlı ve iyi durumu, onları sevindirmektedir.
Gilan
Doburçan İmamının oğlu Öğretmen Hasan Bey, bizi evine davet etti, ama zamanın kısıtlı oluşu nedeniyle gidemedik. Hasan Hoca İstanbul’da İmam-Hatip okulunda öğrenim görmüş. Ülkesine dönünce fakülteye girmiş, şimdi de doğduğu yerde gençleri eğitmektedir.
Gilan’da, Türkçe eğitim de yapılan Liseyi ziyaret ettik. Türkçe konuşan Müdür ve İngilizce öğretmeniyle bir süre sohbet ettik. Sonra Türk çocuklarının sınıfına girdik. Çocuklardan birisi, Nazım Hikmet’in “Güneşe Gidiyorum” dizeleriyle başlayan ünlü şiirini okudu.
Ne yazık ki, Gilan’da fazla kalamadık, kent içinde biraz tur atıp, Piriştine’ye dönmek üzere yola çıktık.
Piriştine’ye gelince doğru Tan Redaksiyonuna gittik. Nimetullah bizi bekliyordu, Orada bir süre, Türk Dili üzerine sohbet ettik
Akşam yemeğinden sonra Musa Dindar ile İrfan Morina otele geldiler. İrfan Morina Mamuşalı, Şarkiyat mezunu bir genç. Piriştine televizyonunda çalışıyor; ama üniversiteye intisap ederek doktora yapmayı amaçlıyor. Birlikte çıkıp bir kahvehaneye giderek sohbet ettik.
Piriştine’de Son Gün
Ertesi sabah, İrfan Morina ekibiyle birlikte gelerek, Grand Otelin asma katında, bizimle, televizyon için röportaj yaptı.
Sonra Tan Redaksiyonuna giderek, oradaki arkadaşlara teşekkür ettik ve vedalaştık.
Daha önce görüşebilme olanağını bulamadığımız, Türk asıllı Başkanlık Başkanı (Cumhurbaşkanı) Yarndımcısı Türk asıllı Beyto Nobırdalı’yı da ziyaret ettikten sonra, son ziyareti, bize ev sahipliği yapan Enformasyon Bakanlığına yaparak; Bakan ve Yardımcısıyla görüştük ve teşekkür ederek ayrıldık.
Prizren
Prizren’e varınca, doğru Nimetullah’ın evine giderek; Tacide Hanımın hazırladığı sofraya oturduk. Nimetullah’ın “Beyaz çay” olarak tanımladığı rakının olduğu sofra mezelerle donatılmıştı.
Yemekten sonra çıkıp, çarşıda dolaştık. O arada Türk gençlerinin yer aldığı Doğru Yol Derneği’ne uğradık. Gerek bu derneğin, gerekse Arnavutlar’ın Agimi adlı derneğin halk oyunları topluluklarını ben, Türkiye’deki festivallere davet etmiştim davet etmiştim.
Prizren’deki çarşı esnafı, her haliyle ve dükkanlarıyla, Türkiye’yi andırıyor. 40 bin nüfuslu kentte eski zenaatlar da icra ediliyor. Örneğin bıçakçı Ali Usta…Bir örs, körükle işleyen bir ocak ve elde yapılan bıçak üretimi…
Dönüş
Kosova Turizmin otobüsü ile, 11 Ekim 1980 sabahı, Türkiye’ye müteveccihen Prizren’den ayrıldım.
Yazarın Diğer Yazıları
Moldova Cumhuriyeti’nde Kurulan Gagauzya Türk Devleti Ve Büyükelçi Ender Arat
14 Ağustos 2026 01:12Kırk Arabalık Nakliye Kolu Kumandanı Bilecikli Ayşe Çavuş
13 Ağustos 2026 01:08Milli Mücadele Milis Kumandanı İpsiz Recep
12 Ağustos 2026 01:08Azerbaycanlı Şair-Yazar-Akademik Neriman Hasanzade (Ardından)
11 Ağustos 2026 01:06Milli Mücadelede Vanlı Kadın Kahraman GAZİ SÜREYYA SÜLÜN
10 Ağustos 2026 01:04